AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Uçucu Bir Seramoni

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Durante Capello
Ressam
Ressam
avatar

Mesaj Sayısı : 14
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Muazzam
Kayıt Tarihi : 25/10/09

MesajKonu: Uçucu Bir Seramoni   C.tesi 30 Ocak 2010, 20:45

Uçuk pembe, incecik nebdelerle süslenmiş gökyüzü insanlara kırık bir umut aşılamak için kendini bitiren güneş, artık dünya sahnesinden bir nebze dinlenebilmek adına yavaş yavaş iniyordu basamaklardan. Havada bir serkeşlik kokusu, uzaklardan gelen minik ağıtların hüznü ile birleşip ruhları bunaltan kasvetli bir havanın peydahlanmasına neden oluyordu. Bunun farkına bile varamayan acizane ruhlar ise bedenlerde kendini çatık kaşlarla, baygın gözyaşlarıyla kasveti dışa vuruyorlardı. Umutsuz bir çalpalanma ile silkinmeye çalışanlar da vardı elbette. Lakin onların çabaları da, havaya karışan toz zerrecikleri gibi minik ve beyhudeydeydi. Hardal rengi, kesme taşlardan inşa edilmiş, güneşin kızıl ışıltılarını yansıtmaktan yoksun binanın içinden çıkan adam da, bu yaralı gökyüzünün etkisinden çıkmak için kendisiyle çetin bir mücadele girişmişti. On beş genik basamaktan, dik bir şekilde aşağıya inen merdivenlerden zahmetsiz bir hızla aşağıya inerken, o da herkes gibi kaşlarını çatmıştı. Ancak onun bu sıkıntılı tavrındaki tek etmen, bu manzaranın insan ruhundaki izdüşümleri değildi; siyah kabanının altında özenle sakladığı eşyanın sağ salim yerine ulaşmasını sağlayamama ihtimalinin yüksek olmasının verdiği endişe de vardı. Benim için hiçbir şey imkansız değil, derdi ancak bu sefer öyle olmamıştı. Her şey mümkündür, sözü onun temel politikası olsa da, bugün ilk defa istediği her şeyi yapamayacağını öğrenmişti. Durante Capello, ünlü ressam ve aynı zaman ünlü -gizli- hırsız sınırlara takılmanın verdiği o ezici hissini omuzlarında hissetmişti. Belki de bu sefer, yazgıya hak vermeliydi. Dünyanın en eski bıçağını Londra Müzesi'nden çalmak kolay bir iş de sayılmazdı.

"Dünya üzerinde vuku bulunan evrimler, başka evrimlerin devamı niteliği taşımaktadır aslında. Her şey belli bir çizginin arkasından eklenen parçalardan oluşmaktadır." Okültist yazarlar ve simyacılar, dünya üzerinde Demir Çağı'nı başlatan ilk bıçağın insanların ruhunda ve bilincinde bir tür evrim yarattığını savunmuşlardı. Onlara göre bir evrim yapmanın ilk şartı, kendisinden önceki evrimlerrden kalan en güçlü materyalleri birleştirerek yeni bir şey icat etmekti. Uzun zamandır bu konular hakkında neşredilen makaleler şeytani düşüncelere sahip güçlü wiccaların aynı ruhlarıyla aynı orandaki karanlık olan düşüncelerini ve düşlerine malzeme olmuştu. Onlardan biri olan Dante, onların bu sapkın düşüncelerinden tam zamanında haberdar olduğundan bir dur deme şansı vardı ve o da bu şansı asla itelemezdi. Durdurması gerekiyordu. Benmerkezci hırsalrının esiri olmuş birkaç ahmak yüzünden, doğmuş ruhların asla bozulamayacak mahremiyetinin yok olmasını izleyemezdi. Acımasız bir Anu rahibi olsa da, geleceğin kurallarına olan bağlılığı yüzünden bir şey yapmadığı takdirde içine düşeceği vicdan azabının dehşetli karanlığında boğulmak riskini alacak kadar cesur olmayı hiçbir zaman becerememişti. Yapılması gereken şeyleri uzun uzadıya düşünmek manasızdı ona göre. Zaten bir mıuggle müzesinde saklanan bir şeyi ele geçirmek bir büyücü için ne kadar zor olabilirdi ki? Hele de usta bir hırsızsa... Ancak düşüncelerin realiteye yansımasında her zaman bir pürüz çıkabileceğini hesaba katamamıştı. Kutsal bıçağın bulunduğu salon, pek geniş olmamakla beraber içeride bulunan dört kolona yerleştirilimiş meşale şeklindeki ışıklar, genel konseptin dışına çıkılmasına sebebiyet verecek kadar aydınlatmıştı etrafı. Bejin garip bir tonunu barındıran mermerler, aydınlatma ve Dante'nin sarı safra çıkarmasına neden olacak kadar keskin kolu yer cilası da ayrıca bir ışıltı katıyordu. Normalde görüntü rahatsız edici değildi ancak siyah kabanı ve kızıl, lepiska saçlarıyla Dante, salondaki en dikkat çekici objeydi. İlk defa zorlanmıştı. Ancak en sonunda bir şekilde başarmıştı. Bu bir bakıma sınırları yıkmak, amacına ulaşmak doğrultusunda kendini feda etmekti. İşte Dante, bu kadar kutsal bir amaca hizmet etmenin haklı gururunu sonuna dek yaşayabilirdi. Tabii teslim etmesi gereken yere bıraktıktan sonra.

Obsidian Butterfly, daha önce gelmediği bir yerdi. Sahibesinin de kendisi gibi İtalyan olduğunu hatta aynı şehirden olduklarını öğrenmişti. Bu ufak dipnotu aldıktan sonra, bu dükkana karşı olan garip önyargısını birden kaybetmişti. Kendi kanından birinin bulunması ona bir sıcaklık vermişti sanki. Dünyanın neresinde olursa olsun, insanlar kendisiyle aynı havayı solumuş başkalarına karşı her zaman bir parça daha yakın hissederleri kendilerini. Aslında bu konuda haklılardı da; onlarla aynı hüzünleri, aynı sevinçleri ve aynı düşünceleri çekmişti bu insanlar içlerine. Sadece zaman farklıydı ve bu da gözardı edilmesi en kolay durumlardan biriydi. Dante, on dakika sonra Londra sokaklarından kat be kat farklı kaldırımlara sahip daracık bir sokaktan, sola dönerek daha da dar bir sokağa girdi. Büyücü sokaklarının en nefret ettiği özelliği olan, nefti rengi ve yapışkan çamur siyah, pantolonun eteklerinde minik izler oluşmasına neden olmuştu. Ufak bir asa hareketi ile temizleyebilirdi elbette ama o kadar vakti yoktu. En sonunda zarif bir tabelanın üzerinde güzel bir grafik ile yazılmış yazıyı okuyunca içinde bir ferahlama hissetti. Gelmişti. Dükkanın nergis kokulu holünden içeri girdiğinde ellerinin üşüdüğünü fark etti. Vücundundaki adrenalin yüzünden, pek çok hissi uyuşmuş olmalıydı. Fazla beklemesine gerek olmayacağını biliyordu, dükkanın minik pencerelerinden birinden dışarı bakarken, ruhunun sakinleşmesini bekliyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eleanor Verzizia
Obsidian Butterfly Sahibesi
Obsidian Butterfly Sahibesi
avatar

Mesaj Sayısı : 55
Yaş : 22
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar.
Tarafı : Çıkar çatışmalarını aptalca buluyor.
Kan Durumu : Safkan.
Asa : Engin Eza.
Rp Yaşı : 21.
Patronus : Karadul
Özel Yetenek : Pür Veela
Kayıt Tarihi : 17/10/09

MesajKonu: Geri: Uçucu Bir Seramoni   Paz 31 Ocak 2010, 16:20

Kırgın bir günün yavaş yavaş sonlanıyordu, engin karanlığıyla gece bastıracak, siyah ve lacivert tonlarına bürünmüş gökyüzü parlak süsleriyle ihtişam kazanacaktı. Bir görüşme yapmak için akşam vaktini ya da geceyi seçerdi genç kadın. Sahip olduğu kudret, günün olabildiğince parladığı zamanlarda yönetilemezdi. Böylece misafirini, güneşin naif kızıllığı gözden yiterken, dükkânın üst katındaki odasında her zamanki yalnızlığına bürünerek bekliyordu. Getireceği gerçekten de emsalsiz bir parçaysa, karşılığında verecekleri de o kadar değerli olacaktı. Ancak kandırılmaktan hoşlanmazdı. Misafiri oynayacağı her oyunda Obsidian Butterfly’ın amansız tuzaklarını engellemek zorunda kalacaktı. Eleanor, kendi egemenlik alanının içinde haşin ve yakıcıydı. Casildah’ın da dediği gibi. Güç, gizlendikçe büyür, ama kullanılmadıkça bir işe yaramaz. Onun sınırsız gücü sonunu hazırlamıştı tabi. Yine de büyükannesini suçlu bulmuyordu, gayesiz sihir halkının arasından sıyrılmayı başarmış tek cadıydı o.

Gülkurusu renginin kendine has yumuşaklığını sonuna kadar ifşa eden cüppesinin içindeki elbise, onu Şafak Tanrıçası'nın kızıymış gibi bir havaya sokmuştu. Pembenin çok soluk bir tonunu tercih etmişti bugün. Aslında pembeyi sevmezdi, ona yanıltıcı mutluluğu hatırlatırdı. Sahip olamayacağı tek duygunun mutluluk olduğunu biliyordu. Etrafı yalanlar ve entrikalarla çevriliyken kime güvenip kendini kandırabilirdi ki? Mutluluğa yaklaştığını düşündüğü her an, kötücül duygular ele geçiriyordu bedenini. Elbisesinin üst kısmı korse şeklindeydi, ince ve kusursuz hatlarını gizlemeye gerek duymamıştı. Veelaların karşı konulamaz cazibesi, genç kadına annesinden bir armağandı. Saçları, omuzlarının üstüne kadar iniyordu. Onları toplamakla uğraşmamıştı, kızıl tutamların zümrüt yeşili gözlerini örtmesinden hoşlanıyordu. Henüz tanışmadığı büyücüyü etkilemek adına özel bir hazırlık yapmamıştı, yapacağını da sanmıyordu. Dükkân hala eskisi kadar karmaşık, kasvetli ve karanlıktı. Kalın, siyah perdelerden içeri ara ara ışık demetleri süzülmeyi başarsa da gün ağarmadan hemen önce perdeleri sıkı sıkı kapatıp son kez kontrol etmişti. Meraklı bakışların dükkâna çevrilmesini istemiyordu, zira adamın ne getireceğinden de emin değildi. Eğer Knockturn yolundaki büyücüleri cezp edecek bir şeyse mutlaka görüşme gizli kalmalıydı. Kimin nasıl bir hileye başvuracağı belli olmazdı.

Beklemek. Sabırlı bir insan olmayan Eleanor cam kapının açıldığını duyana dek odasındaki kadife koltuğun üzerinde huzursuzca kıpırdanıp durmuştu. Yabancı ayak sesleri kulağına iliştiğinde oturduğu yerden sıçrarcasına kalktı, eski sandığa takılıp düşmemeye özen göstererek kapıya yöneldi. Telaşlı sayılmazdı, fakat biraz olsun heyecan duyduğu kesindi. Basamakları hızla indikten sonra merdivenlerle geniş salonu ayıran tülün ardından baktı. Adam gelmişti, getireceğini söylediği şey de yanındaydı. Yapmacık tebessümünü silmeden tülü aralayarak ötesine geçti, daha rahat görebilmek adına kızıl saçlarını savurarak. İtalyan büyücünün kendisini fark etmesi için konuşmasına gerek kalmamıştı, hafif ayak seslerini duyarak gözlerini kadına dikmişti bile. Kendi saçlarından bir ton daha koyu olan kızıl saçları fazlasıyla uzundu, saçların çevrelediği yüz de Eleanor’un beklemediği kadar etkileyiciydi. Ama kadının ilgisini çeken asıl şey adam değildi.
‘Bay Capello, sizi sözlerimle oyalamak istemiyorum. Konuşmak henüz gereksiz. O’nu görmem gerekiyor öncelikle.’

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Durante Capello
Ressam
Ressam
avatar

Mesaj Sayısı : 14
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Muazzam
Kayıt Tarihi : 25/10/09

MesajKonu: Geri: Uçucu Bir Seramoni   Salı 02 Şub. 2010, 16:11

Genç adam, zahmetsiz bir güzellikle beline kadar inen kızıl saçlarını umursamazca geriye atacakken, birden dış görünüşünün ne durumda olduğunu merak etti. Oldukça heyecanlı bir günün ardından sabahki centilmene benzeyemeyeceğinin farkındaydı. Yeşilimsi gözleri, etraftaki güzide eserlere aldırış etme fırsatından yoksun, ufak bir aynanın var olup olmadığını araştırırken, minik bir koltuğun hemen arkasındaki boy aynasını fark ettiğinde sessiz ve seri adımlarla o yöne doğru ilerledi. Küçükken ona öğretilenler arasında dış görünüşün her şey olduğu da vardı. "Kendimizi içimizle değil, dışımızla satarız. İç dünyamız dışımızı başkasına kakaladıktan sonra verilen hediyedir, o kadar." Babasından arda kalan bu sözlerin anlamını şimdi, genç bir adam olduğunda çok daha iyi anlamıştı. Ona gelen kadınlar, ilk başta dış görünüşünün etkileyiciliğine kapılıp düşüyorlardı koynuna. Aynanın yansıttığı görüntüyü incelerken, sonuca hemen varmıştı. Berbat. Kızıl saçları her yöne dağılmış, kusursuz düzlüğünden eser kalmamıştı. Paltosunun üzerinde yer yer çamur lekeleri vardı ve burada çıkarması mümkün değildi. Bu sonu gelmezmiş gibi görünen çaresizliğine sitem ederken, arkasından gelen ses yüzünden bu duruma bir son vermesi gerekti.

Her açıdan latif bir sesti bu. İnsanın içini ısıtan bir ses değildi lakin; insanı kendine çeken ve asalet kokan bir seda. Akdeniz etkisinde yetişmediğini anlamakta çok da zorluk çekmemişti. Daha yüzünü bile görmediği bu kadının teninin bembeyaz olduğuna ve minik bir burnu olduğundan adı kadar emindi. Yavaş bir şekilde önüne dönerken, karşısında göreceğini düşündüğü kadın bu kesinlikle değildi. İtibar edilen bir kadının kesinlikle orta yaşını geçmiş olması gerektiğine inananlardandı Dante. Ona göre kadınlar erkekler kadar kolay yükselemezdi, ataerkil düşünceyi savunmasa da bu işlerin bu şekilde yürüdüğünü babası anlatmıştı ona. Ama Bayan Verzizia... Çok... Başkaydı. Evet, bambaşkaydı. Bembeyaz teni ışıldıyordu genç kadının. Gözlerinde ise derin bir karanlığı saklayan, elmas gibi bir aydınlık gözler. Dante, bu şiir gibi kadının bir veela olduğunu anlamakta zorlanmamıştı. Tıpkı kendi annesi gibi... Yüzünde rakik bir gülümseme oluşturarak, büyük bir saygıyla karşısındaki genç kadına baktı. Ancak görünüş her zaman aldatıcı olurdu. Genç kadın hemen konuya girmişti. Bu güzel bir şeydi doğrusu. En azından tandığı öbür kadınlar gibi onu etkileme telaşına düşerek gereksiz cümleler kurmamıştı. " Elbette Bayan Verzizia, lakin ilk önce getirdiğim eşyanın çok değerli olduğunu bilmenizi isterim. Eğer, evrimle ilgilendiyseniz mutlaka duymuşsunuzdur." Cebinden beyaz bir mendile sardığı nesneyi çıkardı ve genç kadına uzattı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Uçucu Bir Seramoni   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Uçucu Bir Seramoni
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Verus Magia | Role Play Sitesi :: İngiltere :: ¨Obsidian Butterfly -
Buraya geçin: