AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Morpheus
Leviathan Grubu Solisti
Leviathan Grubu Solisti
avatar

Mesaj Sayısı : 104
Rp Düzeyi : Gıpta edilecek türden!
Kan Durumu : Seninkini merak ettim ?
Rp Yaşı : 1456
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 29/03/10

MesajKonu: | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu   Ptsi 12 Nis. 2010, 23:15






    Role Players :: Nymph & Morpheus
    Zaman :: Gece 01.22
    Kısa Kurgu :: Aşk... Gereksiz bir duygu. Aslında var olanmayanın hissedilmesi. Beğendiğiniz bedenlere hayalinizdeki ruhları koyup aşk sanıyorsunuz. Oysa gerçekten sonsuz aşk var mı? Ruhlar olmadan kalan bedenlerin aşka dönüşmesi bir muammadan ibaret. Üzgüler kadar acı verir ruhsuz bi hayat. Ölümsüzlük tattırır bütün günahları sonunda. Duyguları yok eder. Peki sadece aşk kalabilir mi? Morpheus belkide bütün bunların cevabını aramak üzere gelmişti o gece Roma'nın sanat kokan sokaklarına. Bulduğu alev kırmızısı saçların ona bir kez daha aşkı anlatacağını umuyordu. Nymph için değeri yıllardır bilimeyen bir karnalıktı; ama aşkı hala var mıydı? Bunun cevabını belki Nymph bile o gecenin sonunda öğrenecekti.

    Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
    Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
    Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

    İmrendiğin, öfkelendiğin
    Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
    Yani yaşamışlık sandığın
    Geçmişim
    Dile dökülmeyenin tenhalığında
    Kaçırılan bakışlarda
    Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
    Zaman zaman geri tepip duruyordu.
    Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
    Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

    Murathan Mungan ~ Yalnız Bir Opera

    Spoiler:
     


En son Morpheus tarafından C.tesi 17 Nis. 2010, 14:22 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Morpheus
Leviathan Grubu Solisti
Leviathan Grubu Solisti
avatar

Mesaj Sayısı : 104
Rp Düzeyi : Gıpta edilecek türden!
Kan Durumu : Seninkini merak ettim ?
Rp Yaşı : 1456
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 29/03/10

MesajKonu: Geri: | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu   Salı 13 Nis. 2010, 00:27


    Nymph... Adı, içimi ürperten yegâne dişi. Muazzamın eş anlamlısı. Yaşamıyla - ya da belki de ölümüyle - dünyayı şereflendiren nadir varlıklardan. Varlığını bu güne kadar koruyabilmenin ona kazandırdığı kutsallıkla bastığı her karış toprağı güzelleştiren bu kara meleği bu kadar yakından tanıyor olmak bile bir mucize. Bin beşyüz yıla yakın vampir geçmişimizin yanı sıra bir tutamlık fani anımız da yok değil. Bu kadar yıldan sonra bile O'nun varlığını bilmek, benim bu hayatımı mükemmelleştiren nedenlerden. Asırlar öncesinde, yeni hayatımda ancak onunla beraber ayakta kalabildiğimi düşünmekse gerçek olduğu kadar gülünç de benim için. En vahşi günlerim olan, dönüştüğüm ilk yıl boyunca yanımdan ayrılmayan bu alev saçlı kız benim nasıl bir yaratık olduğumu bilmeden nasıl da aşık olmuştu bana... Anlayamamıştı ona nasıl iştahla ve nefretle baktığımı. İştahla bakıyordum çünkü narin teni altındaki taze kanı inanılmaz bir kokuya sahipti. Nefret ediyordum çünkü ona zarar verirsem kendimi affetmeme sebep olacaktı. Bu ıstırapla geçen bir yıldan sonra kesin kararımı verip bir gece yarısı yanında bitmiştim onun. Bana güvenmesini söyleyip sıkıca sarılmıştım. O an bana şehvetle baksa da sonrasında onun için inanılmaz bir acı vardı. Tüm kanını tüketmemek için kendimi zor tutarak zayıf düşmüş bedenini kucaklayıp kaçırmıştım onu fersahlarca uzağa. Dönüşürken attığı çığlıklar o kadar iç acıtıydı ki benim için; yeniden bir ruhumun olduğunu sanmıştım o gün. Kendine geldiğindeyse istediği ilk şey ben değildim, kandı doğal olarak. Yaptığımız vahşi avlara tanık olan gözlerim sayesinde yeni doğan günlerimi hatırlamıştım. Nymph gerçekten de vampir olmak için yaratılmıştı sanki. Zerafeti ve güzelliği kadar avlanırkenki vahşi çekiciliği inanılmazdı. Her hareketinde, ben dahil etrafındaki tüm yaşamlara kusursuz bir imza bırakıyordu. Bir vampir yaşamı boyunca aynı kişiye aşık kalabilir miydi ? Hep onunla olmak isteyebilir miydi ? Yaşanılan bu kadar yıl sonunda, her biri kum saati içerisindeki birer kum taneciğine dönen her bir günde bile O'nunla olmak istemek... O kadar güzeldi ki... Fakat bu masal mutlu ilerlememişti ikimiz için de. Her güzel şey gibi çarçabuk geçen (!) dörtyüz yıldan sonra terkedilmiştim. Nymph, bensiz yaşamak için kayıplara karışmıştı. Onu arama çabalarımhep sonuçsuz kalmıştı. Hem de benim gibi müthiş bir vampirdi onu bulmayı beceremeyen. Yeni binyıla da onsuz girmek tarif edilemez bir acıydı o zaman. Yaşadığım derin tecrübeler sonucunda yüzyıllar boyu aciz bir varlık gibi davranmayı bırakıp sildim onu kalbimden. Parçaladım zihnimdeki tüm görüntüsünü. Yok oldu gitti bu dünyadan. Ta ki kaderin cilvesiyle anlamsız ve alakasız bir zamanda tekrar denk gelene kadar. Birbirimizi gördüğümüz anda dona kalmıştık. Çünkü öyle bir durumda ne kelimeler ne de cümleler anlamlı olurdu. O zaman farketmiştim işte Nymph, eski Nymph değildi benim için. Aklımdaki mükemmel varlığın dışına çıkmıştı sanki. Benimle olmadıkça asla tam olmayacaktı. Ben de hep yarım olacaktım onsuz. Ve yüzyıllar boyunca da yerini başkalarıyla doldurmaya çalışacaktım beyhude çabalarla.

    İsa'nın doğumunun 1959. yılında yine aklıma düşmüştü o müthiş varlık... O'na olan tutkum, yaşamını oldukça önemsememe sebebiyet veriyordu. Bu yüzdendir ki Mz ile aramızda geçen olaydan sonra onu görmeye sürüklemiştim kendim. Aslında sanatın beşiği Roma'ya defalarca gelmiş olmama rağmen şu an tek önemsediğim şey Nymph'ti. Onu görmeyeli on yıldan fazla olmuştu. Bu bile, artık atmayan kalbimi tekrar canlanmaya teşvik etmeye yeterdi. Kafam o kadar karışıktı ki eski aşkımın karanlık barına ne düşüncelerle gittiğimin bile farkında değildim. Endişe ? Merak ? Aşk ? Hepsi de olabilirdi hiçbiri de. Düşünecek durumda değildim. Tek amacım onu bulmaktı şimdi. Konuşmak ve sormak. Katılmayı düşünmediğim vampir ordusunu ve Mz'i. Acaba bu amazon ruhlu kız benim bildiklerimi biliyor muydu ? Belki de çoktan onlardan biri olmuştu. Vampir savaşlarına katılmış, dünyanın en yaşlı vampirlerinden biri olan birinin gözden kaçırılacağını sanmıyordum. Ona benden önce ulaşmış olabilirlerdi bile. 

    Gün boyu süren yolculuktan sonra sahibi gibi somut hiçbir şekilde değişmemiş barı bulmuştum: Aspéctus Bar. Sahibi hakkında birazcık bilgisi olanlar, buraya zorunlu olmadıkça ve aklını kaybetmedikçe gelmemeliydi. Sahibinin vampir olduğunu bilmeyenler bile tehlikenin kokusunu alırdı çünkü. Benim ise aldığım tek koku, alev saçlı kızın muhteşem tenininkiydi. Davetkâr esintisi karşısında kayıtsız kalamayıp hülyalara dalmış bir şekilde ilerledim yarı taştan, yarı tahtadan yapılmış yapıya. Kalın, ahşap kapıyı zahmetsizce iteleyip içeri adımımı attığım anda gördüm O'nu. Tüm güzelliğiyle kızıl bir güneş gibi parlıyordu masaların gerisinden.




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nymph
Aspéctus Bar Sahibi
Aspéctus Bar Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 41
Yaş : 24
Nerden : İtalya
Rp Düzeyi : Gıpta edilecek türden
Kan Durumu : Vampir
Rp Yaşı : 1455
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 27/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu   Salı 13 Nis. 2010, 17:42

    Naçiz vücudumun her hücresinde tek bir şeyi arzulamak. Çoğu zaman hayvansan salgıların bıraktığı izlerdir benim için; ama söz konusu aşk ise o sadece Morpheus... Bende hissettiğim üzgü ölümsüzlüğün acısı değil olmayan ruhumun sesleri. Değiştiremeyeceğimi istemek, onsuz yaşayamayacağımı bilmek. Nasıl bir şeydir bir tek ben bilirim. Onun güçlü bedenine tutulduğumda daha çok gençtim. İnsan yaşamımda hatırladığım tek ayrıntılar olarak kalması ne tuhaf. Genç bir ruhum, havada aklım ve Morpheus için çarpan bir kalbim vardı. Kalbinin biri için çarpması... Ne anlamsız(!) durmuş kalp belki de en fazla çarpanıyken. Huzursuzluğum onun için atacak bir kalbim olmadığı için miydi bilmiyorum; ama beni dönüştürdüğünde ki acıyı asla unutamayacağım. Hislerimin karmaşası o an beynimin her milimetre karesinde yankılanıyordu. Acı, umut, sevinç, kıskançlık, öfke... Bunların bıraktığı derin yanma hissi. Oysa insan olarak kalmayı ben seçmemiştim ki... Bana dediği her şeyi yapmıştım, isteyebileceği en kötü şeyi istese bile -ki istedi- aşkımın en derin yıllarıydı. Vampir olduktan sonra geçirdiğim 400 yılı onsuz hayal edemezdim. Yırtıcı bir hayvan gibi avlarımız, genç ve güçlü bir vampir oluşum Morpheus dâhil herkesi etkilemişti. Bunu istiyordum. Ben olmayı, güçlü, güzel, mükemmel ve tabiî ki kızıl. Kızıl saçlarımın her biri özeldi benim için. Tanrıçalığımı katan kızıl kırçıllı saçlarım olmaksızın hayal edemezdim kendimi. Güzelliğimin ve Morpheus'la benzerliğimizin simgesiydi onlar. Onun uzun kızıl saçlarının yanında benimkilerin dalgalanışını saatlerce izlerdim. Vampirliğin en büyülü yıllarıydı onlar; ama ondan kaçmam uzun sürmemişti. Daha fazla körelmek istemiyordum. Onun yanında dururken hiçbir şey hissedememek bitiriyordu beni. Kalbimin onun için atmaması, ona her baktığımda bir saniyenin ne kadar kısa olduğunu bilmek, onla sonsuzluk varken bile onu özlemek çok garip şeylerdi. Gittim. Ondan uzaklara gittim. O günden sonra bir daha kızıl saçlarımı uzatamadım. Uzunluğu Morpheus'un saçları yanında olmadan anlamsızdı. Rüzgârın ikimizin saçlarını birbirine dolayışını seyretmeden tek kalan saç tellerimi görmek içimi acıtıyordu. İlk başlarda onu o kadar özleyeceğim aklıma gelmemişti; ama sonra dayanılmaz oldu. Kendimi öldürtmek için bulduğum her vampir savaşına girdim. Her savaşta esir düşmeyi, ölmeyi veya cezalandırılmayı bekledim. Olmadı. Her savaşta gücüm, hızım ve ben dengedeydik. Esir düştüğüm tek savaş vardı. Onda da ölemedim. Esirliğim kısa bir süre sonra klanın başıyla yaptığım anlaşma beni bırakmasını sağlamıştı. O zaman anladım ki aşk çıkarları için oynanan bir oyundu. Karşı tarafın aşkını çıkarları için kullanmak belki de en iyi bildiğim şey oldu. Kendime âşık etmeyi, insanları bu sayede yönetmeyi öğrendim. Şehvetimi kullanıyordum. Sonunda sanatın beşiği Roma'da bir bar açtım. Morpheus'un yokluğunu her gece yatağımı dolduran erkeklerde bulmaya çalıştım; ama hiç biri aynı şehveti tattırmıyordu. Her gece sonunda kanını içtiğim kişi bana ölmeden Morpheus'un döneceğini hatırlatıyordu.

    Öfkemin şehvetimle karıştığı bu günlerde barın tenha havası sinirlerimi yatıştırıyordu. Kalabalık insan toplulukları arasında susuzluğumu durdurmak çok zor oluyor. Gölde yüzüp ağzına su kaçmasını engellemek gibi... O kadar insanın içinde yaşamak bana yaşlanma hissi uyandırıyor galiba. Morpheus'un daimi gençliği huzurluydu. İnsanların arasında durmadan kendini tutan büyükanneler gibi hissetmeniz gerekmezdi. Oyuncu hayatın on yıl önce bizi karşılaştırması büyük tesadüflerinden biri. Asla o an Morpheus'u görmek istememiştim. Gecenin karanlığında av için dolaşırken Roma'nın tenha sokaklarında Morpheus'la karşılaşmak. Saatlerce durmuştur öyle. Hiç değişmemişti sevgilim, gene aynı berraklıkla bakıyordu gözlerime. Büyüyordu kalbim o an; atmada kalbim hissediyordu Morpheus'un varlığını. Özlemişti onu; ama bu dönemde onu tekrar görmek eskiye dönmemi sağlayacağı için çok korkuyordum. Yeni bir vampir ordusunun kurulduğundan haberdar olmama karşın katılmayacaktım. Bunu Morpheus'un katılacağını düşündüğüm için yapıyordum birazda. Duygularım değişmemişti galiba. Değişen sadece açlık hissimin yerini yakıcı bir susuzluğa bırakmasıydı. Bir vampir olarak doğmamış; ama bir vampir olarak yaşamayı öğrenmiştim. Barın bu tenha gecesinde de yanımdaki insanlarla eğlenerek, beslenerek bunu sağlıyordum. Sıradan gecelerimden biri diye düşündüm bir an. Ne değişiklik olabilirdi ki?

    Barın kapısının insanların göremeyeceği bir hızla açılması bir vampirin geldiğini kanıtlamıştı. Tahta kapı menteşelerinden ayrılacak bir gürültüyle açıldı. İleri savrulan kapının arkasında gördüğüm manzara benim hareket etmemi engelliyor. Elim, kolum, susuzluk hissim... Her şey bir anda yok oldu. Kapının ucunda uzun kızıl saçları gördüğümde anlamıştım o olduğunu. Beni bulmaya mı gelmişti? Bilindik gecelerden biri değildi bu gece. O gelmişti. Beni bulmak için mi? Hayır. Bu olamazdı. Morpheus'un artık beni sevmediğini biliyordum. Gerçekten onu yüz üstü bıraktığım için kızgın olması bir yana hislerini kaybetmeyi öğrenmişti. Bunu bilmek beni yaralasa da alışacaktım. Kızıl saçlarımı geriye attım. Bu eski bir alışkanlıktı. Onu her gördüğümde saçlarımı öne çıkartırdım. Onunla bir bağımız olduğunu bilmeliydi. İnsanların soran bakışları arasında hemen barın diğer tarafında geçtim. Hafif bir gülümseme belirdi suratımda. Geldiği için mutlu olduğumu, bir daha gitmemesini, onu özlediğimi söylemek istedim; ama boğazım düğümlendi. Kelimeler yasak yayın gibi takılı kaldı sırlarıyla. Gözlerim konuştu dakikalarca. Konuşamıyordum. Biliyordum çünkü beni istemediğini biliyordum. Ona özlem duyduğumu bilerek yaşatamazdım onu. Bu ıstırabı kendimden başkasına çektiremezdim. Bu acımasızlıktı.


_________________





En son Nymph tarafından C.tesi 01 Mayıs 2010, 19:40 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Morpheus
Leviathan Grubu Solisti
Leviathan Grubu Solisti
avatar

Mesaj Sayısı : 104
Rp Düzeyi : Gıpta edilecek türden!
Kan Durumu : Seninkini merak ettim ?
Rp Yaşı : 1456
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 29/03/10

MesajKonu: Geri: | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu   Çarş. 14 Nis. 2010, 01:08

    Dimdik duruyordum. Üzerimde, kolları dirseklerime kadar kıvrılmış bir simsiyah gömlek ve onunla aynı renk bir pantolon vardı. Omuzlarım üzerinden belime kadar dökülen kızıl saçlarım asaletimi tüm çıplaklığıyla sergiliyordu. Umarsızca içeri girdiğimde bana çevrilen meraklı ve etkilenmiş onca göz rahatszı etmemişti beni; lakin içlerinden bir çifti kalbimi dağlamaya yetiyordu işte. Unuttuğum bir zaman diliminde kaybolup giden gözyaşlarım, eğer şimdi var olsalardı yüzümde belli etmediğim tüm acıyı ele verebilirlerdi. Onu, gerçekten değerli olmayı hakeden belki de tek varlığı görmenin üzerimde bıraktığı his kelimelerle tarif edilemeyecek kadar olağandışıydı. Sevgi, nefret, mutluluk, üzüntü, özlem, kızgınlık ve o an aklıma gelmeyen bir çok duygu daha... Hepsinden bir parça vardı bu hissin içinde. Kısa bir süreliğine dahi olsa O'nu yaşamıştım işte. Bu benim sadakamdı belki de. Yoksa beni gördüğünde, bana gülümsediğinde ona aşık olduğumu söyleyip, onu düşünmekten vazgeçemediğimi söyleyip beni alaşağı etmekten nasıl alıkoyabilrdim kendimi ? Onu, gerçek kanıymışçasına canlı tutan kızıl saçlarını geriye savurduğunda, aklımı alıp çok uzaklara gidecekti sanki. Onun mükemmel saçlarıyla benimkiler ahenk içerisinde dans etmedikçe yaşamın bir anlamı yok gibi geliyordu hep. Yine de onsuz yaşamaya devam edebilmiştim. Her ne kadar tüm duygularımı silmek zorunda kalsam da.

    Kızıl saçlarının kısa halini görünce içim cız etti. Kestirmişti onları. Nasıl da kıyabiliyordu her biri canlı bir periymişçesine salınan o güzelliklere ? Buna inanamıyordum. Zaten Nymph'in yaptıklarına inanamamaya alışmıştım. Yeni yaşamımızdaki her güzel şeyi de yıkıp gitmesine inanamamıştım; ama yapacak ne vardı ki ? Beyhude arayışlarım sonunda ellerim bomboş kalmış, bense bir başımaydım. Bana aşkı tattıran tek varlık gitmişti. Beni yaralayıp kaçmıştı. Arkasında sonsuz bir acı bırakıp yok olmuştu. Bu halde ne yapabilirdim ki ? Duygularımın bana verdiği acıyı dindirmek için bir bir gömdüm onları. Her birini kalbimin kilometrelerce derinliğine gönderdim. Nerden bilebilirdim O'nu her görüşüm de hiçbirşey olmamış gibi yüzeye çıkacaklarını ? Bu yüzdendir ki mimiklerime kilit vurdum; gerçek düşüncelerini kimseye belli etmeyen bir varlık oldum. Ve o, yok oldu. Tekrar.

    Hiçbir şekilde ne ifade ettiği belli olmayan yüzüm ve donmuş gözlerim hiçbir hayat belirtisi göstermeden bara doğru döndü. Tek baktığım şey, onun anlamsız duygularla bezeli gözbebekleriydi. Gözkapaklarımı bir an bile hareket etmeden yaklaştım ona doğru. Uzun bar sandalyelerinden en uçtakine, kalabalıktan en uzaktakine oturdum. Zerafetim ve ihtişamım bayanların gözlerini benden alamamasına neden oluyordu. Bu işime gelirdi; partnerlerinin bu halini gören erkek müşteriler bir an önce gitmek isteyecekti. Geri kalan kalabalık da benim azimli bekleyişim karşısında pes edip, defolup gideceklerdi. İsterlerse yarın gelsinler. Ama bugün, bu an benim olmalı. Şu an akıp giden zaman bana lazım. O yüzden hepiniz kaçıp gidin bir an evel ! Gidin ki dünyanın en mükemmel iki varlığı başbaşa kalabilsin. İçlerinde yanıp tutuşan sonsuz özlem, çöle düşen bir yağmur damlasının yapabileceği kadar da olsa sönebilsin. Eğer biraz olsun gerçekten yaşamış olsaydınız, çoktan burayı boşaltmış olurdunuz ama nafile; Nymph sayesinde gidebileceksiniz ancak. Bunu da şimdi ben sağlamak üzereyim. Sandalyeye çökeli iki dakika olmuş olmasına rağmen Nymph yanıma gelmeye kararsızdı hâla. Ancak ona yönelttiğim bakışlar ile kendini toplayıp karşımda bitti. Duygudan eser olmayan yüzümü onun göz hapsinden ayırmadan konuştum kısık bir sesle.
    " Barın güzel sahibesiyle başbaşa kalmak istiyorum. Eğer bekletileceksem sorun değil, zamanım bol. Hem beklemeye de oldukça alışığım ben, bilirsin. "

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nymph
Aspéctus Bar Sahibi
Aspéctus Bar Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 41
Yaş : 24
Nerden : İtalya
Rp Düzeyi : Gıpta edilecek türden
Kan Durumu : Vampir
Rp Yaşı : 1455
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 27/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu   Çarş. 14 Nis. 2010, 21:10

    Geçmiş hayatlar bırakamıyor peşimi. Gece karanlığında bile aydınlık hayaller burada. Unutmak mı? Morpheus'u nasıl unutabilirim. Yazık, onu çok özlemişim. Özlemimin bıraktığı yaralar belki bedenimde belli olmayabilir; ama ruhum delik deşik. Bir yalnızlık şarkısı kadar acı hikâyem benim. Geçmişimi örtmek istiyor muyum? Hayır. Onunla olan her dakikam göz önünde olmalı. O olmalı! Sadece Morpheus'u hissetmeliyim; ama gözlerim başkalarına dönmemeli. Aşk, acı, özlem, tutku, şehvet... Bütün duyguları bana tattıran tek varlık. Tanrı'nın meleklerine inanırlar insanlar; ben kendi meleğime inanıyorum, rüyalarımın tanrısına. Kâbuslarımın, rüyalarımın, benim sebebim. Değişmeyen, değiştiremediğim sevgilim, evet, sen, sadece sen Morpheus umutsuzum sana karşı. Kızıl saçlarıma kıyma sebebimi anlayamadığın gözlerimden belli. Onlara bakarken acıyan içini hissediyorum yüzünden. Kimse farketmese de dağlanmış yüreğini bir kez daha. İşte geldin gene. Neden?

    Barın öteki tarafında bekleyen hayat benim istediğim tek hayattı. Ona yaklaşmak, dokunmak, konuşmak, onu öpmek... Duygular karışımında sadece onu hissetmek istiyordum. Şu anda barda bulunan hiçbir canlı beni etkileyemezdi. Morpheus'un girer girmez bıraktığı izler hala erkeklerin üzerinden gitmemişti. Onu seçeceğimi biliyorlardı. Her gece benim seçimlerime boyun eğmek için gelen erkekler bu gece umutsuz bekliyordu. Kendilerine güveni sonsuza dek gömmüşlerdi sanki. Morpheus'un karanlık bakışları, alev kırmızısı saçları vazgeçilmezdi. Bunu en iyi bilen bendim; ama bu bir seçim değildi. Biz zaten birbirimiz için yaratılmış iki varlıktık. Asla değişmeyecek bir eksende dönüyorduk birbirimizin etrafında. Saatlerce el ele, diz dize otururduk hiç sıkılmadan. Onunla günlerim, aylarım, yıllarım geçmişti. Onu seçemezdim bir daha; ancak o beni tercih edebilirdi. Tıpkı bir zamanlar beni bırakmak yerine vampir yapmayı tercih ettiği gibi. Her erkeğe hükmedebilen ben Morpheus'un karşısında son derece savunmasızdım. Ondan bunu saklamak içimi acıtsa da mecburdum. Onca savaş, bunca çile, dert tasa boşa olamazdı. Ben yolumu çizmiştim. Sanırım bundan bin yıl sonra bile emin değildim.

    Fark etmeden çekilmiştim ona. Önünde durduğumda gördüğüm şey sadece Morpheus'tu. Dudakları, beyaz teni, bal rengi gözleri, yumuşacık kızıl saçları... Hepsi benim gözlerimin önüne serilmiş bir serap gibi duruyordu. Oysa gerçekti. Benimle, şu anda, bu barda... Elimi kaldırdığım anda müzik çalmaya başladı. Notaların verdiği ezgi insanları bizden uzak tutuyordu. Konuşmamızın duyulmasını istemememin sebebi sadece ne konuşacağımı bilmememdendi. Morpheus son derece ciddi duruyordu. Onu buraya aşk değil, başka bir şey getirmişti sanki. Gözlerinde bulunan ifade ruhsuz birine aitti. Benim Morpheus'um yok olmuş gibi. Buna inanmam mı gerekli? Hayır. Bunu düşünmek istemiyorum. O hala aynı kişi. Ölüm bile ayıramadı bizi. Ölümün kendisi olduk; gene birleştik. İşte buradayım sevgilim. Sadece senin için ölüm oldum. Geldim gene kollarına; ama öyle uzaksın ki bana. Dayanamıyorum yokluğuna. Yoksun sevgilim. Morpheus yok artık. Onsuzluğa dayanamazken yanımda... Öylece bakar bana sessizce. Özledim; ama cesaret edemem söylemeye. Asla yapamam bunu. O an anladım. Ben aslında herkesin sandığından farklıydım. İnsanlara ruhsuzdum, acımazdım; ama kendime acırdım. Morpheus'suz her anıma acırdım kendimin. Hafifçe bana eğilişini izledim. Bir şey söylemek istemiyordum. O anın büyüsünü bozmayı veya. Hemen kibar bir dille " Barın güzel sahibesiyle baş başa kalmak istiyorum. Eğer bekletileceksem sorun değil, zamanım bol. Hem beklemeye de oldukça alışığım ben, bilirsin. " dedi. Bu iğneleyici sözler kalbime bir kez daha sağlamıştı hançerleri. Gözlerimden yaş gelebilse o an ağlardım. Umutsuzdum. Kızıl saçlarının dalgalanışını izlemekten başka çarem yoktu. Etrafıma bakındım. Kalabalık bizi izliyor. Onunla odaya gidip gitmeyeceğimi merak ediyorlardı. Onu seçmiş miydim? Geceyi bu yabancıyla mı geçirecektim? Bütün bu soruları merak eden gözler vardı üzerimde. Sinilerim gerildi birden. Morpheus'la yalnız kalamamama engel olamazdı bunlar; ama kalamazdım da. Bunu ona anlatma gereği duymadım. Sakin bir ses tonuyla, duygusuzlukla biraz da ' Burada söyle ne söyleyeceksen. Başka yere gidemem. ' dedim. Bu yalan değildi. Olmadığını Morpheus'da anlayabilirdi; sadece nedenini bilemeyecekti. Bunu ona açıklayamazdım. Söyleyemezdim. Nasıl derdim? Seni özledim, yalnız kalırsak sensiz yapamam diye. Duygusuz ifademi bozmadan ona baktım. Kızıl saçlarımın hafif oynayışını izlediğine emindim. Bende gözlerimi onun beni izleyen gözlerine diktim. O gözlerde bir anda olsa acı gördüğüme eminim.


_________________





En son Nymph tarafından C.tesi 01 Mayıs 2010, 19:45 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Morpheus
Leviathan Grubu Solisti
Leviathan Grubu Solisti
avatar

Mesaj Sayısı : 104
Rp Düzeyi : Gıpta edilecek türden!
Kan Durumu : Seninkini merak ettim ?
Rp Yaşı : 1456
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 29/03/10

MesajKonu: Geri: | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu   Cuma 16 Nis. 2010, 00:56

    Bekletse beni, sonsuza kadar beklesem karşısında. Gitmese hiçbir yere. Hep burada kalsa, gözlerimin içine baksa. Böylece bir asır kalsak. Herkes gitse, bir biz dursak. Bedenlerimiz haretsizken ruhlarımız sevişse. Birbirlerine ait olduklarını tekrar tekrar tasdikleseler. Sonra dokunsa bana. Parmaklarımız önce, ardından avuçlarımız birleşse. Sonra kollarıma alsam onu. Sımsıkı sarılsam, hiç bırakmasam. Öpüşsek uzun uzun. Durmasak. Kokusuyla kendimden geçsem. Tekrar tekrar ölsem. Fakat imkansız biliyorum. En azından şu an için olanaksız. Beni istemediği o kadar belli ki. Onu zincire vurup zorla peşimden sürükleyecek biri değilim. Kalbim atmıyor belki ama Nymph'in varlığıyla varolduğum kesin. Kendime gelen varlığım etraftakilerin bizi izlemeye devam ettiğini farketti birden. Eğer bizi rahat bırakmazsa hepsinin başını gövdesinden ayırabilecek kadar sinirlenmiştim. Söylediklerimin cevabı geldi bu arada. " Burda söyle ne söyleyeceksen. Başka yere gidemem. " dedi kızıl saçlı perim. Sen başka yere gidemezsen ben de gitmezdim elbet aşkım, fakat sen çoktan gitmeyi seçmişsin bile. Beni bırakmayı, bana aşık olduğun halde nasıl başarabilmiştin bunca yıl sonra bile anlayabilmiş değildim. Bu yüzden seni kalbimin en derinlerine gömdüm ben de. Böylece en azından sen huzurlu olacaktın belki de. Şimdi ise ona hiddetle karşılık verip, çekip gidemeyeceğim bir durum söz konusuydu. Yüreğimin, nadiren ruhuma söz geçirebildiği bu günde, varlık sebebimin geleceğini öğrenebilmek amacıyla gemiştim buralara. Onu herşeyden çok sevdiğim için içimde kabaran koruma içgüdüsüyle uçarcasına akın etmiştim Roma'ya. On yıl sonra, bu kadar kısa ve bu kadar uzun bir süre sonrasında bile bu kadar çok acı çekeceğimi tahmin etmemiştim. Ama Nymph'in hayatını kendiminkinden çok önemsediğim aşikârdı. Burada olma sebebim de buydu işte.

    Onun bu ters tepkisiyle yanan ruhumu söndürmenin bir yolu olmadığı için yapabildiğim tek şey ifadesiz bakışlarımdan sıyrılıp, gözlerimi ondan ayırmadan kaşlarımı çatmak oldu. İşin ciddiyetini bilmediği için, meleğime kızamazdım. Zaten yeterince kızgındım. Anlamsız bir olaya meydan vermemek için kontrolü elime almaya karar verdim. Sandalyede yana dönüp ayağa kalktım tekrar. Hızlı bir hareketle barın arkasına geçip az önce gözüme kestirdiğim o boş odaya doğru ilerlemeye başladım. Bir an durakladım. Arkama bakmadan konuştum. " Buraya herhangi birşey söylemeye gelmedim. Önemli. " dedim sertçe. Daha sonra yavaş ama güçlü adımlarla karanlık odaya girdim.

    Eski püskü kapıyı arkamdan kapatıp içeriye bir göz attım. Tam karşımda oldukça büyük bir pencere vardı. İçeri süzülen ayışığı o kadar fazlaydı ki içeriyi aydınlatacak bir lambaya ihtiyaç yoktu. Beyaz kireç duvarlar, ahşap dolaplar ve... Bir yatak. Beyaz çarşafı özensizce düzeltilmeye çalışılmış, eski püskü, iki kişilik bir yığıntı. Uyku ile alakası olmayan vampirler bir yatağı sadece bir neden yüzünden kullanabilirdi. İçim burkuldu. Mideme yumruk yemiş gibi oldum. Bulantı hissi. Nefret. Kin. Dişlerim birbirine kenetlendi, tüm kaslarım olabildiğincce kasıldı, ellerim yumruk olmuş, duvarın birini yıkmaya hazırdı. Dokunmaya kıyamadığım varlığın kızıl saçına dokuabilmiş her bir varlığın derisini yavaş yavaş, saatlerce süren işkencelerle yüzmek istedim. Yaşayan tüm varlıklara olan nefretimi bir kez daha hatırladım. Acı, nefret ve intikam yeminiyle dolu bir çığlık atmamk için kendimi zor tuttum. Eğer sevdiğim kadını bu kadar yıl önce perdeler arkasına saklamsaydım şu an bu barda bulunan hiç kimseyi canlı bırakmazdım. Lakin, önemsediğim tek bir can için hepsini bağışlıyordum şu an. Onun yerine kendimi kendi içimde tekrar, tekrar, tekrar öldürecektim. Kapının hemen yanındaki duvara çarptı birden sırtım hafifçe. Bu berbat duygu yüzünden kendimden geçip geriye doğru sendelediğimi farketmemiştim bile. Benim gibi muazzam güçlü bir varlığı bile ne hale getiriyordu aşk. Aşkın gücü dedikleri bu olsa gerekti. Bu gücün bana yaptığı eziyetin lanetli sularıyla asırlarca yıkanmış biri olarak bunu da kabullenmeyi öğrenecektim. Başka erkeklerin de varolduğunu ve Nymph'in de beni çoktan unuttuğunu. Bu duygular içerisinde boğulurken, karanlık odanın sahibini beklemeye devam ettim...

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nymph
Aspéctus Bar Sahibi
Aspéctus Bar Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 41
Yaş : 24
Nerden : İtalya
Rp Düzeyi : Gıpta edilecek türden
Kan Durumu : Vampir
Rp Yaşı : 1455
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 27/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu   C.tesi 17 Nis. 2010, 08:38

    Bunların hepsini itiraf etmek bu kadar zor muydu? İçimde kopan fırtınalar, belki hafif bir hırıltı... Her şeyin onu unutmaya yönelik düzenlenmesi şaşırılacak bir şey değildi. Değişmiştim. Yanan kalbim kavrulmaktan yorulmuş günübirlik ilişkilerin uzantısında bir pervane misali dolanmaya başlamıştı. Onu unutamadığımı söyleyemeyeceğim gibi yaşamım konusunda bir açıklama yapmaya da tenezzül edemedim. Şaşmamalıydı. Onca yıl sonra anca kalkıp gelmiş biri bana hesap soramadı. Duyguların hayatımı kontrol edebilseydi bin yıl önce terk etmezdim. Bu anlamak alfabeyi sökmek kadar kolay olmalıydı; ama Morpheus inatla anlamak istemiyordu. Geniş omuzları, tanrıları bile kıskandıracak güzelliğiyle kızıl saçlarını devirdi. Geçmişti artık. O an onunla burada konuşacağım için kızmıştı da sanırım; ama umarımda mı? Hayır. Hayatımı bir gecede alt üst etmeye yeltenemezdi. Etrafımda ki erkekleri baştan çıkarmak benim için kolay ve bir o kadarda eğlenceliydi. Kızıl aşkım için saatlerce dökemediğim yaşları düşünmek istemiyordum. Ağlamak için kan akıtmak istemiyordum.

    Çok net hatırlıyorum o günleri. Morpheus'u ilk terk edişimdi; gerçi bir daha dönebilsem asla bırakmam. Ayaklarımın götürdüğü kadar uzağa gittim. Günlerce ormanda, çayırda, nehirde ilerledim. Bir çıkış yolu bulmak için her gerekene başvurdum. Beni bulamamalıydım. Koşarken her adımımda bir kandamlası bıraktım. Gözümden akan bir damla. Kan ağlamak biz vampirlerin en doğal olayı; ama onları en fazla bitkin düşüreni. Ne kadar çok kandamlası akıtsam o kadar yorgun düştüm. Tökezlemeye, düşmeye, koşamamaya, hatta avlanamamaya başladım. Umurum kalmadığını hatırlıyorum şimdilerde. Umut kelimesi benim olmayan ruhumun besiniydi. Gece karanlığında avım için umutlanırdım, karnım doymasa da Morpheus beni bulacak diye umutlanırdım; ama olmadı. O kadar yorgun düşmüştüm ki kıpırdayamıyordum. Kendimi bıraktığım çimenlerde yatılı kaldım bir anda. Benim kadar güçlü bir yaratığı bile bitiren bu his. Ölümüne savaşmayı öğreten, gerekirse yok olmayı benimseten bu his. Aşk. Katıksız, saf, güzel, büyülü... Ne kadar kaçarsam kaçayım gücümü topladığımda gene başımda Morpheus'un olmasını istedim. Değildi. Beni bulamamıştı, bu kadar iyi kaçtığımı bilmememe rağmen bulamamıştı. Başımda bekleyen dişi bir vampirdi. Bir vampir savaşından yeni çıkmış ve başka bir savaşa hazırlanan vampir ordusu vardı. O zamanlar yapacak bir şeyim yoktu. Eğitildim, öğrendim, gerektiğinde baş kaldırdım, geliştim. Hayvansal dürtülerimin yanı sıra artık savaş taktiğimde vardı. Bin yıl boyunca savaştım; ama sonunda bir kez daha kaçtım. Bu sefer bütün bu anlamsızlıklardan kaçıyordum. Morpheus'suz anlamsızlaşan savaş dünyasından. O günden beri bu erkekler benim eğlencem, yemeğim, hayatım oldular.

    Morpheus'un oturduğu yerden hızla kalkıp karanlık odaya gitmesi beni kendime getirdi. Barda bulunan tüm erkekler gözlerini bana dikti. Bu iktidarsızlığıma anlam veremiyorlardı. Kızdım. Her şeyi hükmetmeye alıştığım krallığımı bozamaz. Sinirle, hızla peşine düştüm. Odaya girdiğinde yatağa bakıyordu. Gerilen omuzları geriye atılmış, sırtı duvara yaslanmış. Hayatın bir sillesi daha gözlerimin önünden geçti. Her gece beraber olduğum adamlar ve gecenin sonunda ölmeyen şanslıkla. Kendimi sorgulamam mı gerekirdi? Ben hata yapmamıştım. Bir vampir olarak yapabileceğim başka bir şey yoktu. Kurbanlarımı seçmek zorundaydım. En kötüleri, en berbatları olmalıydı kurbanlarım. Ama birde zevki vardı işin adamların gözlerine bakıldığında ki şehvet. Peki, gerçekten istediğim zevki alıyor muydum? Hayır. Her adamda Morpheus'un hayaletini görmekten bıkmamıştım. Onu görüyor, onu hissediyor, onu duyuyor bedenim. Değişmedim. Hala seni seviyorum sevgilim. Hıncımı alamamak üzerdi beni işte. Adamların bizim oda da ne yaptığımızı izlediğini biliyordum. Bir adım geri, bir adım ileri... Adamları kontrol edemiyordum. Sonunda sesimi yükseltmemeye çalışsam da başaramayarak ' Ne hakla buraya dalıyorsun. Çık dışarı! ' dedim. Morpheus'un afallamış ifadesine bakıyordum. Yatağın verdiği korku, onda yarattığı ıstırap... Kendimden mi nefret ediyordum? Cevap basitti; Evet!


_________________





En son Nymph tarafından C.tesi 01 Mayıs 2010, 19:48 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Morpheus
Leviathan Grubu Solisti
Leviathan Grubu Solisti
avatar

Mesaj Sayısı : 104
Rp Düzeyi : Gıpta edilecek türden!
Kan Durumu : Seninkini merak ettim ?
Rp Yaşı : 1456
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 29/03/10

MesajKonu: Geri: | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu   Paz 18 Nis. 2010, 13:13

    Saniye başı iğneler saplanan göğüs kafesimin hızlı hızlı inip kalkmasını engellemeye çalışarak, sinirden kör olmuş bir halde kalakalmıştım. Gördüklerim eski bir yataktan çok daha fazlasıydı. Orada duranlar o kadar yılın nefreti, utancı, sevgisizliği ve acizliğiydi de. Nymph'in yaptıklarının anlık yansımasıydı. O her gece birilerinin canını almıştı belki ama şu anda hepsinin canını benden çıkarmıştı. Tüm gücümü yitirmiştim işte. Kendimi sonsuz boşlukta tek başıma bulmuştum. Belki bulduğum kişi kendim bile değildim. Beni kendime getirense sonunda yanıma gelen su perim olmuştu. Öfkesi ne kadar zehirli olsa da benimkinin karşısında bir hiçti. Odasında gördüklerim, o an hissettiklerim yenilir yutulur cinsten değildi. Eğer karşımdaki Nymph olmasaydı üzerine yürümeye başlamıştım. Belki ordan oraya çarpardım ! Fakat bin beşyüz yıllık aşkım karşısında yapacak hiçbirşeyim yoktu. Ne kadar haklıysam; o kadar haksızdım. " Ne hakla buraya dalıyorsun. Çık dışarı! " diye çınladı sevdiğim vampirin sesi. Öfkeli bile olsa öyle güzeldi ki... Bu kızgınlığına karşılık onu yakalayıp dudağına yapışmak mükemmel olurdu. O an ikimiin de dudaklarından yayılan alev ayakuçlarımıza kadar iner, saatlerce kendimizden geçerdik. Fakat ben böyle bir güzelliği haketmiyordum. Şu an yapmam gereken tek şey aklımdaki sorulara cevap bulmaktı. Mz ile yaptığım görüşmeden sonra buraya ne hızla geldiğimi ben bilirdim. Ordu saçmalığı hakkında duyduklarım oldukça rahatsız ediciydi. Savaşmaktan her zaman nefret etmiştim. Hayır, asla korkak olduğum için değil. İstediğimde ne katliamlar yapabileceğimi, ne kadar kin ve nefret dolu olabileceğimi kıdemlilerden, yeni doğanlara hemen herkes bilirdi. Geride bıraktığım cesetlerin haddi hesabı yoktu elbet. Bunu Mz de biliyordu ki böyle ciddi bir teklifle gelmişti bana. Her ne kadar reddetmiş olsam da elindeki kartların çok güçlü olduğunu inkar edemezdim.

    Bana sinirle bakmakta olan aşkımla gözgöze geldim. O gözlerden kendimi almam ne kadar zor olsa da bunca yaşanmışlığın ardından kendimi çekip alabildim. Ona doğru dönüp sol elimle kolundan yakaladım. Bedenini kendime çekme isteği ve şehvet deli gibi bedenimi sarmış olsa da aklım daha üstün çıktı ve onu benden uzak olacak şekilde odanın içine çektim. Ardından kapıdan başımı uzattım. " Bu gecelik eğlence bitti. Gidin ! " diye bağırdım. Koca barda ani bir sessizlik oldu. Artık bize bakmayan kalmamıştı. Ne bekliyordu bunlar ? " HADİ ! " diye gürledim. Sesim o kadar güçlü çıkmıştı ki o kalabalıkta kendi sesimin yankılanması benim kadar hassas kulakları olmayanlar tarafından bile duyulmuştu. Ardından hepsinin hızlıca toparlanmasını - kimi hesabı ödemek adına bir kaç kuruş bıraksa da diğerleri kaçar gibi gitmeyi yeğlemişti - ve az önce biraz (!) hırpaladığım kapıdan dışarı fırlamasını izledim. İçerinin tamamen boşaldığına emin olmam bir kaç dakikamı almıştı. Bu arada arkamda duran kraliçemin sessiz kalmasına minnettardım. Müşterilerin, bizim kavgamıza - ve şiddetli aşkımıza - tanık olmalarını istemezdim. İçeri tamamen sessizleşti. Keskin kulakarım sadece kendine kaçacak delik arayan böceklerin seslerini duyuyordu şimdi. O'nunla yüzleşme vaktiydi. Arkama döndüm yavaşça. Bana nefretle olduğu kadar şaşkınlıkla ve anlamlandıramadığım başka duygularla bakan o gözleri süzdüm. Evrenin en güzel gözlerine bakmak bu kadar güzelken nasıl bu kadar acı verici olabilirdi ki ? Bunu bir ben bilirdim. " Duyar duymaz buraya geldim. Aklım o kadar karışıktı ki cisimlenmeyi denemedim bile. " dye başladım söze. Sesim şaşkın ve heyecanlı çıkıyordu. Kızıl saçlımın kaşlarının hala çatık olduğunun farkındaydım ama ne yapabilirdim ki ? Aramızdaki küslüğün kilidini açabilecek bir anahtar varmıydı ki ? " Mz... Dün gece benimle görüşmeye geldi Hollywwod'a." dedim Nymph'in tepkisine ölçmeye çalışarak. Mz ile tanışıklığımız yüzyıllar öncesine dayanıyordu. Gerçi o aralar Nymph çoktan gitmiş olduğundan onun Mz ile tam olarak ne zaman, ne şekilde tanıştığından haberim yoktu. Beraber savaştıkları hakkında duyduklarım vardı sadece. Neyse ki yegane aşkım hayattaydı o savaşlardan sonra. Önemli olan da buydu. Mz hiçbir zaman bizi akılsızca kullanma yoluna gitmemişti zaten. Bu arada gözüm karşımdaki güzellikteydi hâla. Söylediklerimin nereye varacağını tahmin etmesini umuyordum.



En son Morpheus tarafından C.tesi 01 Mayıs 2010, 12:35 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nymph
Aspéctus Bar Sahibi
Aspéctus Bar Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 41
Yaş : 24
Nerden : İtalya
Rp Düzeyi : Gıpta edilecek türden
Kan Durumu : Vampir
Rp Yaşı : 1455
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 27/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu   C.tesi 01 Mayıs 2010, 12:23

    Dediklerinden anlam çıkarmak mı? Yoksa müşteri kaybetmemin sebebiyle ona bağırmak mı? Ne saçmalıyordum ben. Bağırmak hafif kalırdı; ona saldırabilirdim de. Bunu müşteriler için yağmazdım. Yılların uzaklığında beni hiç düşünmemesi için yapardım. Değiştiğimi biliyordu; ama Morpheus'a saldıracak kadar değişmiş miydim? İşte bunu ben bile bilmiyordum. Yıllar birbirinizi kovalarken bir gün şu kapıdan gireceğini hayal etmiştim. Benim için geleceğini hayal etmiştim. Herkes etrafımda pervane olurken bende o an onu bekliyor olacaktım. Yılların, belki de yüzyılların hayaliydi bu. Benim burada olduğumu biliyordu; ama hiç gelmedi. Şimdi ne hakla... Ne saçmalıyordum ben. Beynimde gezen bu üzgün kadın havasından kurtulmalıydım. Bitmişti artık! Hayatımda Morpheus yoktu (!) Ona hissettirmem gerekende tam olarak buydu. Değiştiğimi bilmeliydi. Birkaç adım ileri gittim, birkaç adım geriledim. Kendimi düşüncelere verdim. Morpheus'un adamları böyle kovması, sonra bana dedikleri... Hepsi anlamsızcaydı. Ona kısık seslide 'Hayır' diyebilirdim; ama o kaşınmıştı. Ona MZ'nin ordusuna katıldığımı söylersem hiçbir şey yapamazdı. Bu gerçekti. Beni değişmiş olarak kabul etmesi için bunu yapmam gerekiyorsa, yapacaktım.

    Morpheus'u eski yatakla baş başa bırakarak odadan çıktı. Boş barımın sessizliğinde duyulan topuk seslerimle sakince yürüdüm. Adımlarımın huzursuzluğu fark edilmemesi için oldukça sakindim; ama içim huzursuzdu. Bunu yaptığımda Morpheus'u sonsuza dek kovacak olduğumun farkındaydım. Bunu şu an için umursamasam da kalbimin sol üst köşesinde bu hissin bütün boğuculuğunu taşıyordum. Geçmişimin bir yasak nüshasıydı o. Bana yasaklanmıştı; okumamam, bilmemem gereken bir nüsha. Bende onu okumamak için elimden geleni yapacaktım. Gerekirse o eski yatak gibi hırpalanacaktım; ama bu beni durdurmayacaktı. Dış kapının önünde durdum. Kapıya elimi uzatmamla beraber kapı hemen kilidinden kurtuldu. Gıcırtıların arasında kapıyı hafifçe aralayarak dışarıda bekleyen adamlara baktı. Birçoğu gitmeden sabırla bekliyordu; çünkü içeride ben vardım. Hafif gülümsememi bütün yüzüme yaydım. Gayet davetkâr bir biçimde ' Yeniden açıldık. Bir daha sizi kimse kovamayacak. Hadi içeri beyler. ' diyerek kapıyı açık bıraktım. Geri odaya dönerken kısa sürede bar dolmuştu. Adamlara hemen bir göz attım. Herkes daha demin yaşanan o saçma olayı unutmuştu. Köşede birkaç kızı kucaklayanlar, biraz ileride kurulan kumar masasının etrafında bağıra çağıra küfürleşenler. Tam öteki uçta kimseye karışmadan hararetli bir konuşma yaşanıyordu. Garip görünüşlü bu insanlar dikkatimi çekmişti. Bize baktıkları belliydi; ama buna aldırmadım. Sonuçta buraya gelip beni izlemeyen birini tanımıyordum. En ufaktefekleri diğerlerine sessizce bir şeyler sayıyordu. Diğerleri onu reddediyor, küçüğünün ateşi daha fazla artıyordu. Dudaklarından okuduğum kadarıyla ' Hemen...' diyordu; ' Hemen yapmalıyız. '... Bunun üstünde durmamayı yeğledim. O kadar insanın içinde bir grubun saçma bir şey konuşması garip değildi burada. Birçoğu öyle yapardı. Kızları nasıl tavlayacakları bile olabilirdi bu. Bütün dikkatimi Morpheus'a verdim.

    Sinirinin arttığı belliydi. Gözlerine yayılan alev kırmızısı izler bu siniri perçinlemişti. Nefesinin tutmuştu; normalde insanlar arasında nefes almaya dikkat ederdik. Farklılıkları anlamamaları için bu gerekliydi. Morpheus şu anda buna ihtiyaç duymuyor; belki de dikkat etmiyordu. Elleri yumruk biçiminde bana bakıyordu. Ufacık ellerimle yumruk yapılmış büyük ellerinden biri sardım. Gözlerimi gözlerine diktim. Gözlerimde sevgiyi görmesini beklemiyordum. Beynim şu anda bunu oldukça geriye itmişti. Ona her baktığımda sevgim yeniden öne çıkmaya çalışsa da ona hissettirmemeyi başarabilirdim. Yüzüme yayılan ev sahibi gülümsemesi hemen alaycı bir ton aldı. Kendimi onun kollarına bu gece bırakmayacaktım. Büyük ihtimal bu geceden sonra hiç bırakamayacaktım. Buna aldırmamak için kafamı salladım. İhtiyacım olmamasına rağmen derin bir nefes aldım. Hemen ' Buraya benim için gelmiş olmanı çok dilerdim; ama görüyorum ki sen sadece merakına yenik düşmüşsün. Ah... Sevilim, bu kadar zor mu merakını susturmak? Madem susturamadım diyeceğim. ' dedim. O an bütün barın bizden uzak olduğuna emindim; ama birçok kişinin dikkati de bizdeydi. Kafamı aldırmadan salladım. Kızıl saçlarım kısa olmalarına karşın havayı bölerek titredi. Derin gözlerimi barda sakince gezdirdim. Daha demin arkadaşlarına hararetli bir şeyler anlatan ufak adamın şimdi bizim tarafa bana büyülenmiş gibi bakışını gördüm. Hafif bir gülümsemenin ardından konuşmam biraz öfkeyle daha sesli bir biçimde ' Ben MZ'nin ordusuna katıldım. ' oldu. Morpheus'un o an yıkıldığını biliyordum. Bu ona en büyük darbeydi. Büyük ihtimal öleceğimi bile bile bir orduya katılmam. Kendini mi suçluyordu? Bunu düşünmek istemiyordum. Bir adım geriledim. Artık sıkı olmayan avucunu hemen bıraktım. Yüzümü bara dönerek yürümeye başladım. Bu ona gitmesi gerektiğini anlatırdı. Başım öndeydi. Bu seferde kan ağlıyordum belki; ama Morphesu gidene kadar gözlerimi tutmalıydım. Bir adım, sonra bir adım daha... Bara vardığımda sesler kesildi. Morpheus'un gitmiş olabileceğini düşündüm. Gene de kafamı kaldırıp bakmaya korktum.


_________________



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Morpheus
Leviathan Grubu Solisti
Leviathan Grubu Solisti
avatar

Mesaj Sayısı : 104
Rp Düzeyi : Gıpta edilecek türden!
Kan Durumu : Seninkini merak ettim ?
Rp Yaşı : 1456
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 29/03/10

MesajKonu: Geri: | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu   Paz 09 Mayıs 2010, 13:22

    Kireç duvarlı odada öylece durmuş bana, boşlukta süzülen bir hayalet gibi bomboş bakan Nymph'in söylediklerimden anlam çıkarmasını umuyordum. Vereceği cevabı merakla bekliyordum ama o hiç bir şey yapmadı; odadan hızla çıkıp alelade davetkar bir tavırla kapıya yöneldi. Az önce nefretle kovduğum her bir erkeği şehvete davet etti tekrardan. Bu da ne oluyordu şimdi ? Nymph benim çıldırıp buradaki her insanı tek tek öldürmemi mi istiyordu ? Bunun onu etkileyeceğini bilsem yapmaya hazırdım. Çocuk oyuncağıydı hem. Yüzyıllardır kaç kişinin derisini yüzüp kanını içtiğimin haddi hesabı yoktu. Buradaki bir avuç insancık da o tarihin içine gömülebilirdi pekâla. Eğer bu kız tanrıçanın bana kızmayacağını bilsem hemen işlerini bitirebilirdim. Fakat zaten yeterince kızgın değil miydi ? Üstüne, hiçbir şey olmamış gibi, o kokuşmuş pislikleri tekrar içeri çağırmıştı. Ama Nymph bunu hep yapardı. En anlamsız zamanda en gereksiz hareketler tam onun yapacağı şeylerdi. Yıllar önce benden kaçışı, savaşlara katılışı da hep bundandı. Fazla özgür ve başına buyruktu. Hatta şimdi nasıl olup da hergün ekseriyetle bu küçük işletmeye gelip gitme sabrı gösterdiğine de inanamıyordum doğrusu. Tamam belki güzel bir yiyecek ve eğlence kaynağıydı onun için, ama benim kızıl sevgilim bu tür şeyler dünyanın her biir köşesine kısa zamanda gidebileceğini biliyordu ki hep böyle yapardı. Yoksa çok mu değişmişti gerçekten de ? Artık benim sevgilim değil miydi ? Olamaz mıydı tekrar ? Gerçek anlamda Nymph ölmüş müydü ? Düşüncesi bile berbattı. Aşkımız için ne kadar günahkar olsa da onu her zaman affedebilirdim. Yeter ki o istesin. Ne yazık ki o, bir daha asla benimle olmak istemiyordu. Kendi kalbinde bitirmişti işte herşeyi. Ben onun hayatı için endişe ederken, o kendini uçurumlardan atmakta ısrarcıydı. Vampir olmanın özgüveni gözlerini kör etmişti belki de. Hatta yıllarca sağ çıktığı savaşlar da kendini yenilmez savaşçı mertebesine sokmasına filan neden olmuş olabilirdi. Sonuç olarak bin beşyüz yıl sonra bile Nymph kısmen de olsa aynı Nymph'di. Umursamaz ve özgür ruhlu. Ben de onun gibi özgür ruhlu olsam da aşkımın her zaman daha güçlü olmasına önem vermiştim. Bu yüzdendir ki onu asla unutamamıştım. Kızılımı unutmak kendimi unutmak demekti çünkü. İşte o kızıl peri karşımda durmuş bana bakıyordu şimdi. Ne ara gelmişti yanıma bilmiyordum. Öfkem had safhadaydı. O ise bunu hiçe sayıp konuşmaya başladı. "Buraya benim için gelmiş olmanı çok dilerdim; ama görüyorum ki sen sadece merakına yenik düşmüşsün. Ah... Sevgilim, bu kadar zor mu merakını susturmak? Madem susturamadım diyeceğim." O bunları söylerken bardaki tüm gözlerin kaçakça bize baktığını hissedebiliyordum. Amma umrumda olan şey almak istediğim cevaptı. Hafifçe gülümsedi bana karşı sonra aniden kızgınlıkla bezenmiş yüksek bir sesle cevapladı beni. "Ben MZ'nin ordusuna katıldım." İşte o an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Nymph, yine, benim asla onaylamayacağım bir şey yapmıştı. Ne hakla benim sevgilimi ateşe atabiliyordu ha ! Bunu nasıl yapardı ? Kendini düşünmüyordu madem, ya beni ? Hiç mi sevmemişti beni ? Tekrar görmek hiç mi istememişti ? Mz benim sırf benim için Hollywood'a geldiğinde onun gücüne karşı gelmiş ve orduya katılmayı reddetmiştim. Şimdi Nymph nasıl oluyor da bu kadar zıt bir karar verebiliyordu? Bu bardağı taşıran son noktaydı. "Ne ?! Bu, bu olamaz!" diye çınladı sesim geniş barda. Bir boğa gibi öfke dolmuştum. Herkes sus pus oldu ve korkuyla karışık bir halde sonraki hareketimi bekledi. Benim vampir olduğumu bilmeseler bile korkmamış olmaları imkansızdı. Muhtemelen kıza saldıracağımı filan düşünüyorlardı. Ama ben öyle yapmadım; burnumdan güçlü bir nefes vererek arkamı döndüm. O iğrenç odaya girdim tekrar. Bir an durdum ve düşündüm. Ne yapacağıma karar verdikten sonra tam karşımdaki büyük yuvarlak pencereye doğru ilerledim. Boyumu aşan cama bakmadan öyle hızlı girdim ki pencerede sadece benim vücudumun şeklinde bir boşluk oluşmuştu. Kendimi dışarıda bulduğumda bir iki adım gerilerim. Bir yandan cebimden asamı çıkarırken bir yandan da gözlerimle nişan alacak bir yer arıyordum. Arkamda, bir spot ışığı gibi kırık camı ve yatak odasını aydınlatan dolunay sayesinde kararımı rahatça verebildim. Sağ tarafa, az önce benim beklediğim doğrultuya doğru kaldırdım ahşap çubuğu. Bağırmadan, yüksek bir konuşma sesiyle kustum nefretimi.

    "Bombarda Maxima !"

    Bunu söyledikten hemen sonra büyü asamın ucundan fırlamadı. Sanki o o daya daha önceden bir patlayıcı yerleştirilmiş gibi, büyünün kaynağı oradaymış gibi büyük bir enerji topu oluştu orada. Alevsiz ve renksizdi. Ama nefret doluydu. Daha fazla bekleyemedi ve serbest kaldı. Büyük patlamanın eşliğinde binanın sağ alt katı tamamen toza dönüştü. Gürültü kulakları sağır etti. O hizadaki herkes ya havaya uçtu ya da parçalara ayrıldı. Diğer taraftakilerse üzerlerine uçan duvar parçalarıyla ezilip kırıldılar. Bana doğru uçan et ve moloz parçalarıysa gözümü dahi kırpmamı sağlayamamıştı. Nefretimle bütünleşip daha da güçlü kılmışlardı beni. Bu büyüyü bu kadar kolay yapabildiğimi hatırlamıyordum. Bu, muhtemelen Mz'in kanını içmemin yarattığı etkiydi. Bu etkiyle korkunun kucağına düşen Nymph'in şimdi ne yapacağını merak ediyordum işte. Bu toz bulutunun içinde bir hayalet gibi süzülme sırası bendeydi. Nymph'in yüzüne bakmak istemiyordum çünkü. Bir kaç adım geriledim verdiğim zarara bakarak. Sonra da arkamı dönüp hızla uzaklaştım karanlık gecenin bilinmezliğine doğru. Nefretin esir aldığı bedenimin keskşnliğini köreltmek için kana ihtiyacım vardı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lucifer Rising
Kaçak
Kaçak


Mesaj Sayısı : 27
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar
Tarafı : Tarafsız
Kan Durumu : Yarım Kan
Asa : Şeytan'ın oyunu
Rp Yaşı : 22
Özel Yetenek : Kurtadam
Kayıt Tarihi : 31/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu   Ptsi 10 Mayıs 2010, 22:45

Evet... Tam yeri tam zamanı...

Duvarında koca bir gedik açılmış, basit erkeklerin herhangi bir dişinin vücudu için akın ettiği bir barın önünde pusuya yatmasının bir sebebi olmasa burada olmazdı Lucifer. Kurtboğanı içeli on iki saat olmuştu, fakat Roma'da bulutlu bir gündü . Ah, Roma... Aşıklar şehri, mide bulandırıcı her türlü etkinliğin yapıldığı sevgi kelebeklerinin uğrak yeri olan romantik şehir. Lucifer için tamamen anlamsız olmasının tek sebebi, budalalar arasında kamufle olmasının basit olmasıydı. Ve evet, burada olduğuna ilk defa memnundu, sinir krizleri geçirip giden vampirin kalbi kırık aşkı şu an savunmasızdı. Peki Lucifer için bu aşıkların farkı neydi? Daha mı güzellerdi? Daha mı zenginlerdi? Hayır, onlar vampirdi. Mide bulandırıcı kan emici yaratıklardı onlar. Bir kurtadamın sahip olabileceği en büyük düşmanlardı. Ve bu büyük düşmanlığın açtığı savaşta giderek yara alan kurtadamlarım saflarına birkaç skor kazandırmak Lucifer'ın elindeydi. Peki ırkına sadık kalmak umrunda mıydı? Hayır, değildi. Tek amacı hayatta kalmaktı. Matthew Dean Wood, yani Hogwarts'ın Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü'nün kuzeni olmak, ve O'na ihanet etmek, köşe bucak saklanmak için sağlam bir sebepti. Bunun bilincindeki genç Azkaban kaçağı İngiltere'den olabildiğince uzaklaşmıştı. Monstrosity Ormanı'ndan doğruca Roma'ya gelmişti. Ve işte buradaydı, bir vampirin peşinde, hayatını tehlikeye atarak avlanacaktı.

Kafasını kaldırıp bulutlara baktı, oldukça yoğun göründüklerine emin olduğu anda hedefine konsantre oldu. Henüz dönüşmemiş olması aklını taze tutmasını sağlıyordu, kurtboğan bile bi yere kadar mücadele edebilirdi içindeki kurtla. Bu düşüncelerden sıyrılıp, eğildiği yerden doğruldu. Çalıların arkasından çıkıp hedefine adım adım, milim milim yaklaştı. Çıt çıkarmamaya dikkat ederek duvardaki boşluğa yöneldi, içeri şöyle bir bakış attığında hedefinin kolay lokma olduğunu fark etti, arkası dönüktü.

Çalıntı asasını cebinden çıkararak derin bir nefes aldı, ve inanılmaz bir çeviklikle boşluktan içeri atlayıp, odanın karanlıkta kalan bölümüne sırtını dayadı. Stres, baskı, tehlikenin yarattığı adrenalin genç Lucifer'ın bedenini son derece zorluyordu o an. Fakat buna direnebilecek kadar yetenekliydi. Hala kıpırdamamış olan dişi vampire asasını doğrulttu, doğuştan becerikli olduğu sözsüz büyü kabiliyetine dört elle sarıldı...


"Stupefy!"

Havayı yaran kırmızı ışınlar tam isabet ederek vampiri yere yığmadan önce, açık kapı Lucifer'ın emriyle sessizce kapanmıştı. İşte, sakinleşebilirdi artık, planı kusursuzca işlemişti. Titremesini dizginlemeye çalışarak ağır ağır attı adımlarını. Bedenin başına geldiğinde basit bir havalandırma büyüsü yaptı. Kızıl saçlara sahip vücut artık omzundaydı. Hızlı adımlarla, geldiği gibi çevik bir şekilde boşluktan çıkıp geceye karışacaktı. Fakat dışarı adım attıktan bir dakika sonra dağılan bulutlar O'na ihanet etti. Bedeni, içindeki kurdun verdiği şiddeti devasa bir güçle fırlattı, beş metre kadar uçan kütle geçiş gövdeli bir çınar ağacı tarafından durduruldu. Lucifer'ın içini kaplayan derin acı, saldırganlık ve kan isteği bir anda ortaya çıkmıştı. Birkaç acılı dakika, geceyi yaran derin ulumalar, sonrasında gelen korkunç sessizlik...

Etrafına bakan kurt nerede olduğunu, ne yapmakta olduğunu algıladığı anda bedene doğru hareket etmişti. Onu bir süre sonra bıraktığı şekilde yatarken buldu. Sersemleticinin etkisinin üstüne aldığı darbe onu sarsmıştı, fakat hala hayattaydı. Kızıl saçlarındaki canlılık kadar olmasa da nefes alabilecek kadar yaşam vardı bedeninde. Sertçe sırtladı bu sefer bedeni, ve geldiğinden çok daha büyük bir hızla barınağına doğru yöneldi. Ormanlık arazinin merkezindeki büyük, geniş ve yüksek bir kayaya gelinceye kadar durmadı. Kayanın tepesine bir sıçrayışta çıktı, kurtboğanın verdiği aklın ilan ettiği zaferi taçlandırırcasına korkunç bir şekilde uludu. Karanlığa doğru sıçrarken aklındaki tek şey vahşetti...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: | Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
| Nymph & Morpheus |~ Kanlı Yaşamların Ruhu
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Ateş Ruhu
» Bloody Monday (kanlı pazartesi)
» okul başkanı seçilio
» ASTROLOJİ VE SAĞLIK

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Verus Magia | Role Play Sitesi :: World Tour :: Roma :: ¨Aspéctus Bar-
Buraya geçin: