AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İnanış-

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ryuzaki L. Staner
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 15
Yaş : 24
Nerden : Geldim ?
Rp Düzeyi : Muazzam
Tarafı : Aydınlık. Daima Zümrüd-ü Anka!
Kan Durumu : Safkan
Asa : *Aydınlığın Çağrısı
Rp Yaşı : 28
Rp Sevgilisi : *Sleet Smile
Kayıt Tarihi : 06/04/10
Ruh Hali :

MesajKonu: İnanış-   Cuma 09 Nis. 2010, 18:19



‘ İnancımız için geldik buraya, bu asil ruhu arkadaşlarının yoluna uğurluyoruz, bilmeliyiz ki her canlı ölümü tadacaktır. ‘ Saçmalıktan başka bir şey değil bu. Uğruna, asilce ve pes etmeden ölen insanlar birkaç sözcükle ağırlanıyor sanki. Bu kadar mı? Birkaç sözcük veya cümle, hüzünleri yatıştıracaklarına mı inanıyorlar? İnancımızın yanı sıra bu insanların böyle uğurlanması kanımı dondurduğunu hissediyordum. Kendilerini gözlerini kırpmadan feda ederlerken umdukları şey bu olamaz. Yüzümde belirmeye çalışan hüzünlü ifade, gözlerimden birkaç damlanın süzülmesine neden oluyordu. Kim bilebilirdi ki bu savaş için neler yapıldı, kim bilebilirdi ki ayrılacağız. Bu uğurda canını feda eden insanlara karşılık biz ne yapıyorduk? Zümrüd-ü Anka Yoldaşlığı’nı koruyacağımız halde parçalanıp yeni taraflar kuruyorduk. Anlamsız bir şeydi bu, zaten istedikleri buydu bizim parçalanmamız. Elimi yavaş bir şekilde pantolon cebime sürdükten sonra anlamsız düşüncelerime devam ettim. Neden kendimi bu kadar adamıştım ki, kendi haline bırakmalıydım belki de. Yok oluşumuzu izleseydim diğer herkes gibi. Bakışlarımı yanımda ay ışığının sayesinde parıldayan çimlere sürdüm umarsızca. Sıkılmış olmam bu kadar halsiz davranmama neden oluyor olamazdı, daha kötü günlerden geçmiştik nasıl olsa. Herkesin düşüncesi bu olmalı – Nasıl olsa yada herkes benim gibi davranıyor. – Sorun buydu işte, herkesin aynı davranması. Umudumuzun olmaması, biraz inancımız olsa aydınlık taraf için neler değişebilirdi kim bilir. Ay’ın vurduğu yaşlı ağaca doğru birkaç adım attıktan sonra kendimi sırtımı ağaca dayadım. Bakışlarım karşımda ışıkları kapanmayan kiliseye çevirmiştim. En son ne zaman geldiğimi bile bilmiyordum, belki son haber manşetlerinin şaşkınlılığıyla gelmiştim buraya. Kendimi tatmin etmek için yada herkes gibi – Ben elimden geleni yaptım siz ne yaptınız ? – demiyordum. Biran için duyduğum rüzgarın yaşlı ağacın yapraklarına sert şekilde çarpış sesi olamazdı. Çok uyumsuz bir ritimle yükseliyordu bu ses, bakışlarımı yavaş bir şekilde sese doğru çevirdikten sonra karanlığın içinden bana doğru gelen sesi beklemeye başladım.


En son Ryuzaki L. Staner tarafından C.tesi 10 Nis. 2010, 18:22 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Yvonne Sleet Norabel
Gezgin
Gezgin
avatar

Mesaj Sayısı : 31
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Muazzam
Kan Durumu : Safkan
Asa : Esaretin Hükmü
Rp Yaşı : 20
Rp Sevgilisi : Kurtarabilir misin boğulduğum acılarımın arasından beni? Savaşabilir misin korkularımla? Lawliet?
Kayıt Tarihi : 23/03/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: İnanış-   Cuma 09 Nis. 2010, 19:36

Soğuk, en küçük hücreme kadar beni etkisi altına aldığında montuma daha da sıkı sarıldım. Nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum Paris kaldırımlarında. Eroinden tam olarak kurtulmamış olsam da birkaç gündür temizdim. Belki de bu yüzden görmeyi en çok istediğim ama bir türlü gidemediğim yere doğru ilerledim gecenin karanlığında. Kiliseye gitmek için eroinden arınmayı beklemiştim. Asla yapamayacağım ama yapacağıma inandığım şeyi bekledim...

Geç saatte kimsenin olmayacağını düşünürken kiliseye adımımı attım ve yapılı bir siliuetle karşılaştım. Lanet olsun, bu saatte kimse olmamalıydı! Herşeye rağmen bu kilisede vakit geçirmek istiyordum ve buna kimse engel olamazdı sanırım. Ona ya da kilisenin içine doğru attığım her adımda siluet netleşiyordu. Tanrım! O olamazdı değil mi? Olmamalıydı! Ry...? Zümrüdü Anka Yoldaşlığı Başkan'ının burada ne işi vardı? Merlin aşkına, o başkan dediğim bir zamanlar hayran olduğum çocuk değil miydi? Eroine sarılana kadar, aramızdaki sessiz sırlara kadar... Birkaç adım kala gözlerimi kapattım uzunca bir saniye boyunca. Tekrar açtığımda orada olmamasını diliyordum. Ama ne zaman isteklerim, küçük dileklerim gerçekleşmişti ki? Yavaşça arkasını dönerken, hemen oradan uzaklaşmak istiyordum. Etrafıma bakmadan koşarak uzaklaşmak... Ama bunu yapacak gücü bulamamıştım kendimde. Öylece durup gözlerine bakmayı tercih ettim. Daha kolaydı karanlıktan onu seyretmek.

Karanlık koridordan çıkıp, yanına gidebilmek için bir adım daha attım. Sesimin kontrollü çıkmasını umarak
"Bay Staner, sizi görmek ne hoş!" dedim, ona öyle hitap etmek garip gelirken. Bu kadar yabancılaşmış mıydık birbirimize? Bu kadar mı uzaklaştırmıştı aradan geçen zaman bizi? Belki de bütün suçlu zaman ya da eroin değil de bendim. Kendime yasakladığım sevgiden uzak durmaya çalışırken taş kalplinin teki olan bendim...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ryuzaki L. Staner
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 15
Yaş : 24
Nerden : Geldim ?
Rp Düzeyi : Muazzam
Tarafı : Aydınlık. Daima Zümrüd-ü Anka!
Kan Durumu : Safkan
Asa : *Aydınlığın Çağrısı
Rp Yaşı : 28
Rp Sevgilisi : *Sleet Smile
Kayıt Tarihi : 06/04/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: İnanış-   Paz 11 Nis. 2010, 17:49

" Bay Staner, sizi görmek ne hoş! " Bir ses bu kadar hoş olabilir miydi acaba, kendimden mi geçmiştim yoksa bu Sleet miydi? Aniden karşıma burada ve bu şekilde çıkıyordu ha? Gerçekten o olmalıydı, yüzünde beliren şaşkınlık ve agresif ifade soğuktan çatlamış dudaklarımı birazda olsa ısıtmaya yetiyordu. Sanki, uzun süre ardından doğan gülücüğümü aydınlatmıştı hiç bir şey olmamış gibi. Ne yazık ki konuşamıyordum, dudaklarımı kıpırdatamıyordum. Etrafımızdaki sessizliği biran için bozmaya çalışmalıydım. Uzun süre ardından olgunlaşmıştım ve ona gösteremiyordum bunu, ne ahmaklık. Hızlı bir aradan sonra dudaklarımı yavaş bir şekilde hareket ettirmeye çalıştım. ‘’ Senide öyle Sleet, ne güzel bir karşılaşma ve doğru zamanda. Seninle burada karşılaşacağım aklımın ucundan geçmezdi desem inanır mısın? Ayrıca görmeyeli baya değişmişin ne bu güzelliği neye borçluyum? ‘’ Bir cümleyi tam bile söyleyememiştim, anlamsız bir cümle. Selamlaşmanın bile gereği yoktu sanki benim için, gözlerinin içine bakmıştım bundan önemli ne olabilirdi ki? Kalbimin çıkarcasına sert çarpan sesini hissediyordum. Etrafımda birkaç adım attım sessiz ve sakin bir şekilde, gözlerimi ondan kaçırıyordum ne ahmaklık! Onunla konuşmayı bile becerememiştim, belki de en iyisi hiç bir şey olmamış gibi davranmak. Hiç görmemişim gibi, ne fark edicekti? Yüzümde ki küçük tebessümü kaldırmanın ardından, kendimi konuşmaya zorladım. Ne diyeceğimi veya ne yapıcağına dair en ufak bir fikrim yoktu. Tek inandığım dudaklarımdan çıkan cümlelerin anlamlı olmasıydı. ‘’Cevabını beklemedim özür dilerim ama başka yerde gerçek işim var gitmek zorundayım. Umarım kırılmamışındır? Veya neyse sormama gerek yok, iyi akşamlar dilerim sana Sleet. ‘’ İşim konusunda yalan atmıyordum aslında, tek görüşmem gereken o değildi. Birkaç arkadaş ve küçük bir toplantı, benim için daha iyi olmalıydı.



Yavaş bir şekilde birkaç geri adım attıktan sonra vedalaşırcasına elimi kaldırdım. Kilisenin ahşap duvarı hiç olmamış gibi parlıyordu Ay’ın ışığıyla, neden bunu daha önce yapmamıştım. Böyle daha iyi olmalıydı, arkamı dönüp gitmek. Ellerimi yıpranmış kotun cebine süzdükten sonra yürümeye devam ettim. Buluşacağımız yere az kalmıştı nasıl olsa, unutacaktım onu eskisi gibi. Kimdi ki o? Kimse, umursamıyacağım biri. Zaten güzelde değildi, gereksizdi. Adımlarımı yavaşlattıktan sonra yolu aydınlatan sokak lambasına doğru ilerledim. Ne yapıyordum, belki de biraz düşünmeye ihtiyacım vardı. Sırtımı yavaş bir halde duvara yasladıktan sonra beklemeye başladım. Sanki kulaklarımın içinde tek bir ses vardı. - Geri dön, hala geç değil. – İçimdeki nefrete sormalıydım belki de, gözlerimi kapattıktan sonra sessizliği dinlemeye başladım. Kalp atışlarımı yavaşlatmalıydım onu dinlemek için, gözlerimin önüne gelen karanlık şekli hatırlamak için. Şizofren miydim yoksa kardeşimin dediği şey bu muydu? Onun dediklerini düşündükten sonra önüme çıkmıştı. Neydi bu? Siyah bedeniyle duman halinde duruyordu sanki, yüzü bana bakıyordu göremediğim yüzü. Korku bedenimin her yerine dağılmış kilitlenmeme neden oluyordu. Belki de hayal görüyordum, elimi yavaş bir şekilde kaldırdıktan sonra siyah surete dokunmaya çalıştım. Saydam haldeydi, en kötüsü bunu kardeşimde görüyordu. Darq’ın benim yaşadıklarımı yaşamasını istemiyordum, kim ister ki kalan tek varlığının acı çekmesini. ‘’ Lawliet, ne çabuk unuttun beni? Aptallaşma, ben senin eski dostundum. Eski dostun. Hatırlasana! ‘’ Sesiyle bütün bedenim açılmıştı, artık hareket ettirebiliyordum bedenimi. Sanki onun kontrolündeydi her şey. Etrafımı yokladıktan sonra dudaklarımı hızlı bir şekilde hareket ettirdim. ‘’ Sen neysin? ‘’ Sesimin titrek çıktığını hissediyordum, beni uzun yıllardır tanıyor gibiydi. ‘’ Aaa, Ryuz ne kadar unutkansın. Kardeşinle konuşmam lazım. Sonra sana uzun bir şekilde anlatırım, tekrar karşılaşacağız nasıl olsa. ‘’ En kötüsü ise, Sleet’i umarsızca kaçırmıştım. Biraz daha zamanım olsaydı arkasından gidebilirdim belki de, onun yaşadığını ögrenmiştim. Daha iyi bir yerde karşılaşabilirdik artık, kilise hariç. Sesli bir şekilde kahkaha attıktan sonra yere çömeldim. Bugün ne kadar güzel gidiyordu öyle, iblis, Sleet, en yakın arkadaşımı kaybetmiş olmam. Gerçekten süperdi, hiç bu kadar iyi olmamıştım. Cebimden yavaş bir şekilde hiç yakmadığım sigaramı ve kibritimi çıkardım, aslında büyüyle yakmak daha kolay olurdu. Sadece biraz hareketli olmasını istiyordum büyü olmadan. Gürleyen ateş, bulunduğum yeri aydınlatmıştı sanki sokak lambasıyla birlikte. Sigarayı dudağıma sürdükten sonra ateşi yaklaştırdım ve gelicek olanları beklemeye başladım.


En son Ryuzaki L. Staner tarafından Paz 11 Nis. 2010, 19:34 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
John Constantiné
Uluslararası Büyücüler Konfederasyonu Çalışanı
Uluslararası Büyücüler Konfederasyonu Çalışanı
avatar

Mesaj Sayısı : 326
Yaş : 23
Nerden : Tanrının Yanından...
Rp Düzeyi : Düzenli, düzgün
Tarafı : Aydınlık * -
Kan Durumu : Safkan
Asa : Geleceğin Yolu
Rp Yaşı : 22
Patronus : Kurt
Rp Sevgilisi : Yok ki. (İsteyen Varsa O Ayrı!? )
Kayıt Tarihi : 12/02/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: İnanış-   Paz 11 Nis. 2010, 18:45

Malikanedeki partiden ayrıldıktan sonra hızla Paris-Notre Damme Kilisesi'ne cisimlendim.Aslında ikinci bir cenazeyi kaldırabilecekmiyim bilmiyordum.Kendimi topladım ve yavaşça kapıyı araladım.İçerde duran iki silüet güneşin ışığı olmasına rağmen tek tük seçiliyordu.Yavaş adımlarla ilerledim ve oradakilerin Ryu ve bir bayan olduğunu fark ettim.Ryu'ya dönüp "Geç kaldım kusura bakma" dedim boğuk bir sesle.Yanındaki bayanada selam verdim ve Ryu'ya döndüğümde duvara yaslanmış kısık bir sesle kendi kendine konuşuyordu.Ona doğru ilerledim ve sanki bir varlık "Lawliet, ne çabuk unuttun beni?" demişti.Evet,evet kesinlikle biri söylemişti.Ryu'ya baktım ve beni aldırmadan konuştuğunu fark ettim.Bu bir iblisti.Ryu büyük ve gürültülü bir kahkaha attı ve o soğuk his,şuan yoktu.Bir sigara yakıp çömeldi.Eğildim "Kimdi O? Dostum. Benden saklayamazsın.Onun ne olduğunu biliyorum" dedim.Bunu söylerken gözlerinin içine bakıyordum.Oradaki bayan hala ne olup biteni anlamadığından orada bir sütun gibi dikiliyordu.Bende çakmağımı ve sigara paketimi yavaşça ceketimin cebinden çıkardım.Paketi açtıp bir sigara aldım ve ardından paketi tekrar ceketimin cebine koydum.Çakmağı çevik bir hareketle yaktım ve sigaranın alev alışını izledim.Çakmağıda aynı cebe yerleştirdikten sonra kıza doğru yöneldim ve "Ben John" dedim sırıtarak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Yvonne Sleet Norabel
Gezgin
Gezgin
avatar

Mesaj Sayısı : 31
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Muazzam
Kan Durumu : Safkan
Asa : Esaretin Hükmü
Rp Yaşı : 20
Rp Sevgilisi : Kurtarabilir misin boğulduğum acılarımın arasından beni? Savaşabilir misin korkularımla? Lawliet?
Kayıt Tarihi : 23/03/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: İnanış-   Ptsi 12 Nis. 2010, 18:55

Kırılmak mı? Ben kimdim de sana kırılabilecektim ki? Sadece her seferinde arkanda bıraktıklarını düşünmeden gittiğin kızdan başkası değildim. Ne arkada kalanı ne de onların yıkıntılar arasındaki can çekişmelerini umursuyordun. Tıpkı eskiden olduğu gibi. Tıpkı bundan önceki her seferde yaptığın gibi. Zorluklarla bu kadar kolay savaşırken neden konu ben olduğumda çekip gitmeyi tercih ediyorsun? Neden kolaya kaçıyorsun herkesin yaptığı gibi? Gözlerime çöken hüzünlerin ağırlığını daha fazla taşıyamayacağımı anladığımda yaşlar birbiri ardına, arkalarında siyah izler bırakarak düştü yanaklarımdan. Hep giderler...

Kilisenin ahşap, düzenli sıralarının arasında kendimi o kadar rahatsız, uyumsuz ve aykırı hissediyordum ki sıralara oturmak yerine taştan zemine diz çöktüm. Eskiden olsa döktüğüm her bir gözyaşının hesabını alacakken, şimdi sadece ağlıyordum. Ne bir öfke, ne bir üzüntü vardı içimde. Sadece onu ne kadar özlediğimi fark etmiş ve gözlerindeki öfkeyi görmüş olmanın verdiği acıydı, omzuma yüklenen. Azaptaydım. Dönüşü olmayan, asla affedilmeyecek olan şeytandan farkım yoktu. Seçimimi yapmıştım. Onun o sarı saçları yerine eroinin sıcak kollarını tercih etmiştim. Şimdi burada, dizleri eskimiş kot pantolonumun içinde taş zeminin soğukluğunu hissederken paltoma daha çok sarılmak beni korumayacaktı onun yaptığı ya da yapabileceği gibi. Burada yalnız olmaya mahkumdum. Yanaklarımdaki siyah izleri elimin tersiyle silerken, görebildiğim kadarıyla yüzü geldi gözümün önüne. Hiç değişmemişti. Hala saçları ışığın altında aynı şekilde parlıyordu ve aynı öfkeyi görüyordum o bakmaya doyamadığım gözlerinde. Çok hızlı olmuştu. Merhaba ve elveda! Bir daha görüşmeyelim, karşıma çıkma... Aslında söylemek istedikleri bunlar değil miydi? Çoktan unutmuştu beni ve birlikte yaşadığımız o kısacık zamanı. Belki adımı bile zar zor hatırlayabilmişti.

O alanında en yükseğe ulaşabilmiş başarılı bir adam ben ise hiçbir şeyi tam olarak başaramamış çocukluk ve yetişkinlik arasında sıkışmış Sleet... Ne bekliyordum ki? Hatta evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştu belki de. Onun o başarılarla dolu hayatında benim gibi kara bir lekeye yer yoktu. İçimde bir yerlerde yanan alevleri hissedebiliyordum. Küllerinden yanan alevler... Onun yaktığı ve belki de hiç sönmeyecek olan alevler. Görmesem bile alevler orada, yakacak hiçbir şey kalmayana kadar yanacaktı. Acıyı artık hissetmeyecek noktaya geldiğimde geriye küllerden bir kalp kalacaktı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İnanış-
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Verus Magia | Role Play Sitesi :: World Tour :: Paris :: ¨Notre Damme Kilisesi -
Buraya geçin: