AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Dönemeç

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Julia Janvier
Gelecek Postası Yazarı
Gelecek Postası Yazarı
avatar

Mesaj Sayısı : 17
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Safkan.
Asa : Gölgenin Işıltısı.
Rp Yaşı : Yirmi iki.
Patronus : Midilli
Kayıt Tarihi : 28/01/10

MesajKonu: Dönemeç   Çarş. 03 Şub. 2010, 22:30

    Zaman : Akşam üzeri.
    Hava Durumu : Yağmur yağıyor fakat bardaktan boşalırcasına değil. Rüzgar bilinmeyen bir yönden sertçe esiyor. Normal bir kış günü.
    Kurgu : Tanrıya inanış çabası.
    Kişiler : Matthew Dean Wood, Julia Janvier.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Julia Janvier
Gelecek Postası Yazarı
Gelecek Postası Yazarı
avatar

Mesaj Sayısı : 17
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Safkan.
Asa : Gölgenin Işıltısı.
Rp Yaşı : Yirmi iki.
Patronus : Midilli
Kayıt Tarihi : 28/01/10

MesajKonu: Geri: Dönemeç   Çarş. 03 Şub. 2010, 22:31

"Gitmek hafızası kudretli ve inatçı olanların, varmaksa hayal gücü engin ve obur olanların işiydi. Gitmek kadere diş bileyenlerin, varmaksa kadere inanmayanların tercihiydi. Birinin kökleri geçmişte, haritası çok merkezli; ötekininse kolları gelecekte, haritası tek merkezliydi. Bu sebepten, birinde ağır basan dişilik, ötekinde erkeklikti. Kaçmaya gelince o bambaşkaydı. Kaçmak sürekli hareket halinde olmasıyla gitmeyi ve gizliden gizliye barındırdığı bir başka, bir öte mekân arzusuyla da varmayı çağrıştırıyordu. Velhasıl kaçmak, hem gitmeye hem de varmaya, ne gitmeye ne de varmaya benziyordu. Varmakla gitmek arasındaki ince çizgiyi genç yaşta ayırt etmiş ve her zaman, varmaktan değil de, gitmekten yana olmuştu. Ne var ki kaçmak, varmaktan da gitmekten de farklıydı. Gitmek başı sonu olmayan, menzili meçhul bir seyrüsefer; varmaksa güzergahı önceden çizilmiş, hedefi malum bir tırmanıştı. Gitmekte aslolan dere tepe taban tepip durmaksızın hareket ederek rüzgarı hissetmek; varmakta aslolansa, o tepeye ulaştıktan sonra durup rüzgarı elde etmekti."*

Julia Berthe Janvier kaçıyordu.
Yakaları ve bilek kısımları yeşil desenlerle süslenmiş siyah cüppesinin içinde yorgunluğundan çökmüş olan kızıl cadı yaşadığı yoğun bir günün ardından evine gidip dinlenmeyi düşlüyordu. Oturduğu sandalyenin rahatsızlığından şikayet ederek önündeki dosyalara baktı. Gelecek Postası'nın o zamana kadar çıkardığı sayıları incelemesi daha sürecekti bu gidişle. Takatsizce eline bir dosyayı alıp kapağını çevirdi. Gözleri ilk önce tik takları ile odadaki sessizliği bozan saate ve daha sonra elinde tuttuğu dosyadaki kağıtların birbirine girmiş harflerine kaydı. Daha fazla dayanamayacağını bildiğinden tereddütsüzce dosyayı bıraktı ve kapının hemen yanındaki askılıkta asılı duran trençkotunu aldı. Daha Paris’e cisimlenip halletmesi gereken bir işi vardı. Odasından çıktıktan hemen sonra iş arkadaşının yanına uğradı. "Ben çıkıyorum. Sen de artık biraz dinlen Elouise." Parlak pembe dudakları ardından iyi akşamlar dileyen Elouise de onun ardından çıkmak için ayaklanmıştı. Parmaklarını saçlarına götürdü ve rahatlamak istercesine saç diplerine kısa bir masaj yaptı. Çalıştığı binadan atik adımlarla çıkarken atıştıran yağmura karşı bir önlem almadığını fark etti. Her sabah olduğu gibi o sabah da özenle şekle soktuğu bukleleri özelliğini kaybederken trençkotuna daha da sıkı sarıldı. Sıcak nefesini her verişinde oluşan buhara dikkatini verdiğini anlayınca silkindi. Acaba Paris bu akşam hangi duyguyu yaşıyordu?

Notre Dame Katedrali’nin tam karşısında buldu bedenini. Yerinde huzursuzca kıpırdandı. Patricia’dan sürekli adını duyduğu ama bir türlü gelme isteğini kendinde bulamadığı kilisenin azameti karşısında büyülendi. Gerek kendisi gerekse ailesi dolayısıyla inanç konusunda kendisini serbest bırakmıştı. Herkeste olduğu gibi tanrının varlığını kabullenerek başlamıştı hayatına. Fakat zaman geçtikçe istediği hemen hemen her şeyi elde etmeye başladığında bu inancı yok olup gitmişti. Her şeyi kendisi uğraşarak başarıyordu. Tanrının varlığını kabul edebilseydi eğer onun miskin sıfatıyla birlikte insanları izlediğini söyleyebilirdi. Hiçbir şeye karışmadan, can sıkıntısını ve yalnızlığını gidermek amacıyla her gün başka bir insanın hayatını izliyordu. Fakat Patricia koyu bir Katolik’ti. Hayatı boyunca tanrının kendisine yardım ettiğini söyler dururdu. Her ne kadar özgür düşünceye önem verse de Julia bu düşüncelerini ona söylemekten her daim çekinmişti. Ve şimdi onun körü körüne bağlandığı inançlarının kaynağına gelmişti. İçeriye girip girmemekte tereddüt etse de soluğu katedralde almıştı. Sessizliği bozan topuk sesleri eşliğiyle ilerlerken hissettiği garip duygular yüzünden irkilmişti. Düşüncelere boğulmak yerine dikkatini etrafına verdi. Yalnız olmadığını hissediyordu.


* : Elif Şafak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Dönemeç   Çarş. 03 Şub. 2010, 23:18

Yeni bir hedef...

Notre Damme kilisesinin büyüleyici atmosferinde, evlerinde mışıl mışıl uyuyan mugglelardan yoksun bir mekandaydı. Pantolonunun sol dizindeki kumaşlar ahşap tabanın tozlarını silerken zıttındaki dizi karşıyı işaret ediyordu. Kutsal Baba'sının önünde eğilmişti, kendisine verilen en kapsamlı görevlerden birinin gelişmelerini aktaracaktı. 'Kana bağımlı ırkın oluşumundan birini yargılayın...' İlahi sesi diğer melek John ile burada, tam bu noktada duyalı çok olmamıştı. Görevi alır almaz Rebels Temple'a dönen Castiel, birkaç blok ötedeki müzede tanışıp aralarına kattığı Christian'a bir hedef belirlemesini söylemişti. Görevini layığıyla yerine getirebilecek kapasiteye sahipti O. Asi ruhunun verdiği ateşi aydınlık için kullanacaktı, ve sadıktı. Kutsal Güç'te sadakatsizliğe, sadakatsizlere yer yoktu...

Beklediği cevap bu sefer gecikmedi, beynine hücum eden imgeler gözünün önünden şimşek hızıyla geçerken bir kadının yüzünü gördü Castiel, o an, yeni bir yargılama görevinin O'nu beklediğini biliyordu. Yüzün ardındaki detaylara bakmaya çalıştı gözlerini kısarak, mekan oldukça tanıdık geliyordu. İdrak etmesi için birkaç milisaniye geçti, ve görevin bu sefer kendisine doğru geldiğini, burada olduğunu kavradı. Bunun üzerine iletişim, normal olmayan bir şekilde kesildi, daha önce olmamıştı bu. Sebebi bilincinde yatıyordu adamın, şükretti Baba'sına...

Arkasından duyduğu ayak seslerinin az önceki imgeyle birebir örtüşmesi üzerine kımıldamadan bekledi Castiel. Bomboş bir kilisede olduğunu düşünen cadı kendisini gördüğünde meraklanacaktı, konuşmadan edemeyecekti. Bunu nerden biliyordu? Nasıl, eliyle koymuş gibi çekip çıkarmıştı zihninin arasından bu düşünceleri? Evet, bi varlık koymuştu onu oraya. Kıpırdamadan bekledi, minnettardı melek...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Julia Janvier
Gelecek Postası Yazarı
Gelecek Postası Yazarı
avatar

Mesaj Sayısı : 17
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Safkan.
Asa : Gölgenin Işıltısı.
Rp Yaşı : Yirmi iki.
Patronus : Midilli
Kayıt Tarihi : 28/01/10

MesajKonu: Geri: Dönemeç   Perş. 04 Şub. 2010, 00:03

"Matthew? Güzel bir tesadüf." dedi yere çökmüş büyücünün dikkatini bozduğunu fark etmeyerek. Kendisini tamamen tanrıya adayan bu adamın ününü duyalı çok olmamıştı. Ama yanına aldığı yoldaşlarıyla birlikte yükselişe geçen bir güç olduğunu da asla inkâr edemezdi. Adını ilk duyduğu zamanlar kafasında düşlediği şey tanrıyla kafayı bozmuş bir deliydi. Şimdi ise yüzünden okunan bilgelik yabana atılacak cinsten değildi. Matthew -ya da Castiel diyelim- bir dizinin üzerine çökmüş ve bakışlarını bir noktada sabitlemişti. Julia onu rahatsız etmeden az önce yapıyordu? Biricik babasına bugün neler yaptığını mı anlatıyordu yoksa isteklerini mi sıralıyordu. "Ya da Castiel mi demeliydim?" Gözleri, kendisine dönen adamın bakışlarıyla karşılaştığı anda kontrol edemediği bir ürperme yaşadı. Düşünceleri ve önyargıları büyük bir hızla değişip dururken onu anlamaya giriştiğini hissetti bir anda. Bu inancı bir ihtiyaçtan mı doğuyordu yoksa tanrı ona bir şekilde varlığını mı kanıtlamıştı. Onun hakkında merak ettiği çok şey vardı. Cevapları da verebilecek en doğru kişinin de Castiel olduğuna inanıyordu. Trençkotunu yavaşça çıkarıp yere bıraktı ve aynı ağır hareketlerle onun yanına ilerledi. Her adımında yeni doğmuş bir bebek nasıl öğrenme hırsıyla etrafını inceliyorsa o da kiliseyi inceliyordu. Derin bir nefes alarak Castiel’in hemen yanına çömeldi. Bakışlarını olabildiğince ondan kaçırıyordu. Belli ki gözlerindeki o delicesine inanç ürkütüyordu onu. Ve bunun kendisini etkileyebileceğinden de korkuyordu. Fakat bunun için gelmemiş miydi buraya. Gözlerini çevirerek ona sordu ilk sorusunu. "Onun var olduğuna nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Dönemeç   Perş. 04 Şub. 2010, 01:31

Kımıldamadan bekliyor, cadının nefes alıp verişinin sesini duyabileceği kadar sessizdi kilise. Bir süre sonra konuşmak için kullandı ciğerlerini, ve içindeki insanın ismini zikretmişti adamın... Tepkisizdi, bekledi öylece. Biliyordu devamının geleceğini, ve tam da beklediği gibi ikinci cümle geldi. Siması, sesi tanıdıktı. Ve söylediklerinden anlaşıldığı kadarıyla büyücüyü tanıyordu. O anda aradığı cevap aklına cisimlendi, Hogwarts yıllarındaki hali zihninde canlandı cadının. Julia'ydı. Gelecek Postası'nın bir yazarıydı, okul yıllarında da bu tarz işlere meraklı olduğunu hatırlıyordu az biraz. Tanışıklıkları var mıydı? Tam olarak olduğu söylenemezdi. Beauxbatons'tan Hogwarts'a üçbüyücü turnuvası gelmişlerdi. Kızın, sevgilisiyle göl kenarında yürüdüğü bir an canlandı zihninde, sonrasında anılar yıldırım hızıyla akmaya başlamıştı. John yaklaşıyordu Cass'ın yanına, o zamanlar aralarındaki büyük rekabet sebebiyle birbirlenden pek hoşlanmasalar da, düşman sayılmazlardı. Ne söyleyeceğini merak ederek ayağa kalkmıştı Castiel, o sırada Julia'nın sevgilisi John'a oldukça sert bir omuz atarak sarsmıştı. Böyle bir meydan okumaya dayanamazdı John, asasını bir anda çekti karşısındakinin kendisinden büyük olmasına aldırmadan.. Olası bir düelloya karşı etraflarında oluşan çember heyecanlıydı. Julia ikna etmeye çalışıyordu çocuğu, O ise kıza aldırmayarak diğer arkadaşlarını çağırmıştı. Dörde bir, gerçekten adildi... John'un aptal cesaretine kahkahalarla gülenler, endişeyle izleyenler, olası bir profesöre karşı okulu gözleyenler, kısacası iki okulun da öğrencileri aynı saftaydı şu anda. O sırada gizemli duruşu, sakin tavırları ve aynı ölçüdeki adımlarıyla John'un yanında belirmişti Castiel. İki eski rakip aynı saftaydı, birbirlerine olan bakışları her şeyi anlatır vaziyetteydi... Düello sonunda sevgilisini müdürlerinin yanına götürmeye çalışırken öfkeli bakışlarıyla gözgöze gelmişti onunla. O günden beri bakışları dışında baştan aşağı değişmişti cadı....


Bakışlarını tekrar yere çevirerek sessizliğini korudu Tanrı'nın Meleği. Silüet yanına çöktüğünde yaydığı kutsal enerjinin iliklerine işlemesini sağladı. Tanrı'nın varlığını benliğinde hissediyordu şu an, buna rağmen beklenen soruyu sormuştu...

"Onu hissetmiyor musun Janvier?"

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Julia Janvier
Gelecek Postası Yazarı
Gelecek Postası Yazarı
avatar

Mesaj Sayısı : 17
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Tarafsız.
Kan Durumu : Safkan.
Asa : Gölgenin Işıltısı.
Rp Yaşı : Yirmi iki.
Patronus : Midilli
Kayıt Tarihi : 28/01/10

MesajKonu: Geri: Dönemeç   Perş. 04 Şub. 2010, 04:19

“Bir şeyler hissettiğim doğru fakat hissettiğimin o olduğuna emin olamam.” Gözlerini kapatıp neler hissettiğini anlamaya çalıştı. Fakat inatçı yanı ağır basıyordu yine. Bugüne kadar hayatının hangi anında tanrının varlığını hissettiğini düşündü öncelikle. Bulamıyordu. Kendine olan güveni bu anları yaratmamıştı çünkü. Okuldaki başarılarını getirdi gözünün önüne. Bunların hiçbirinde tanrının izi yoktu. Çocukluğunda aldığı dersleri özenle dinlediği ve derslerine düzenli çalıştığı için bu başarıyı kendi kendine yaratmıştı. Okul birinciliğini ona kendisi bahşetmişti, tanrı değil. Hayatının her anında bu böyleydi. Ve hayatında tek değer verdiği Patricia’nın ölümüne engel olamayacak kadar meşgul müydü tanrı? Üstelik Patricia kendisini gibi değildi ve hatta inançlarına sonsuz bir şekilde bağlıydı. Tanrı kendisine inananları yüzüstü bırakıp böyle acımasızca ölüme terk edemezdi. Bunu Julia’nın mantığı kesinlikle almıyordu. Patricia da öyle söylemişti. Ona inanılması gerekildiğini aksi takdirde ne kadar çabalanırsa çabalansın hiçbir şeyde tam olarak başarıya ya da huzura ya da herhangi bir mutluluğa ulaşılamayacağına öyle emindi ki. Fakat onun, bu inançlarına rağmen alevler içinde can vermesi karar kırılmıştı. Ne acı. Kendisine olan inançların sönmesini bu kadar çok mu istiyordu yukarıdaki o adam?

Castiel gerçeği savunuyorsa eğer, bir melundan başkası değildi Julia. Lanetlenmişti. Ruhu kibir ve acıyla yoğrulmuştu. Kızıl saçları zamanla içinde birikecek olan nefreti belirtiyordu. Çelik mavisi rengindeki gözleri her aynaya bakışında kendisini kandırması için verilmişti ona. Kimim ben, sorusuna aradığı cevapları almak için aynaya her bakışında ona üzerindeki lanet yerine gözlerindeki duruluk gösterilecekti. İçten çürümesi planlanmıştı onun. Önüne güzel şeylerin koyulması bu yüzdendi. Başardığını haykırdığı anda yüzüne vurulacaktı gerçekler. Özgüven bu yüzden bahşedilmişti ona. Kendisine daha çok güvendikçe daha ağır olacaktı bedelleri. Ve gözleri kibirle öylesine körelmişti ki kendi adına yazılmış bu senaryoyu büyük bir mutlulukla oynar hale gelmişti. Umarsızca gözünü nefret bürümüş benliğini düşündü. Beceriksizce tanrının oyununa gelmişti. Hayatı boyunca kendisinden bir kere bile şüphe etmemişken şimdi alay ediyordu. Ve şimdi burada, Notre Dame Kilisesi’nde asıl rolünü üstlenmişti. Tanrı ona fazla acımasız davrandığı fark etmiş ki ona doğru yolu bulması için doğru kişinin yanına göndermişti.

Korkuyla açıldı göz kapakları. Ne içindi peki bunca öfke? Tanrının öfkeli zamanına mı denk gelmişti de mi Julia’nın ruhu bu kadar kinle beslenmişti? Ve artık ne yapıp da bunu düzeltebilirdi ki. Annesinin rahminde oluştuğu andan itibaren var olan bu lanetli ruhu nasıl dizginleyebilirdi? Tereddütlü bir şekilde sordu. Hesaplaşması bitmişti artık.
“Tanrıca kargınmış bu ruhu nasıl düzeltebilirim ki?”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Dönemeç   Cuma 05 Şub. 2010, 03:24

Bir ruhu düzeltmek... Affedilmek istiyordu demek, yaptıklarına pişman olarak doğruyu bulmak istiyordu. Neredeyse her günahkar, zor olduğunu düşünürdü bunun. Çoğu ipin ucunu kaçırdığını düşünürdü, epey ileri gittiklerinin bilincinde olurlardı çünkü. Ama Tanrı'nın affediciliği en geniş okyanuslardan genişti, pişmanlığa olan kapısı her zaman açıktı. Tanrı her kulunu severdi, ne kadar günahkar olursa olsun, her ne kadar lanetlemiş ve gazabına uğratmış olsun... Az önce düşündüklerini dile getirecekti, neredeyse harfi harfine. Aradığı cevap buydu cadının...

"Tanrı'nın affedicidir. Kendisine af dileyip, kapısına gelenleri geri çevirmez..."

Gizemli ses tonundaki etkileyicilik yoğundu. Kımıldamadan bekliyordu adam, cadının af dileyip dilemeyeceğinin merakı içindeydi. Buraya kadar gelmiş, Tanrı'nın huzurunda O'na diz çöktüyse, buna niyetliydi aslında. Fakat af dilemeyecek kadar egoist ruhlara da rastlamamış değildi. Fakat herkesin ikinci bir şansı vardı, ve her zaman, hayatının bir döneminde bu fırsat eline geçerdi. Önemli olan gözlerini açıp görebilmekti. İnanmaktı. Her ne kadar yokluğuna inanırsa inansın, içten içe O'nun var olduğunu kabul ederdi her varlık. Sadece isyan ederdi, içinde bulunduğu acınası hayatın sorumlusu olarak tutardı yaratıcıyı. Yaptığı bir günahın bedelini ödediğini, ya da Tanrı'nın onu bir sınava tabii tuttuğunu görmezden gelecek kadar acizlerdi...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Dönemeç
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Verus Magia | Role Play Sitesi :: World Tour :: Paris :: ¨Notre Damme Kilisesi -
Buraya geçin: