AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 | Bilinmeyenler |

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Kevin Lathron Pratt
Muggle *lütfen bir rütbeye başvuru yapınız*
avatar

Mesaj Sayısı : 537
Yaş : 23
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Gücün Laneti
Rp Yaşı : 30
Patronus : Lethifold
Özel Yetenek : Zihnefendar ~ Animagus
Kayıt Tarihi : 15/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: | Bilinmeyenler |   Ptsi 23 Mart 2009, 00:10

Konu:

Rowling'in Ölüm Yadigarları'nda savaş bölümünde olay döngüsünün sadece Harry'nin etrafında döndüğü eminim ki kimsenin gözünden kaçmamıştır.
Peki böyle olunca biz ne kaçırdık?

Ron ve Hermione'nin, Sırlar Odası serüvenini.
Remus ve Tonks'un ölümünü.
Hagrid'in olayları duyması ve daha nicelerini...


Ve ben bunun büyük bir eksiklik olduğunu düşünerekten böyle bir işe girmeyi denedim. Her satırını son derece özen göstererek yazdım ve okuyucuyu bayacağını düşündüğüm bazı bölümleri eleyerek hikayemi sonlandırdım.

Uzun bir süredir fic yazmayı düşünüyordum ama konu kıtlığı çektiğimden bir türlü başlayamıyordum. Sonunda konuyu buldum ve başladım. Ve sanıyorum ki güzel bir şeyler başardım.

Umarım ki sizler de böyle düşünürsünüz.



P.S.: Kitabın yeni çıktığı zamanlarda yazdım bunu o yüzden biraz fazla şey, küçük. xD Şimdi yazsam eminim daha kaliteli bir şeyler çıkacaktır. Neyse...xD



_________________


En son Kevin Lathron Pratt tarafından Salı 19 Ocak 2010, 11:15 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kevin Lathron Pratt
Muggle *lütfen bir rütbeye başvuru yapınız*
avatar

Mesaj Sayısı : 537
Yaş : 23
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Gücün Laneti
Rp Yaşı : 30
Patronus : Lethifold
Özel Yetenek : Zihnefendar ~ Animagus
Kayıt Tarihi : 15/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: | Bilinmeyenler |   Ptsi 23 Mart 2009, 00:25

Part 1 | Bölüm 1:

“Crucio!”
Ölüm yiyen havalandı. Havada, kıvranarak ve acıyla uluyarak, boğulmakta olan bir adam gibi debelendi ve sonra da çatırtıyla ve kırılan cam sesiyle bir kitaplığın ön tarafına çarptı, baygın halde yere devrildi.
“Bellatrix’in demek istediğini şimdi daha iyi anlıyorum,” dedi Harry, kan beyninde gök gürültüsü gibi dolaşırken, “ gerçekten de kastetmen gerekiyormuş.
“Potter!” diye fısıldadı Profesör McGonagall, kalbini tutarak, “Potter – buradasın! Ne -? Nasıl -? Toparlanmaya çalıştı. “Potter, bu yaptığın şey budalacaydı!”
“Size tükürdü,” dedi Harry.
“Potter, ben – çok şeydi hareketin –
kahramanca - ama anlamıyor musun -?
“Evet, anlıyorum,” diye onu temin etti Harry. Nedense McGonagall’ın paniğe kapılması Harry’i sakinleştirmişti. “Profesör McGonagall, Voldemort yolda…”

______________________________________________________

İhtiyaç Odası’nda herkes olacakları sabırsızca beklerken birbirleriyle konuşuyordu. Fred ve George bir köşede onları dinleyenleri esprileriyle güldürüyor, Seamus ve Dean uzun zamandır görüşmediklerinden birbirleriyle hasret giderircesine konuşuyorlardı. Ginny bir köşede kırmızı bir minderde sessizce oturuyordu. Cho bir minderin üzerinde oturmuş birkaç saniyede bir Ginny’e ters ters bakıyordu. Ron, Hermione ve Neville’se hala oldukları yerde konuşuyorlardı.
“Snape nasıl peki size karşı?” diye sordu Ron.
“Ah. Snape…” dedi Neville yere bakarken gülerek. Sonra onlara döndü ve devam etti. “İşte Snape’i anlamak çok zor. Carrow’ların yanında gerçek bir Ölüm Yiyen gibi davranıyor. Bize bağırmalar, kızmalar, lanet savurmalar, adını sen koy. Ama onlar etrafta yokken daha farklı bir Snape var. Bunları Luna ve Ginny’e de söyledim ama dinlemediler beni. Onun odasından Gryffindor’un Kılıcı’nı çalmaya çalışırken yakalandığımız da ciddi anlamda bizi mahvedeceğini düşünmüştüm. Ama ne yaptığını biliyor musunuz?” diye sordu Neville.
“Hagrid’le birlikte Yasak Orman’a gönderdi sizi,” dedi Hermione gülerek.
“Bizi Hagr… Siz nerden biliyorsunuz?” dedi Neville tam anlamıyla afallayarak.
“Uzun hikaye Neville. Boş ver,” dedi Ron, Hermione’nin gülmesine eşlik ederek.
Ama Neville yine de onlara soran gözlerle bakmasını sürdürdü.
Hermione’de, Ron’la göz göze geldi. Ron’da başını sallayınca anlatmaya başladı. “Sirius’un evinden Phinneas Nigellus’un portresini bulduk.” Neville anlamamış gibi bakıyordu. “Biliyorsun… Eski müdür. Slytherin başkanıydı,” diye devam etti Hermione, Neville’e bir şeyler hatırlatmaya çalışarak.
Neville bir an kafasını yokladı ve sonra aklına geldi. Müdür odasında sürekli öğrencileri aşağılayan portredeki adamdı bu. “Evet,” dedi Neville hatırladığını belirterek.
Bu sefer Ron devam etti. “İşte… Hermione’nin aklına geldi. Biz oradayken onun portresini aldı. Bir tane de orada var çünkü eskiden Sirius’un büyük büyük babasıymış. Ya da daha büyük babası,” dedi Ron gülerek ve devam etti. “Portresini çantasına attı. Her neyse o günden birkaç ay sonra öğrendik o haberi. Onunla konuşmak için portresini çıkardık ve sizin haberinizi aldık. Ondan sonra da…” dedi Ron ve konuşurken sesi kısıldı ve yüzü kızararak Hermione’den özenle gözlerini kaçırdı.
“Tamam,”dedi Neville. “İşte o akşamdan sonra nedense bana daha farklı göründü Snape. Ama bilmiyorum. Sonuçta Dumbledore’u öldüren o.
Ron’da Hermione’de cevap veremedi. Neville’de konuşmanın bittiğini düşünerek Fred ve George’a doğru yürüdü.


______________________________________________________

Onun yüzünden böyle olmuştu ilişkileri. Onun aptallıkları, kıskançlıkları… Cedric’ten bahsetmeleri. Ne gerek vardı ki? Şimdi onu yeniden görünce ona karşı bir zaafı olduğunu kabul etmişti. Uzun zamandır da böyle düşünüyordu zaten ama çok ufak bir umudu vardı.
Ama şimdi her şey daha farklıydı. İkisi de buradaydı.
Hayır dedi kendi kendine. O Ginny ile birlikte.
Ama hala seni seviyor
Hayır sevmiyor. Saçmalama!
Bana sevmemesi için bir sebep gösterir misin?
İlla ki bir sebebe mi ihtiyacım var.
Tabii ki…
Peki ya sebep gösteremezsem?
O zaman hala onu seviyorsun demektir, güzelim.
Hayır, bir sebebim yok ve onu da sevmiyorum.
Seviyorsun…
Sevmiyorum…
Seviyorsun…
“Sevmiyorum,” diye bağırdı Cho. Herkes bir anda Fred’in biraz önce yaptığı espriye gülmeyi bırakıp Cho’ya döndü. Cho’da Ginny ile göz göze geldiler ama ikisi de hemen gözlerini kaçırdılar.
“Tamam yahu. Niye bağırıyorsun. Fısıldaman yeterdi,” dedi George masum bir çocuk gibi.
“Bağır Chang bağır. İçini dök. Belki birkaç kilometre ötede seni duymayanlar hala olabilir,” dedi Fred kardeşinin aptallığına gülerek.
“Sanki bu anı daha önce de yaşamıştım,” dedi George, Fred’e dönerek.
“Hayır,” dedi Fred ve başını yere eğdi. “Yaşamış olamazsın.” Ama nedensiz -başını yere eğdiğinde bile belli olan- bir şekilde kızarmaya başlamıştı.
“Evet, yaşadım,” dedi George kararlılıkla. “Bir dakika. Şimdi gelir aklıma,”dedi düşünceli bir edayla ve bir saniye sonra “Aa,” dedi birden ve Fred’e sanki Paskalya bir ay önce gelmiş gibi gülerek döndü.
“Sana susman için 10 galleon veririm,” dedi Fred hemen.
“Anlaştık. Ver bakalım.”
“Lanet olsun George savaşa geldik. Buraya da yanımda parayla gelemem değil mi?”
“Arkadaşlar. Fred, iki sene önce Harry’e yaptığımız bir esprinin aynısını yine yaptı,” dedi George muzaffer bir edayla.
“Lanet olsun,” dedi Fred herkes gülmeye başladığında.


______________________________________________________

Ron şimdi George’un rezilliğine gülenlerin arasından düşünmeye çalışıyordu. Yanında Hermione vardı ama ona bakmıyor o da George’un rezilliğine gülüyordu. Ron şimdi düşünmeye başlamıştı da hem kupa vardı hem de Kayıp Diadem. Diadem’i bulsalar bile bunların ikisini de nasıl yok edeceklerdi ki? Kılıçlarını Griphook almıştı ve o olmadan hiçbir şey yapamazlardı. Lanet olası cüce diye düşündü Ron. Yerdeki kupaya gözlerini dikmiş düşünürken aniden gözlerinin önünde bir şeyler çaktı.
Kovuk. Hemen sonra kendi odasın da o, Harry ve Hermione’in konuşması ve bir an sonra. Hermione’nin yerde yanlarına alacakları kitapları ayırırken En Karanlık Sanatın Sırları kitabını onlara göstermesi.
Ve bir an sonra aradığı cevabı buldu.
Büyük bir mutlulukla kupayı aldı Hermione’ye döndü ve onun hala ikizleri dinlediğini gördü. Belli ki ikizler günündeydi.
“Hermione?”
“Seninle konuşmalı mıyım bilemiyorum Ronald Weasley,” diye cevap verdi Hermione ona bakmadan.
“Hadi ama Hermione. Ta ne zaman kapanmadı mı o defter,” dedi Ron perişan bir halde. “Yani ben geldiğim akşam zaten yeteri kad-“
Ama kızın bakışlarını görünce sustu ve konuyu değiştirdi.
“Gel benimle. Sanırım bir şey buldum.”
“Ne? Ne buldun?”
“Sen gel sadece. Yolda anlatırım,” dedi Ron ve Harry’nin çıktığı yolu takip ederek çıkışı buldu. Hermione’de hemen arkasındaydı.
Sessizce dışarıya adımlarını attılar ve birinci katta olduklarını fark ettiler.
“Gel,” dedi Ron sadece ve koşmaya başladı. Hermione’de güç bela ona yetişmeye çalışıyordu. Ron’un bacakları onunkilerden daha uzundu ve bu ona yetişmesini daha da güç kılıyordu.
“Ron! Nereye gittiğimizi söyleyecek misin?”
“Tabii ki Sırlar Odası’na Hermione.”
“Ne? Saçmalama Ronald Weasley. Ne işimiz var orada,” dedi ve gözleri kupaya kaydı ve bir an sonra kendi sorduğu soruya kendi cevabını verdi.
“Basilisk.”
“Evet, harika değil mi? Gel hadi.



Part 1 Bölüm 2

“Profesör, okula barikat kurmalıyız, artık geliyor!
“Çok iyi. Adı Anılmaması Gereken Kişi geliyor,” dedi diğer öğretmenlere. Sprout ve Flitwick soluklarını tuttu. Slughorn ise pes perdeden inledi. “Potter’ın Dumbledore’un emriyle şatoda yapacak bir işi var. Potter yapması gerekeni yaparken, biz de becerebildiğimiz her tür korumayı yerleştirmeliyiz.”
“Yapacağımız hiçbir şeyin Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’i sonsuza kadar dışarıda tutamayacağını biliyorsun elbette, değil mi?” diye ciyakladı Flitwick.
“Ama onu oyalayabiliriz,” dedi Profesör Sprout.
“Teşekkürler Pomona,” dedi Profesör McGonagall ve iki cadı, kasvetli ve anlayışlı bakışlarla birbirlerine baktı. “Okulun etrafında temel koruma öneriyorum, sonra da öğrencilerimizi toplayıp Büyük Salon’da buluşalım. Çoğu buradan çıkarılmalı, ama reşit olanlardan kalıp da savaşmak isteyen olursa, bence onlara bu şansı vermeliyiz.”



______________________________________________________


Ron ve Hermione okulun koridorların da ihtiyatlı bir şekilde ilerliyorlardı. İkinci kata geldiklerin de tuvalete doğru ilerlemeye başladılar. Tuvaletin önüne geldiklerin de Ron, Hermione’yi buyur ederek kapıyı açıldı ve geri çekildi. Hermione’de sırıtarak içeri girdi. Ron arkasından gelip kapıyı sessizce kapattı.
“Evet?” dedi Hermione, Ron’a bakarak.
Ron kupayı yere bırakırken, “Ne?” dedi.
“Sırlar Odası’na ben hiç
gitmedim Ronald, sen gittin. Nasıl gideceğiz ki içeri?”
“Ha! Evet. Şuradan,” dedi lavabolara ilerlerken ama aniden durdu. “Hermione?”
“Efendim?”
“İçeri - içeri girerken
Çataldili konuşmak gerekiyor,” dedi Ron gelecek olan tepkiden korkarak.
“Lanet olsun,” dedi Hermione. “Peki bu neden şimdi aklına geliyor Ron? Ne yapacağız şimdi. Geri dönelim.
“Hayır,” dedi Ron. “Ben – ben konuşabilirim. Yapabilirim.”
“Saçamalama Ronald. Bilmediğin bir dili konuşamazsın.”
“Hayır, yapabilirim. Sen hiç Harry’i Düello Kulübü dışında Çataldili’nde konuşurken görmedin. Oysa ben gördüm. Sırlar Odası’na girerken de madalyonu açarken de. Bence yapabilirim.”
“İyi o zaman
başardığında beni uyandırırsın,” dedi Hermione ve yere çöktü.
Ron ona bakarak düşündü:
Ne kadar da kendini beğenmiş. Sonra da böyle düşündüğü için gülerek musluklara döndü ve Sırlar Odası’na açılan musluğu aramaya başladı. Muslukları tek tek yoklarken üçüncüsün de doğru musluğu buldu. Konsantre olmaya çalıştı.
Gözünün önüne Harry geldi. 5 yıl önce o da böyle yapmıştı. Karşısında bir
yılan olduğunu hayal ederek konuşmuştu. O da yapabilirdi. Neden yapamasın ki? Çok da zor değil diye düşündü. Ve konuştu.
"Açıl," dedi. Ve umutla Hermione’ye baktı. Kız sessizce kafasını iki yana salladı. Ve Ron süngüsü düşmüş bir şekilde önüne döndü. Tekrar denemek için ağzını açtı…



______________________________________________________

İhtiyaç Odası’nda hava hala aynıydı. Ginny bir köşede oturmuş Harry’i düşünüyordu. Geçmişlerini… Ne kadar geçmişleri olmuştu ki? Çok az. Bunu Harry’de söylemişti zaten Dumbledore’un cenazesinde konuşurlarken.
Keşke sana daha önce çıkalım deseydim demişti Harry. Onca zamanımız olabilirdi… aylar… belki yıllar.
Şimdi o günü düşünüyordu da Ginny, ayrılmaya karar vermişlerdi. Uzun bir süre görüşmemeye karar vermişlerdi. Harry’nin saçmalıkları diye düşündü Ginny
O sadece senin iyiliğini istiyor.

Belki diye düşündü Ginny. Onu seviyordu. Çok seviyordu. Ondan ayrı kalmaya dayanamıyordu ve onu çok özlemişti.
Ama belli ki o beni hiç özlememiş. Geldiğimde ne selam verdi ne de yanıma geldi.
Bu kadar şeyin ortasında seni düşünmesini bekleyemezsin değil mi?
Düşünmesini değil yanıma gelip konuşmasını istedim sadece.
Çok kaprislisin…
Ginny kendine geldiğinde tekrar düşünerek kendine kızdı. Neden böyle düşünüyordu ki. Onu çok seviyordu ve onun da kendisini sevdiğini biliyordu.
Saçmalıyorsun Ginny dedi kendi kendine ve Fred’in esprilerini dinlemek için ona döndü. Ama o Ginny’nin biraz soluna odaklanmıştı. Sanki bir şeyin gelmesini bekliyormuş gibi…
Ama bir an sonra Fred’in yüzü aydınlandı ve “Baba!” dedi coşkuyla.
Ginny soluna döndüğünde babasının tünelin başından çıktığını gördü. Hemen arkasından da annesinin geldiğini gördü. Hemen gidip onlara sarıldı. O sırada Bill ve Fleur geldi. Ama gelenlerin arkası kesilmiyor gibiydi. Sırayla Lupin ve Tonks’da geldi. Onların arkasındansa Kingsley geliyordu. Birkaç saniye içinde oda tıka basa dolmuştu. Adım atacak yer kalmamıştı.
Herkes birbirine sarılıyor özlem, hasret, gideriyordu. Eski Gryffindor kaptanları Angelina Johnson ve Oliver Wood ve eski Gryffindor Kovalayıcıları Alicia Spinnet ve Katie Bell hemen Fred, George ve Lee’nin yanına gidip birbirlerine sarıldılar ve son haberlerden konuşmaya başladılar.
Kingsley, Lupin, Bill ve Mr. Weasley bir köşede birbirleriyle düşünceli bir edayla konuşuyorlardı. Belli ki bir savaş stratejisi belirlemeye çalışıyorlardı. Mrs. Weasley, ve Tonks başka bir köşede Teddy’nin resimlerine bakıyorlardı. Fleur ise Ginny’e doğru gidip ona sarıldı ve onlarda kendi aralarında konuşmaya başladılar.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kevin Lathron Pratt
Muggle *lütfen bir rütbeye başvuru yapınız*
avatar

Mesaj Sayısı : 537
Yaş : 23
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Gücün Laneti
Rp Yaşı : 30
Patronus : Lethifold
Özel Yetenek : Zihnefendar ~ Animagus
Kayıt Tarihi : 15/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: | Bilinmeyenler |   Ptsi 23 Mart 2009, 00:25

Part 1 | Bölüm 3

Ron artık ‘Açıl’ demekten caymış ve Hermione’nin yanına oturmuştu. İkisi de hiçbir şey demiyordu. Sessiz sakin oturuyorlardı. Ama tam o anda…
“Çıkın gidin buradan. Siz de kimsiniz?” diye bir çığlık geldi arkadan. Ve onların önüne doğru süzüldü. “Aa! Siz miydiniz?”
“E gördüğün gibi biziz Myrtle,” dedi Ron sıkılmışçasına.
“İyi de ne arıyorsunuz burada? Romantik bir yer olması için fazla kokuyor burası,” dedi Myrtle kıkırdayarak.
“Niye romantik bir yere ihtiyacımız olsun ki?” diye sordu Hermione.
“Sevgili değil misiniz siz?” dedi Myrtle az önceki kıkırdaması yüzünde çarpılmışçasına.
“Hayır değiliz,” dedi Ron kulakları kızarırken. “Sırlar Odası’na girmeye çalışıyoruz.”
“E neyi bekliyorsunuz o zaman?”
“İçeri girmek için
Çataldili konuşmamız gerekiyor. Ama ikimiz de bilmiyoruz,” dedi Hermione yine her zaman ki bilgiçliğiyle.
Ama o sırada Ron ne olduğunu anlamaksızın ayağa kalkıp musluklara yürümeye başlamıştı bile. Tekrar Harry’nin madalyonu açarken çıkardığı o korkunç tıslama sesini aklına getirdi. Tıslama kulaklarında defalarca tekrarlarken
“Açıl,” dedi. Ama kulağına gelen bu değil onun yerine çok farklı bir sesti. Hermione mutlulukla ayağa fırladı ve Ron’a sarıldı. Ron’da ona sarıldı.
“Ne yani? Siz şimdi sevgili değilsiniz. Öyle mi?” dedi kıkırdayarak ve süzülerek uzaklaştı en arkadaki tuvalete daldı ve etrafa litrelerce su saçarak gözden kayboldu.
Hermione, Ron’dan ayrıldı ve “Başardın Ron! Başardın!” dedi hayretle.
Ron’sa başını iki yana sallayarak, “Hep o aynı şaşkın ses tonu,” dedi. Hermione gülerek onun koluna yavaşça vurdu ve muslukların kenara açılmasıyla ortaya çıkan borunun yanına yaklaştı. “Kupayı ver,” dedi.
Hermione geri dönüp ona kupayı uzatırken, “İyi ama buradan nasıl ineceğiz? Hadi diyelim ki indik, nasıl çıkacağız?” dedi hayal kırıklığına uğrayarak.
“Tabii ki de süpürgelerle döneceğiz. İnişimiz ise daha hızlı olacağı kesin. Kayarak ineceğiz.”
“Ne kayarak mı? Ama, Ron…”
“Hadi bakalım Prenses mızmızlanmak yok. Önce ben iniyorum. İndiğim de sana seslenirim sen de gelirsin,” dedi ve borunun kenarına oturdu.
Hermione’de yanına çöktü. “Dikkatli ol. Olur mu?” dedi.
“Merak etme,” dedi Ron sadece ve derin bir nefes alarak kendisini aşağıya doğru bıraktı.
O aşağıya doğru düşerken, Hermione’den müthiş bir çığlık yükseldiğini duydu. Yarı sırıtarak düşmeye devam etti. Boru kıvrılmaya başladı ve-
Ron yerdeki kemik parçalarının üstünde yatıyordu kupada ondan birkaç metre ötedeydi. Zorlukla ayağa kalktı ve üstünü silkeledi sonrada geldiği borunun yanına yaklaşarak yukarıya doğru seslendi.
“Ben iyiyim Hermione. Sakin ol. Heyecanlanma. Bir şey olmay-“
O sırada borunun içinden beri öyle bir çığlık yükseldi ki Ron aniden irkildi ve kenara çekildi. Kısa bir bekleyişin ardında Hermione’nin çığlığı artık iyice keskinleşti ve tam Ron’un yanından uçarcasına geçip yere çakıldı.
Ron hemen Hermione’nin yanına gidip kalkmasına yardım etti.
“İyi misin?” diye sordu Hermione’ye.
Hermione ona dik dik bakmaktan başka bir şey yapmadı. Ama sonra, “İyiyim,” dedi. “Ne taraftan?”
“Gel,” dedi Ron ve yerden kupayı aldıktan sonra bir çeşit tünele girerek. Hermione’de onu takip etmeye başladı.
“Ne kadar da karanlık,” dedi Hermione ve
“Lumos!,” diye fısıldadı. Ron cevap vermeye gerek duymadan Hermione’nin asasından yayılan solgun ışıkta yoluna devam etti. Tünelden tekrar bir genişliğe çıktıklarında Hermione tekrar çığlığı bastı.
“Sende de ne ses varmış,” diyerek döndü Ron arkasına. Hermione asasından yayılan ışıkta oradaki devasa bir yılan derisini görmüştü.
“Ölü o,” diye teselli etmeye çalıştı Ron onu ama Hermione o andan sonra Ron’a daha çok yakın durmaya başladı.
5 yıl önce Ron’un kayaları çekerek açtığı yere geldiklerin de, “Buraya önceki gelişimizde burası hep kaya doluydu,” dedi Ron. “Lockhart tüneli çökertti dediğimiz yer burasıydı işte. Burada kaldırdım bütün bu kayaları,” dedi Ron kenarları göstererek.
Ama Hermione’nin bunlarla pek de ilgilenecek hali yokmuş gibiydi. Bir an önce buradan çıkmak istiyormuş gibi görünüyordu. Ron yoluna devam etti.
Tünel sürekli olarak kıvrılıyordu. İkisi de çok sakindi ama bir o kadar da korkuyorlardı. Nedenini bilmeden korkuyorlardı. İleride onları bekleyen dev bir Basilisk’in olmadığını biliyorlardı ama korkuyorlardı.

En sonunda bir dönemeci daha döndüklerinde karşılarına bir duvar ve duvarın tam ortasında bir çeşit kapak olduğunu gördüler.
Ron alçak sesle küfretti ve “Yine mi?” dedi.
“Bizi buraya sen getirdin Ronald Weasley. Söylenmeyi bırak da aç şu kapağı,” dedi Hermione sinirle.
“Tamam,” dedi Ron ve birkaç dakika önce yaptığı şeyi tekrar yapmak amacıyla konsantre olmaya çalıştı ve “Açıl,” dedi.
Hermione, “Denemeye devam,” dedi sadece.
Ron sinirleri bozularak tekrar kapıya döndü ve konsantre olarak “Açıl,” dedi ama bu sefer kulağına gelen aynı birkaç dakika önce boruyu ortaya çıkarmaya çalışırken gelen sesti. Büyük bir sevinçle Hermione’ye döndü. O da ona aynı şekilde karşılık verdi ve açılan kapağın içinden geçerek Sırlar Odası’na adımlarını attılar.
Çok uzun bir odanın başında dikiliyorlardı. Ortadaki koridor ilerideki bir heykele doğru ilerliyordu. Koridorlar başka koridorlara, o koridorlarda başka koridorlara çıkıyordu. Bütün koridorların yanlarında tavana kadar yükselen yılan sütunları vardı. Sadece ortadaki koridorda yüzleri koridora bakan yılan heykelleri vardı. Ağızlarını açmış ve dillerini çıkarmış birbirinin tıpa tıp aynısı onlarca heykel.
Odada leş gibi bir koku vardı ve bu kokuyu almamak için insanın burnunun olmaması gerekiyordu belki de. Bir süre orada dikildikten yavaşça ve sessizce ilerlemeye başladılar. Bu uzun odanın tamamını nereden geldiği belli olmayan yeşil loş bir ışık kaplıyordu. Koridorun sonunda hayli çirkin birisinin heykeli vardı. Devasa bir heykeldi bu. Kafası tavana kadar uzayan, yerleri süpüren bir taştan devasa bir cüppesi vardı. İki tane devasa ayağı odanın zeminine basıyordu. Ron ve Hermione gittikçe daha da yaklaştılar.
Ama fark etmedikleri bir şey daha vardı. Heykelin sol tarafında, yerde kıvrılmış yatan dev gibi bir yılan. Ron onu gördü ve nutku tutuldu. Hermione hala heykele bakıyordu.
“Ron,” dedi Hermione sessizce heykele bakarak. “Bu heykel sanırım Salazar Slytherin’in heykeli. Ron? Ron!”
Ron’un fal taşı gibi açılmış gözlerle baktığı yere döndüğünde çığlığı bastı ve bu çığlık Ron’u kendine getirdi.
“Bunu gerçekten de yapmak zorunda mısın Hermione?” diye sordu kızgınlıkla ve yılana doğru hareketlenirken kupayı yere bıraktı. Hermione’de onu takip etti.
Yılandan geldiği belli olan kokunun merkezine yaklaştıkça yüzlerini daha da buruşturdular.
Ron yılanın ağzının önüne oturdu ve hiç vakit kaybetmeden ellerini yılanın dişlerine doğru uzattı.


Part 1 | Bölüm 4

Lord Voldemort’un sesi Hogwarts ve çevresine alabildiğine uzanıyordu. Birkaç mil ötede ki bir mağarada iki dev ve bir köpekte onu dinliyordu.
“Savaşmaya hazırlandığınız biliyorum,” dedi Voldemort. Sesi mağara da yankılanıyordu. Fang birden ayaklanıp Hagrid’in arkasına saklanmıştı. “Çabalarınız nafile. Benimle savaşamazsınız. Sizi öldürmek istemiyorum. Hogwarts hocalarına büyük bir saygım var. Sihirli kan dökmek istemiyorum.”
Mağarada kimse konuşmuyordu. Hagrid cam gibi gözlerle mağaranın ağzına, sesin geldiği yöne doğru bakıyordu. Grawp bir çeşit matematik sorusu çözecekmiş gibi yüzün buruşturmuş, Fang ise Hagrid’in arkasında sessizce cikliyordu.
“Bana Harry Potter’ı verin, kimseye zarar gelmesin. Bana Harry Potter’ı verin okula dokunmayayım. Bana Harry Potter’ı verin, ödüllendirilin.
“Gece yarısına kadar vaktiniz var.”
“Harry’mi dedi o?” diye sordu Hagrid, Grawp’a. Grawp sadece baş sallamakla yetindi. “Vay canına! Harry dönmüş olmalı! Savaş var! Vay canına!” dedi Hagrid heyecanla. “Kalkın,” dedi Fang ve Grawp’a. “Kalkın. Okula gidiyoruz!”


______________________________________________________


“Gece yarısına sadece yarım saatimiz var, o yüzden çabuk hareket etmeliyiz! Hogwarts öğretmenleri ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı bir savaş planı üzerinde anlaştı. Profesör Flitwick, Profesör Sprout ve Profesör McGonagall en yüksek üç kuleye –Rawenclaw, Astronomi ve Gryffindor Kulelerine- savaşçı grupları götürecek. Orada araziyi iyi gören, rahatlıkla büyülerini yapabilecekleri bir konuma sahip olacaklar. Bu arada Remus, Arthur ve ben de okul arazisine savaşçı grupları götüreceğiz. Birinin okula giren geçitlerin girişini savunma işini organize etmesi gerekiyor – “
“-tam bize göre bir iş gibi görünüyor,” diye seslendi Fred kendisiyle George’u göstererek. Kingsley başıyla onayladı.
“Pekala, liderler buraya gelsin, birlikleri ayıracağız!”



______________________________________________________


“Ya ne iğrenç şeyler bunlar. Hadi bir an önce çıkalım buradan,” dedi Hermione. Kusacakmış gibi görünüyordu. Yüzü bembeyazdı.
Ron’da bu kadar yeteceğini düşünerek ayağa kalktı ve kupaya doğru hareketlendi. Kupayı uzanıp aldı ve Hermione’ye dönüp onun önüne bıraktı. Sonra da yanına oturup ona baktı.
“Ne var?” dedi Hermione.
“Sen yap,” dedi Ron. Hermione’nin anlamadığını görünce de devam etti. “Yok et şu Hortkuluk’u da buraya geldiğimize değsin değil mi?”
“Yok – ben – yapamam. Sen yap.”
“Yaparsın bir şey yok bunda.”
“Emin misin?” diye sordu Hermione kuşkuyla.
Ron onu temin edercesine gülümsedi ve bir diş uzattı. Hermione korkarak ondan dişi aldı. Elleri titreyerek havaya kaldırdı ve bütün gücüyle sapladı.
Diş saplandığında sanki çok uzaklardan gelen keskin bir çığlık duyduklarını sandılar ama bir an sonra kupa ikiye ayrıldı ve ayrıldığı noktadan kana benzeyen bir şey süzülmeye başladı. Hermione derin bir nefes alarak gülümserken dişi yere bıraktı.
“İyisin değil mi?” diye sordu Ron.
“Evet,” dedi Hermione sadece ayağa kalkarken ve ekledi hadi çıkıp gidelim buradan.” Yerdeki dişleri toplamaya başladı. Ron’da kupayı ceketinin içine soktuktan sonra Hermione’ye yardım etmeye gitti.
İkisi birlikte çıkışa geldi yukarı tırmandılar. Birkaç dakika sonra ilk düştükleri noktaya gelmişlerdi.
Ron hiçbir şey diyemeden Hermione asasını çıkarıp yukarıya doğrulttu ve haykırdı:
“Accio Süpürge!”
“Şimdi sadece Diadem ve yılan kaldı,” dedi Hermione. “Ne kadar garip değil mi? Onu yok etmek.”
“Evet,” dedi Ron sadece sonra da ekledi. “Çok garip. Onu
bizim alt edecek olmamız… Çok garip.”
O sırada yukarıdan bir ses geldi ve ses bütün borular boyunca yankılanarak ilerledi. Birkaç saniye sonra tam yanlarında bir Silsüpür duruyordu. Ron hemen üstüne atladı. Hermione’de onun arkasına geçti ve Ron’un ayaklarını sertçe yere vurmasıyla havalandılar.
Boruya girip yukarıya doğru çıkarlarken, “Sence bu kimin süpürgesiydi?” diye sordu Ron.
“Nereden bile bilirim ki?” diye sordu Hermione ve bir daha da tuvalete çıkana kadar hiç konuşmadılar.



______________________________________________________

Remus, Arthur ve Kingsley savaşçı gruplarıyla birlikte okul arazisinde yerlerini almışlardı. Savaş artık her an başlayabilirdi.
O sırada Yasak Orman’ın önünde bir hareketlenme gördüler. Bir grup figür onlara doğru koşuyordu. Sonrasında hepsi ışığa çıktığında her şey bir anda durdu. Bellatrix öne çıkıp Remus’a baktı. Remus dönüp önce Arthur ve Kingsley’e baktı. Üçü de başlarını salladılar ve “Dumbledore” diye haykırdılar. Ölüm Yiyen’lerden bir kısmı güldü ve alayla birbirlerine baktılar.
İlk önce davranan Remus oldu. Asasını Bellatrix’e doğrultup
“Sersemlet,” dedi ama Bellatrix bunu tembellikle savuştururken ortalık bir anda karıştı. Her tarafta büyüler uçuşuyordu. Kingsley büyük bir ustalıkla Dolohov’un öldüren lanetinden kaçarken, Seamus en soldaki Ölüm Yiyen’lerden birine bir Beden Kilitleme Laneti gönderdi.

_____________________________________________________

Ron ve Hermione boruların içinden çıkıp tuvalete adımlarını attılar. İkisi de bir an afalladıktan sonra kendilerini hemen dışarı attılar. Ron hemen bir pencerenin önüne gidip dışarıdaki savaşı gördü.
“Hermione, şuraya bak. Savaş başlamış,” dedi.
“Çekil,” Hermione ve pencereyi kırdı ve asasını dışarıda duran Ölüm Yiyen yığınına doğrulttu ve
“Impedimenta,” diye haykırdı ve laneti Ölüm Yiyen’in tam göğsüne geldi.
“Harikaydın,” dedi Ron.
Hermione bir an gülümsedi ve hemen sonra ciddileşti. “Hadi! Harry’i bulmalıyız.”

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kevin Lathron Pratt
Muggle *lütfen bir rütbeye başvuru yapınız*
avatar

Mesaj Sayısı : 537
Yaş : 23
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Gücün Laneti
Rp Yaşı : 30
Patronus : Lethifold
Özel Yetenek : Zihnefendar ~ Animagus
Kayıt Tarihi : 15/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: | Bilinmeyenler |   Ptsi 23 Mart 2009, 00:26

Part 1 | Bölüm 5

Grawp sırtında Hagrid ve Fang ile dağdan aşağı doğru koşturuyordu. Hagrid açısından çok iyi bir yolculuk olduğu söylenemezdi. Fang ise canı pahasına Hagrid sarılmıştı.
“Grawpi! Biraz yavaşla!” diye bağırdı Hagrid ama Grawp pek de duymuş gibi görünmüyor hala aynı hızla okula doğru koşturuyordu.
Hagrid pes etmeden sürekli olarak Grawp’a biraz daha yavaşlamasını söylüyordu ama Grawp’ın Hagrid’e pek aldırdığı söylenemezdi aksine sürekli daha da hızlanıyordu.


_______________________________________________________

Profesör McGonagall savaşçı grubuyla birlikte Gryffindor Kulesi’nden büyülerini Ölüm Yiyen’lere göndermeye çalışıyorlardı. McGonagall aklına müthiş bir fikir gelmiş gibi kahkaha attı ve hemen en yakındaki sınıfa daldı.
Asasını boşluğa salladı ve bütün sıralar ve tabureler havaya kalktı. Asası havada geri çekildi ve hepsinin dışarı çıkmasına izin verdi.
“Hogwarts'ın sizlere ihtiyacı var. Elinizden geleni yapın ve okulumuzu koruyun,” diye haykırdı McGonagall ve asasını bir kez sallayarak hepsini harekete geçirdi ve o da peşlerinden koşmaya başladı.


_____________________________________________________________

Tonks ve Ginny, İhtiyaç Odası’nın girişinde büyük bir kısmı çıkmış olan öğrencilerin geçişini sağlıyordu. On dakika kadar sonra hiç kimse kalmadı ve tam geçidi kapatacakları sırada ileride bir figür belirdi. Ginny boş gözlerle Tonks’a baktı.
“Kim olabilir ki bu?” diye sordu Ginny.
“Bilmem,” dedi Tonks ve ekledi, “Bekleyelim.”
Ginny sadece başını salladı. Bu sırada figür daha da yaklaşmıştı. Bir süre sonra geçitten geçti üstündeki tozları silkeledi ve kafasını kaldırıp, Ginny ve Tonks’a baktı. “Torunum nerede?” dedi yüksek sesle.
Tonks şaşkın bir yüz ifadesiyle Ginny’e döndü. “Neville’in ninesi,” dedi Ginny. “Sizin nereden haberiniz oldu?” dedi Ginny, Mrs. Longbottom’a.
“Ah, sen Ginny olmalısın. Evet, torunum senden bahsetmişti. Güzelim, uzun bir zamandır mağaralarda saklanıyordum değil mi? Yani Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen’in sesi de hayli uzağa erişiyordu yani. Duyduğum gibi harekete geçtim,” dedi ihtiyar hanım.
“Evet, savaş başladı ama bize burada beklememizi söylediler,” dedi Tonks sinirle. “Sanırım sizin de kalmanız iyi olur,” dedi.
“Ne? Küçük hanım, sen kiminle konuştuğunun farkında mısın? Kimse benimle bu şekilde konuşamaz.”
Tam o anda köşeyi üç kişinin döndüğünü gördüler. Figürler biraz daha yaklaşınca bunların Harry, Ron ve Hermione olduğunu anladılar.
“Ah, Potter,” dedi canlı bir sesle, sanki onu bekliyormuş gibi. “Sen bize neler olduğunu anlatabilirsin.”
“Herkes iyi mi?” dedi Ginny ve Tonks bir ağızdan.
“Bildiğimiz kadarıyla,” dedi Harry. “Domuz Kafası’na giden geçitte hala birileri var mı?”
İçinde onu kullananlar varken Oda’nın dönüşüm geçiremeyeceğini biliyordu.
“En son ben geldim oradan,” dedi Mrs. Longbottom. “Girişi kapadım, şimdi Aberforth pub’ında olmadığına göre orayı açık bırakmak akılsızlık olur bence. Torunumu gördün mü?”
“Savaşıyor,” dedi Harry.
“Doğal olarak,” dedi ihtiyar hanım gururla. “Affedersiniz, gidip ona yardım etmeliyim.”


________________________________________________________

McGonagall önünde sürdüğü sıra sürüsünü Giriş Salonu’na çıkarmış ve devlerin üzerine doğru teker teker yolluyordu ama devlerin onları hissettiği bile tartışılabilirdi.
_______________________________________________________

Okulun ön bahçesinde ki büyük savaş hala devam ediyordu. Kingsley, Avery ile düello ederken, Arthur’da maskeli bir Ölüm Yiyen’le düello ediyordu. Bahçenin diğer ucundaysa Lupin, Dolohov ile kapışıyordu.
Kingsley, Avery’nin üzerine bir Sersemletme Büyüsü gönderdi ama Avery bundan son anda sıyrılıp karşılık olarak
“Avada Kedavra,” diye haykırdı. Kingley bu büyüyü tembelce savuşturdu ve bir Sersemletme daha gönderip Avery’i tam göğsünden vurduğunda biraz olsun rahatladığını düşündü ama hemen sonra sarı saçlı iri bir Ölüm Yiyen karşısına geldi.
Bu sırada Remus’da Dolohov ile ölümüne düello ediyordu. İkisi de çılgınlar gibi birbirlerine gönderdikleri büyülerden kaçmak sıçrıyorlardı. Ama Remus’un dikkatini dağıtan bir şey oldu o anda. Bahçeye Tonks’un girdiğini görmeden önce Dolohov’a bir Öldüren Lanet yolladı ama Dolohov bundan son anda kurtulduğunda. Remus’un ondan başkasına, Tonks’a baktığını gördü. Ve bu fırsattan yararlanarak hemen Remus’un üstüne bir Öldüren Lanet gönderdi. Lanet göğsüne çarpmadan önce Remus’un gözleri büyük bir dehşetle hala Tonks’a bakıyordu. Ama artık çok geçti. Tonks’un çığlığı onu geri getirmezdi. Tonks, Lupin’e doğru koşarken Dolohov bir kez daha asasını kaldırdı ama Tonks’un çığlığı kadar sert ve çılgın bir kadın sesi Dolohov’un hareketini kesti.
“İndir asanı Antonin,” diye haykırdı Bellatrix. “O benim!” Ve Tonks’a onu kıl payı ıskalayan bir Öldüren Lanet gönderdi. Tonks’da Remus’u olduğu yerde bırakıp doğruldu ve aynı şekilde karşılık verdi. Bellatrix bundan sıyrılarak
“Crucio!” diye haykırdı ama Tonks bundan ustaca sıyrılarak kahkaha attı ve bir Sersemletme Büyüsü’yle karşılık verdi.
Bellatrix asasının basit bir hareketiyle büyüden kurtuldu ve Tonks’un o anlık şokundan yararlanarak bir kez daha
“Crucio!” diye haykırdı ve Tonks korkunç bir çığlık yere yuvarlandı Bellatrix asası hala ona dönük bir şekilde bir kez daha “Crucio,” dedi. Tonks’dan bir çığlık daha yükselirken Bellatix korkunç bir kahkaha daha attı ve Tonks’un yanına eğildi.
“Sana acıyorum sevgili kuzenim,” dedi Bellatrix sırıtarak.
Tonks nefes nefese Bellatrix’in kin dolu gözlerine baktı. “Bende sana acıyorum Bella,” dedi Tonks sırıtmaya çalışarak.
Bellatrix’in yüzü sinirle kasıldı ve Tonks’un yanağına eğilerek bir öpücük kondurdu. Asasını boğazına doğrulttu. “Kurtçuğa selam söyle,” dedi kahkaha atmadan önce ve Tonks'un kulağına doğru fısıldadı.
"Avada Kedavra."

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Renée Lynn Tremere
Hogwarts Şifacısı
Hogwarts Şifacısı


Mesaj Sayısı : 377
Yaş : 25
Nerden : TheCityOfAngels
Rp Düzeyi : Oldukça debdebeli!
Tarafı : Kanımla imzaladım anlaşmayı, sevgilerimi verdim karanlık ruha karşı.
Kan Durumu : Safkan
Asa : Eros' un Oku
Rp Yaşı : 25
Patronus : Bufalo
Rp Sevgilisi : Kardan adamlar yaptım, hepsini kahramanım sandım, avuçlarımda eridiler...
Kayıt Tarihi : 15/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: | Bilinmeyenler |   Ptsi 23 Mart 2009, 23:05

Ron Ve Belatrix' in duygularını yansıtışını çok sevdim.
Ve sanırım en iyi bulduğum yerde sonu yani Tonks' un ölümünü anlatışın oldu.
"Kurtçuğa selam söyle."
işte bu tam Bella' dan gelebilcek bir laf Kubi (=
Fakat aynı şeyi Remus' un düellosu için diyemeyeğim sanki çok oldu bittiye gitmiş. Her neyse;
Eskiden yazılmış olduğundan dolayı dil ile ilgilli pek bir şey demeyeceğim. Ama çok fazla geliştiğin gerçek. Gerçi bu da kötü değil ki^^
Konuları güzel seçmişsin. Ama Hermione ile Ron' u anlattığın yerde yine hoşnutsuz oldum. Şu kızı neden bu kadar seviyorsun ki !
Gereğinden fazla abartılmış Hermi ile ilgili yerler. Peh !
Sonuç olarak sevdim, güzel paylaşım.
Eline klavyene sağlık xP
Yine sevdim, yine sevdim^^
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matt Kyle Flytheric
Muggle *lütfen bir rütbeye başvuru yapınız*
avatar

Mesaj Sayısı : 66
Rp Düzeyi : Gayet İyi
Tarafı : Aydınlık*
Kan Durumu : Melez
Asa : Yaşam Döngüsü
Rp Yaşı : 25
Patronus : Kutup Ayısı
Rp Sevgilisi : Luonnota Ioné Nydeln
Kayıt Tarihi : 17/02/09

MesajKonu: Geri: | Bilinmeyenler |   Ptsi 23 Mart 2009, 23:59

Kendimi kitap okuyormuş gibi hissettirdi.Çeviriyle aynı cümleler gibi olmuş.Oldukça açıklayıcı buldum.Ayrıca Hermione fanısım sanırım.-Benim gibi- Çok hoşuma gitti.Güzel paylaşım teşekkürler...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tiffany Maquire
Okul Müdiresi & Admin
 Okul Müdiresi & Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2839
Yaş : 27
Nerden : Smyrna
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Aydınlık
Asa : Güç Tohumu
Rp Yaşı : 26
Patronus : Deniz Kızı
Rp Sevgilisi : Bu gün!
Hayır.
Sadece dün,
Belki de yarın.
Özel Yetenek : Animagus * Baykuş - Zihinfendar
Kayıt Tarihi : 15/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: | Bilinmeyenler |   Perş. 26 Mart 2009, 12:05

Kubi'nin paylaşımlarını kötü olma ihtimalini düşünmüyorum zaten ben Wink
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Truax Gadsby Myers
Ravenclaw 5. Sınıf
Ravenclaw 5. Sınıf


Mesaj Sayısı : 173
Yaş : 25
Tarafı : [T]arafım.
Kan Durumu : Safkan
Asa : Zekanın İstilası
Rp Yaşı : 17
Patronus : Leş Kargası
Rp Sevgilisi : she's wonderfull and my lady*
Kayıt Tarihi : 10/03/09
Ruh Hali :

Ek Bilgiler
Hogwarts Görevi: Tüy Kalem Baş Yazarı

MesajKonu: Geri: | Bilinmeyenler |   Cuma 27 Mart 2009, 11:45

güzel paylaşım Büyücü
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sofia Maria Ioaannidis
Ravenclaw 4.Sınıf
Ravenclaw 4.Sınıf


Mesaj Sayısı : 304
Yaş : 20
Kan Durumu : Safkan
Asa : Özün Laneti
Rp Yaşı : 16
Kayıt Tarihi : 19/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: | Bilinmeyenler |   Cuma 27 Mart 2009, 19:27

süper olmuş yaa Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: | Bilinmeyenler |   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
| Bilinmeyenler |
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» bilinmeyenler !!!!
» İsmet İnönü Hakkında Bilinmeyenler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Verus Magia | Role Play Sitesi :: Rp Out :: Paylaşımlarınız :: ¨Sizin Kaleminizden -
Buraya geçin: