AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Masumiyetin Gölgesi

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Tashi Boledenka
Galadriél Circulus Garsonu
Galadriél Circulus Garsonu
avatar

Mesaj Sayısı : 96
Yaş : 25
Nerden : Günahlar Diyarı
Rp Düzeyi : Harikulade!
Tarafı : *
Kan Durumu : Safkan
Asa : Tutkunun Zehri ~
Rp Yaşı : Belki yirmi üç?
Patronus : Sirene
Rp Sevgilisi : Aşk; uğrar mı hiç günahkârlara?
Özel Yetenek : Veela
Kayıt Tarihi : 27/01/10

MesajKonu: Masumiyetin Gölgesi   C.tesi 10 Nis. 2010, 20:40



    Role Players: Tashi Boledenka & Clementine Volante
    Zaman: Öğleden sonra iki.

    Kısa Kurgu:
    Gömdüğünüz yerde kalması için canınızı verebileceğiniz en mahrem anılarınızı düşünün. Utanmanız gereken sahneleri, yargılanmanız gereken suçları ve en önemlisi şehvetinize kurban verdiğiniz dakikaları... İşte Clementine böyle bir perdeye doğmuş masum rolünde. Günahlar Diyarı' nın alımlı güzeli Tashi ise O' nu bu sahneye doğmaya zorlayan kişinin ölümünü hazırlayan. Masum mu göründü oradan? Siz karar verin, hangisi daha masum.^^


      O kadar basit değildi işte, değiştirmezdi ki bir şeyi.
      Herkesçe masum bilindim ben. Sen ise benim gölgemdin.
      Kimsenin aklına gelmedi, ne yazık.
      Masumiyetin de olsa, gölge siyahtır...


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tashi Boledenka
Galadriél Circulus Garsonu
Galadriél Circulus Garsonu
avatar

Mesaj Sayısı : 96
Yaş : 25
Nerden : Günahlar Diyarı
Rp Düzeyi : Harikulade!
Tarafı : *
Kan Durumu : Safkan
Asa : Tutkunun Zehri ~
Rp Yaşı : Belki yirmi üç?
Patronus : Sirene
Rp Sevgilisi : Aşk; uğrar mı hiç günahkârlara?
Özel Yetenek : Veela
Kayıt Tarihi : 27/01/10

MesajKonu: Geri: Masumiyetin Gölgesi   C.tesi 10 Nis. 2010, 21:33

    Gölgelerden sıyrılmıştı.
    Ya da sıyrıldığına inanmak istiyordu, kokusuna hayran bırakan taze parşömenin üzerine düşen kara bir mürekkep gibi benliğinde leke bırakan geçmişin gölgesinden sıyrılmış olduğuna inanmak istiyordu. Beyaz yüzünde hoş bir tezatla kendini gösteren koyu böğürtlen rengi rujunu giyinmiş dudağını ısırıyordu, saniyeler önce bel kemiğinden başlayıp ensesine doğru yükselen o soğuk rüzgarı hâlâ hissedişinin eşliğinde. Rugan, uzun topuklu koyu bordo ayakkabıları Utok' un o yere göğe sığdıramadığı Mlourbous' undan çıkarken aldığı ruh halinin etkisi ile Berlin' in arnavut kaldırımından ara sokaklarında yürümekte zorlanıyordu sanki. Başını öne eğmiş sarı, hacimli dalgalarının alımlı çehresini örtmesine izin veriyordu. Sarı saçlar, beyaz tenler ve kırmızı yanaklar... Almanların arasında uzunca, düzgün bacakları ve çarpıcı fiziği ile hayli dikkat çekiyordu genç kız. Dizinden iki ya da üç karış yukarıda biten siyah elbisesini, göğüs kafesinin ve dekoltesinin bitiminde krem rengi, tokalı bir kemer ile süslemişti. Vücudunun her hattını ortaya çıkaran dar kesim elbisesini kapatan ise arada tatlı meltemlerle can bulan havanın sıcaklığına aldırış etmeden aldığı incecik, krem rengi pardesüsüydü herhalde. Ayakkabılarının tonunda büyükçe bir çanta almıştı yanına, içi her zamanki ıvır zıvır sayılabilecek şeylerle doluydu. Utok' un onu misafir etmek istemeyeceğine, istese dahi kalmayacağına emin olduğu için fazla özenmemişti yanına getirdiklerinde. Huysuz Archles' dan her zamanki gibi hayli hoş bir teklif karşılığı izin alabilmişti Tash. Alışmıştı artık, sıradan bir cadı için ödedikten sonra bedenini kirlenmiş sayacağı bir bedeldi belki. Tashi için ise rutin bir kontrol gibiydi artık. Belki de fazla kirli bir hastalıktı onunki. İki ayaklı ve erkeklik organı olan tüm yaratıklara karşı içinde beslediği derin nefretin tek sebebi Sergey bulaştırmıştı ona bu hastalığı. Prensip hâline getirmişti belki de. İstediği her şeyi almaya alışmış, dilediğini avuçlarının arasında görmeye aşina olmuş, arzuladığı gibi arzulanan bir kadın olmayı alışkanlık yapmıştı belki de. Neye dönüşmüştü böyle? İstese güzelliği ile baş döndüren, kirlenmemiş ve günahsız bir cadı olabilir miydi gerçekten? Bir kaç saniye düşündükten sonra topuk seslerinin yankısına eşlik etmesi için hatrı sayılır bir kahkaha göndermişti yanlarına. Kimi kandırıyordu? Ne Sergey suçluydu, ne de diğerleri. Benliğinde vardı bu, Tashi buydu. İstediğine ulaşabilmek için her yolu göze alabilecek bir cadıydı. Daha da önemlisi kendini satmayı iyi bilen bir cadıydı. Alt edilmesi, aklını çelmesi kolay bir `aklım kafamda değil´ sürüsünü efsun dolu bir fanusun içine alıp, kendi için çok basit onlar için ise tatmin edici bir kaç illüzyon ile çözülebilirdi her şey. Zerre şüphe etmiyordu yeteneğinden. -Evet, yeteneğinden.
    Çocukken sık sık ailecek ziyaret ettikleri Berlin' in şatafatlı maskesinin altındakilere bakıyordu şu an. Sessiz sokağın sol yanını metrelerce uzayıp giden bir duvar örtüyordu, sağ yanı ise küçük bir yapay göle bakıyordu. Yaklaşık beşer metre aralıklarla yerleştirilmiş beton banklara baktı Tash, isterik bir gözyaşı damlasının göz bebeklerinde birikmesine sebebiyet verecek mor menekşelerin dibinde bittiği banka. Daha da sağında kocaman bir meşe ağacı vardı bankın, göl kıyısına kurulmuş en büyük ağaç bu olmalıydı herhalde. Adımları, düşüncelerinden izin almaksızın banka doğru ilerlemeye başladı. Boğazında düğümlenen bir şey hissetti aniden. Kaşlarını çattı. Hayatını zevk alarak yaşayan ve heyecanları doruklarda can bulan bir cadı için fazla gereksiz moral bozukluklarına sebebiyet veriyordu bazen mazisinden söküp attığını sandığı, ama yalnızca kendini kandırdığını da bildiği o korkunç anıların iğrenilesi suretleri.
    **
    `Baba! Bırak beni, canımı yakıyorsun!´
    `Hey, babana güvenmiyor musun?´
    **
    `Bay Boledenka beni neden çağırdı acaba?´
    `Karımdan pek memnun değilim tatlım, bilirsin işte biz...´
    `Baba, bu kadında ki-´
    `Ivanna, hemen odana!´
    **
    `Sana bir şey söyleyeceğim, Nxlyn.´
    `Neymiş o?´
    `Amcam bana çok garip davranıyor.´
    `Ivanna, büyü artık. O senin amcan.´
    **
    `Aşağılık herif! Bu kadınla, benim yatağımda? Nasıl yaparsın!´
    `Kapa çeneni,´
    `Seni...´
    `Sana kapa çeneni dedim!´
    **
    Yumduğu gözlerinin karanlığında can bulan anının son sahnesini mazide kapının arasından bakan masmavi bir göz olarak izlemişti Tashi. Hatırladığı son kısmı ise babasının tokatının annesinin yanağında bıraktığı o izin kulaklarda çınlayan şok edici sesiydi. Kucağına koyduğu çantasını sıkı sıkı kavramış elleri, hatırlamaktan dahi nefret ettiği o ses ile aniden çözüldü. Ensesinden başlayıp belinde son bulan bir ürperdi sardı genç kızın tüm vücudunu. O tokatın sesi, esmeye başlayan rüzgara karışmıştı şimdi. Benliğinin hâlâ bu bomboş gelen bedeninde sıkıştığının göstergesiydi sırtında hissettiği betonun soğuğu. Ellerinin titreyişinin son bulmasını umut ederken gözlerinin önüne düşmüş saçlarını elinin tersi ile savurdu. Yanaklarında ıslak şeritler çizmiş göz yaşlarını ise işaret parmağının tersi ile kolayca temizledi. Az önce boğulduğu karanlık denizden onu söküp alsın diye gölün kokusunu içine çekti kısa bir. Kıstı yanmaya başlayan gözlerini, gölün bittiği yere baktı öylece. Keşke silebilseydi. Keşke unutabilseydi annesini onlarca kez aldatan, en sonunda ise kız kardeşi ile annesinin ölümüne sebep olan o adama dair herşeyi, amca sıfatını taşımayı zerre haketmeyen gurur fakiri adamın tacizlerini ve çocukluğuna dair her şeyi... Hepsini unutabilmeyi diledi bir an için. Kısa süreli duygusal tramvasından çabucak sıyrılmak için gözlerini yumdu. İşte neye dönüştüğü belliydi. O; artık canını yakamasınlar diye can yakan kadına dönüşmüştü. Bu kez baştan çıkaran O' ydu, yoldan saptıran, günaha sürükleyen, ihanete sebebiyet veren... Hepsi O'ydu, hepsi! Ivanna aciz bir masumdu, Tashi ise güçlü bir günahkâr. Silahı şehvet olan bir günahkâr...
    Odaklandığı içsel kavgasından onu uyandıran ise tiz bir genç kız sesinin hemen yanı başında can buluşu olmuştu.
    `Afedersiniz. Acaba biliyor musunuz, Mlourboush' a nasıl gidebilirim?´
    -Mlourbous... Yeni yetme olduğu her halinden belli belki on sekiz belki on dokuz yaşında bir genç kızdı karşısındaki. Körpe bir bedeni vardı henüz, Tash' in kadınsı vücudunun yanında çocukluk evresini atlatamamış kalıyordu herhalde. Ama amacını anladı hemen; Utok' un yeni avıydı, belliydi. Tam elini kaldırıp işaret edecekken yolu, içinden saf bir dürtü ona kızı göndermemesini fısıldadı. Saf? Dürtü? Alışık olmadığı bir şey olduğu kesindi.
    `Mlourbous,´ diye düzeltti kızın aksan hatasını. `Hem neden arıyorsun orayı?´ dedi merakla. Kızın 'üzerine vazife mi' ifadesini görünce ise ekledi hemen; `Senin gibi genç kızların bulunmaması gereken bir yer tatlım.´
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clementine Volante
Leviathan Grubu Dansçısı
Leviathan Grubu Dansçısı
avatar

Mesaj Sayısı : 29
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Muazzam
Asa : Hüküm Oku
Rp Yaşı : 19
Patronus : Revenant
Rp Sevgilisi : Dansıma hayat veren, Daniel'm
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 08/03/10

MesajKonu: Geri: Masumiyetin Gölgesi   Paz 11 Nis. 2010, 15:11

Tamı tamına iki gün geçmişti daha. Ölümünün üzerinden geçen iki gün ve boş evin soğukluğu. Artık bu küçük yuvamızı benimseyemiyordum bile. Odalara girememiş öylece oturmuştum yerde, ellerim boynundan hiç çıkarmadığı kolyesine sıkıca sarılmış halde. Ne ziyaret edenlerin dileklerini ne de kapının açılıp kapanışını duyuyordum. Gerçekten gitmiş miydi? İnanması o kadar güçtü ki şimdi gelip beni burdan kaldıracakmış gibi hissediyordum. Asla oradan kalkamayacağımı düşünürken karşılaştım uğursuz yüzüyle. Keskin hatları ve heybetli görünüşünden dolayı ilk başta irkilmiştim. "Clementine" Oldukça kaba aksanıyla adımı söylediğinde ayağa kalkıp uyuşmuş bacaklarımdaki kot pantolonumu düzeltiyordum. Ben yüzüne bakmaya fırsat bulamadan kolumdan tutup bahçeye sürüklemişti...

Bahçedeki küçük çardakta hemen yanında otururken gerçekler yüzüme tokat gibi çarptı. "Adı Sergey'di." diye başladı sözlerine. Devamı az çok bildiğim şekilde ilerlerken sözleri, kalbime saplanan oklardan ibaretti. Büyük yaralarımın üstüne saplanan başka oklar ve açılan başka yaralar. Sonsuza kadar durmadan kanıyacağını düşündüğüm acılar... Büyük bir soğukkanlılıkla anlatıyordu o adamın anneme yaptıklarını. Duymak istemediğim her ayrıntısını duyuyordum bu yabancıdan. "Gözlerin, onunkiler gibi. Her çocuğunun gözleri böyle masmavi. Üstelik aynı duyguyu görüyorum gözlerinde. Aynı nefret." Kahkaha eşliğinde söylediği sözlerden iğrenmiştim. O an yapabilsem gözlerimi yerinden çıkarabilirdim belki. Daha fazla anlatmak yerine bana Berlin yolunun gözüktüğünü söyledi...

Şimdi burada, hiç bilmediğim Berlin'de onu arıyordum. Her zamanki kot pantolonum ve rahat ama estetikten uzan tişörtümle ilerliyordum ihtişam kokan sokakta. Ne onunla ne de babamla karşılaşmak istiyordum aslında. Belki merak belki de nefret getirmişti beni bu yabancı şehire. "İstenmeyen küçük bir kaza sonucu doğdun." Kulaklarımda çınlayan sözler, annemin kızdığında gözlerinde gördüğüm duygu... Herşey birbirine karışmışken istenmediğim bu lanet dünyada kalma arzum gittikçe bitiyordu. Küçük bir kaza... Ya da arzularının esiri olmuş adamın tutkularını gerçekleştirmek uğruna verdiği çabanın küçük kusuru...

Duvara tutunarak, güçlükle ilerliyordum. Başka bir yerde, adımlarımı müzikle birleştirip sonsuza kadar dans etmek istiyordum. Gelecekte uğrayacağım bir yer olmayacaktı Berlin ya da Rusya... Sarı saçları ve düzgün fiziğiyle birkaç adım uzağımda duran kızın yanına doğru ilerledim. Utok'un yeri! Soruma verdiği yanıt soruyla olmuştu ki bu da onun ilgilenmemesi gereken bir cevabı işaret ediyordu. `Senin gibi genç kızların bulunmaması gereken bir yer tatlım.´ Böyle duygusuz bir adamın bulunduğu yerin de düzgün olduğunu düşünmemiştim zaten. "Ya öyle bir ortamın aslında doğum sebebim olduğunu öğrenmişsem?" dedim aniden gelen öfkeyle. Sadece Utok'u ya da Sergey'i sorabilirdim belki ama istemsizce dökülmüştü sözcükler dudağımdan. Hiç tanımadığım bu kızı kendime yakın bulmuştum anlamsızca...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tashi Boledenka
Galadriél Circulus Garsonu
Galadriél Circulus Garsonu
avatar

Mesaj Sayısı : 96
Yaş : 25
Nerden : Günahlar Diyarı
Rp Düzeyi : Harikulade!
Tarafı : *
Kan Durumu : Safkan
Asa : Tutkunun Zehri ~
Rp Yaşı : Belki yirmi üç?
Patronus : Sirene
Rp Sevgilisi : Aşk; uğrar mı hiç günahkârlara?
Özel Yetenek : Veela
Kayıt Tarihi : 27/01/10

MesajKonu: Geri: Masumiyetin Gölgesi   Ptsi 12 Nis. 2010, 19:49

    `Ya öyle bir ortamın aslında doğum sebebim olduğunu öğrenmişsem...´

    Karşısındaki kızın dudaklarından dökülen sözcükler, kulaklarının duymayı reddettiği bir ezgi etkisi yaratmıştı Tashi' de. Yaşadığı kısa süreli şokun etkisi ile kaşlarını kaldırdı ve kızın görmemesi için kafasını soluna çevirip saçlarıyla yüzünü örtünce sağlam bir küfür etti.
    `Lanet olsun!´
    **
    Aklından geçenler doğru muydu? Olabilir miydi? Bilmiyordu... Mlourbous' un meyvesinin bu kadar masum bir güzellik olabilme ihtimali var mıydı gerçekten? Şu anda baştan aşağı süzdüğü kuzeni olabilir miydi yani? Mlourbous' a uğrayan tek kalıcı pislik Utok' tu çünkü. Tahmini doğruysa bu güzelim kız da babasının kim olduğunu bilmeden, hayatını böyleleri ile geçirmiş bir anneden doğmuştu. Acınası geldi gözüne. Bir tebessümün belli belirsiz silueti geçti dudaklarından. Kendi çocuğu da böyle olabilir miydi?
    Aklından geçen gereksiz düşüncelerin getirdiği can sıkıcı hava ile derin bir nefes alıp Utok' un kızına bakıyor olma ihtimalinin iğrenilesi etkisini atmak için, dirseklerini banka koyarak gerindi. Kızın gözlerindeki sinirli ve acı dolu ifadeyi görebiliyordu. Daha nicelerini...
    `Çok şanssızsın desene,´ dedi gülümseyerek. `Aldırma tatlım, aşinalık bazen umursamazlık olarak ters tepebiliyor.´
    Anlamasını umuyordu, söylediklerinden Tashi' den nefret edilesi bir havadan çok yakınlık bulmasını istiyordu. -Evet, garip bir istekti ama böyleydi. Kızın gözlerinde korunmaya ihtiyacı olduğunu görebiliyordu, tarifsiz bir şekilde harekete geçirmişti bu Tash' in koruma iç güdüsünü. Gülümseyerek gözlerine baktı. İçtenliğini anlayabilmesi için...
    Mümkün değil!
    Yuvarlak yüzlü kızın güzel çehresini tamamlayan camgöbeği mavi gözleri... Olamazdı, olmamalıydı. İmkansızlığın en uç sınırlarında gezinen öngörüsünün üzerinde yarattığı ağır tokat etkisini kaldıramadı Tashi. Rahatsızca kıpırdandı, gözleri yuvalarından fırlayacakmışçasına açıldı. Tanıyordu bu gözleri, adı gibi biliyordu opal maviyi süsleyen her bir siyah çizgiyi. Onlarca anı canlandı aniden gözlerinin önünde, onlarca gözyaşı aktı içine içine. Binlerce çığlık ve sahipsiz bağırışlar doldurdu kulaklarını, sağır edecekmişçesine bağırdılar, bağırdılar. Annesinin yüzü silindi önce, sonra amcasının, sonra Nxlyn' in, sonra da O' nun koynuna girdiğini bildiği her bir kadının... O' nun öfke ve kin dolu gözleri karşısındaydı işte, acıma duygusundan eser yoktu içinde.
    `Baban kim?´ dedi donuk bir sesle. Kollarını indirdi, bacaklarını çözdü. Ayağa kalkıp kızın karşısına dikildi. Topuklarıyla rahatça tepeden bakabiliyordu O' na. `Sana baban kim dedim!´ dedi bu kez bağırırmışçasına. Aklından geçenler doğruysa ki an itibari ile zerre şüphesi yoktu; karşısındaki Sergey' in pis parçalarından biriydi. Nxlyn dahil, O dahil, kendisi dahil...

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clementine Volante
Leviathan Grubu Dansçısı
Leviathan Grubu Dansçısı
avatar

Mesaj Sayısı : 29
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Muazzam
Asa : Hüküm Oku
Rp Yaşı : 19
Patronus : Revenant
Rp Sevgilisi : Dansıma hayat veren, Daniel'm
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 08/03/10

MesajKonu: Geri: Masumiyetin Gölgesi   Ptsi 12 Nis. 2010, 20:30

"Sana baban kim dedim!"

Hangisini söylemeliydim ki bu tam karşımda bana bağırmakta olan genç kadına. Bu zamana kadar babamın olmayışını mı yoksa pisliğin ta kendisinin baba sıfatını aldığını mı? Hangisi daha iyi ifade edebilirdi Sergey'i? Cehennemin en derinlerinden fırlamış bu Rus erkeğinden, tam karşımda bana bağıranın da nefret ettiğini hissediyordum. Nefret, gerçek ve hissedilebilen bir duygu olmuştu benim için. Sesim umduğumdan da sert çıkarken "Baba mı? Ona baba demek diğerlerine haksızlık olmuyor mu? Adı..." Bu zamana kadar hiç sesli teleffuz etmediğim isim boğazımda düğüm olup kalmıştı, tıpkı küçükken baba diyememem gibi. Kendimi toparlamam çok uzun sürmedi ve "Adı Sergey'miş." diye tamamladım yarım kalmış cümlemi. Adını isteksizce söyleyişim onun da dikkatini çekmişti.

Bana, nefretin bile paylaşılabilir olduğunu öğrettiğinin farkında değildi. O an, Sergey'e karşı aynı duyguları hissediyorduk. Onun içindeki öfke benimkiyle birleşmiş, çığ gibi büyümüştü. Böyle bir öfke sonucu Sergey'i kendi ellerimle öldürebilirdim. Bundan hiç vicdan azabı çekmeden... Gözlerimi, biran olsun gözlerinden ayırmadan duygularımın ifademe yansımış haliyle ona bakıyordum. Utok'un yerini söyleyip beni başından defetmesini diliyordum içten içe. Bu konunun birkaç dakika sonra kapanmasını ve herkesin kendi yoluna gitmesini istiyordum. Ama hayat ne zaman isteklerimiz doğrultusunda karşılık vermişti ki bize? Hep daha acılı olan yolu, daha çok kaçtığımız tarafı göstermemiş miydi? En zorlu yollarla karşılaşmamış mıydı, bizim gibi, pisliğin meydana getirdikleri?

Gözlerimde parlayan yaşları hissettiğimde çoktan bir tanesi yanağımdan aşağı yuvarlanmıştı. Öfkeden ağlayan insanların nasıl bir ruh hali içinde olduklarını o an öğrenmiştim. Daha önce ağladığım küçük şeyler için pişmanlık duyuyordum şimdi. Meğer daha çok üzüleceğim şeyler varmış, annemin ölümü ve Sergey'in maceraları gibi...

Küçük bir heyecan uğruna kaç kişiyi yakmıştı bu adam? Kaç kişinin hayatını mahvetmişti? Kaç kişinin nefretini kazanmıştı? Onunla olan kadınların başına gelenleri az çok biliyordum annemden. Ne arayıp sormuş ne de haber yollamıştı. Onunla ilgili eve gelen tek kişi siyahlar içindeki bir adam olurdu ve annem onunla bahçede konuşmayı tercih ederdi. Kim olduğunu yeni yeni anlarken, ailesi parçalanmış küçük çocukların kapıldıkları umutlara kapılmak üzereydim. Beni mi merak etmişti? Ya da nasıl bir hayat sürdüğümüzü? Tanrım, resmen saçmalıyordum. O, bütün Rusya'yı kendine düşman edinebilecek Sergey, küçük bir kızı mı önemseyecekti. Üstelik, annemin de o adamla birlikte gittiğini düşününce... Lanet olsun! Düşüncelerimi durdurmak, beynimin çalışmamasını istiyordum. Yanımızdaki banka oturup başımı ellerimin arasına aldığımda artık çoğu şeyi çözmüştüm. Birçok şey hakkında fikir sahibi olmuştum. Sergey'in ölmesinden daha çok isteyeceğim birşey yoktu artık...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tashi Boledenka
Galadriél Circulus Garsonu
Galadriél Circulus Garsonu
avatar

Mesaj Sayısı : 96
Yaş : 25
Nerden : Günahlar Diyarı
Rp Düzeyi : Harikulade!
Tarafı : *
Kan Durumu : Safkan
Asa : Tutkunun Zehri ~
Rp Yaşı : Belki yirmi üç?
Patronus : Sirene
Rp Sevgilisi : Aşk; uğrar mı hiç günahkârlara?
Özel Yetenek : Veela
Kayıt Tarihi : 27/01/10

MesajKonu: Geri: Masumiyetin Gölgesi   Ptsi 19 Nis. 2010, 16:42

    Kıza sert çıkışmıştı.
    Hem de çok.
    -Evet, tanımadığı insanlara içinde *onlar için ya da değil* birikmiş tüm nefret ile bağırmıştı defalarca. Ama tarifi imkansız bir yakınlık duyduğu bu kıza ortada hiçbir şey yokken bağırıyor olması yadırganabilirdi. Kızın kısa süreli şaşkınlığı, yerini en az Tash'in ki kadar güçlü olan bir nefret ile sarfedilen sözcüklere bırakırken genç kadın duyduklarını sindirmekte zorlanıyordu. Hafifçe esmeye başlayan rüzgarın, yapay gölün derin sularının üzerini yalayış sesi uzun yıllardır tatmadığı bir tatilin kokusunu getirdi burnuna. Ayak bastığı arnavut kaldırımlarını altın gibi parlayan ufacık kum taneleri, yanındaki heybetli ağaçları da şemsiye olarak görmek istedi birden. Karşısındaki kapkara gölü de çağla yeşilinden opal maviye dönen engin bir deniz saydı. Karşısındaki kız sinirden dengesini kaybetmek üzereyken yavaşça banka doğru yürüdü, Tashi de göz ucuyla seyretti O'nu. On altı yaşında, hayatının dönüm noktası olan o günden beri asla yapmak zorunda kalmadığı şeyi; kızın yapışını izledi. Başını ellerinin arasına alıp oradan uzaklaşmak istemek...
    Çaresizliğin, acının ve umarsızlığın sembolü...
    Tashi de gözlerini yumdu. Saniyeler önce olmayı dilediği o salt huzur ülkesine gitmek istedi tekrar ve tekrar. Kulağında son derece gereksiz ve önemsizliğin son raddesine dayanmış anılar çınlayıp kızı sağır etmeye uğraşırken, o da her birini unutmak için direniyordu.

    `Baba mı? Ona baba demek diğerlerine haksızlık olmuyor mu?´
    `Baba mı?´
    `Adı Sergey'miş...´
    `Sergey...´

    O iğrenç yaratığın adı kulaklarında çınladıkça, alt dudağını ısırdı acısını dudaklarından dökülecek kan ile akıtmak ister gibi. Tüm zehirini kusmak istiyordu şimdi, pür huzur dolmak istiyordu. -Hayır, aynı kaderi paylaştığı bu kıza bağırıp çağırarak kusmayacaktı nefretini. Sergey' e olan kinini, O' nun katili olma şanına erişerek soğutmuştu az da olsa. Fakat karşısındaki kızın da deli gibi Sergey'in cehennemi boylamasını istediğini bildiğinden; yardım edebilmeyi diledi.
    Derin bir nefes çekti içine, yavaşça banka yürüyüp yanına oturdu. Ellerini tutup başından indirmek istedi bir an, yapamadı. Yapamazdı da zaten. O adamın annesinin burnundan getirdiği her gece, koynuna girdiğini bildiği bir kadının kızına dokunma fikri elini geri çekmesine sebep oldu.
    `Adın ne?´

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clementine Volante
Leviathan Grubu Dansçısı
Leviathan Grubu Dansçısı
avatar

Mesaj Sayısı : 29
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Muazzam
Asa : Hüküm Oku
Rp Yaşı : 19
Patronus : Revenant
Rp Sevgilisi : Dansıma hayat veren, Daniel'm
Özel Yetenek : Vampir
Kayıt Tarihi : 08/03/10

MesajKonu: Geri: Masumiyetin Gölgesi   Çarş. 21 Nis. 2010, 15:37

"Çantamın rengi elbisemle uyuyor mu? Ayakkabımın topuğu fazla mı kısa? Ah, eteğimin kenarı kırışmış..."

Bu tür genç kız sorunlarından o kadar uzaktım ki artık. Daha büyük, daha gerçekti yaşadıklarım. Yavaş yavaş hayattan koparacak ve sonunda benliğimi de alacak sorunlardı benimkiler. Oturduğum bankın soğukluğunu ya da yanıma oturan kızı anlamayacak kadar hissizleşmiştim. Anıların silik dansı gözlerimin önünde yaşanıyordu. Oyunlarındaki bütün replikler beynime kazınıyordu adeta. Çaresizdim ilk defa. Ne mantıklı ne de duygusal düşünebiliyordum. Hayatımın belki de dönüm noktası olmuştu şu birkaç gün. Sorularıma istemediğim cevaplar almıştım. İstemediğim cevapların sorularını sormuştum belki de...

Hemen yanımda duyduğum sesle kendime gelebildim. Birkaç saniye öylece baktım sarı saçlarının düzgün dalgalarına. Benim aksime o kadar düzgün görünüyordu ki. Kızıl saçlarım birbirine karışmış, gözlerim ağlamaktan şişmişti. Sonunda titreyen bir sesle cevap verebildim. "Clementine." Sadece Clementine. Nereden geldiğini bilmediğim bir soyadı kullanma gibi bir lüksüm yoktu artık. Eskiden babamın olduğunu düşündüğüm soyad aslında hiç kimsenindi. Bakışlarımı kaldırımların arasındaki boşluklarda gezdirirken küçük bir kum tanesi gibi hissettim kendimi. Büyük dünyadaki küçük tane. O zaman artık büyümeye, sağlam durmaya ihtiyacım olduğunu anladım. Sonsuza dek yas tutup sorunlarımla uğraşamazdım ya.

Bakışlarımdaki keskinleşmiş ifadeyi hissedebiliyordum. Kendime güvenim tekrar gelmişti sanırım. Gözlerimi, aynı mavilikteki gözlere çevirdim. Onun da Sergey'le geçmişi ya da şimdisi olduğunu hissedebiliyordum. "Peki ya sen? Sen kimsin ve Sergey'den bu kadar nefret etme sebebin ne?" dedim daha kararlı çıkan sesimle. Yine cevaplarını bilmek istemediğim sorular sorduğumun farkında olmadan bekledim, bakışlarımı bir saniye bile ayırmadan üzerinden.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Masumiyetin Gölgesi
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Verus Magia | Role Play Sitesi :: World Tour :: Berlin-
Buraya geçin: