AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ll Cupiditas Cretio l~l Tutkunun Mirası ll

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Archles Samael Frohagen
Galadriél Circulus Sahibi & Avcı
Galadriél Circulus Sahibi & Avcı
avatar

Mesaj Sayısı : 98
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Harikulade!
Tarafı : Merlin aşkına! Herkes birbirini yesin, bana ne?
Kan Durumu : Melez
Asa : Ölümün Nefesi
Rp Yaşı : 29
Rp Sevgilisi : Tek eşlilik ona göre değil.
Kayıt Tarihi : 25/01/10
Ruh Hali :

MesajKonu: ll Cupiditas Cretio l~l Tutkunun Mirası ll   Çarş. 27 Ocak 2010, 15:28

Bar bölümüdür. Siyah mermerden yapılmış bar, boylamasına şeritler halinde üçe ayrılmıştır. Galadriél açıkken Bianca dışında birilerinin barın arka kısmına geçmesi kesinllikle yasaktır. Barın önünde çok da konforlu sayılmayan sert tabureler sahneyi rahatça görmektedir.

_________________

    The Slayer
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Archles Samael Frohagen
Galadriél Circulus Sahibi & Avcı
Galadriél Circulus Sahibi & Avcı
avatar

Mesaj Sayısı : 98
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Harikulade!
Tarafı : Merlin aşkına! Herkes birbirini yesin, bana ne?
Kan Durumu : Melez
Asa : Ölümün Nefesi
Rp Yaşı : 29
Rp Sevgilisi : Tek eşlilik ona göre değil.
Kayıt Tarihi : 25/01/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: ll Cupiditas Cretio l~l Tutkunun Mirası ll   Cuma 05 Şub. 2010, 22:37

Penceresiz odanın basık sıcaklığı tenine nüfuz ederken, zihnini ve bedenini gecenin arsız duygularından, sıcak günahlarından ve köhne karanlığından soyutlamıştı. Büyük yatağın yanındaki komodinin üzerinde duran abajurlar güçsüz ışıklarını son bir gayretle ortalığa saçıyordu. Arınmış bir loşlukla çevrelenen odada tamamen yalnızdı. Yatağın bitişiğine yerleştirilmiş uzun ve kenarsız koltuğun üzerinde duran onlarca yıl öncesinden kalma haç alabildiğine eğreti duruyordu orada. Odanın bütününe aykırıydı çünkü. Koltuğun hemen önünde bacağındaki ağrıyı görmezden gelerek diz çökmüş adamın birbirine kenetlenmiş elleri imrenilecek bir adanmışlıkla çenesinin altındaydı, kapalı gözlerinin ardında büyüdükçe büyüyen ve onu sürekli içine çeken karanlık adamı rahatsız etmiyor gibiydi. Sarışın büyücü saçlarına yansıyan ışıklar olmasa odanın için de neredeyse görünmez haldeydi ve adam tüm o görünmez hali ile bile en az koltuğun üzerindeki haç kadar eğreti duruyordu o manzarada. Yadsınamaz bu gerçeği elbette o da zihninde kabullenmişti, günaha batmış bu bedeni ettiği birkaç dua ve birkaç gösteri kurtarmazdı. Kurtaramazdı. Yine de sıkı sıkıya tutunmuştu inançlarına, bağlıydı sonuna dek Tanrısına. Yirmi dakikadır orada öyle oturmuş bağışlanmayı diliyordu, odadan çıktığı anda yine aynı Archles’a dönüşeceğini biliyordu oysa. İbadetle kocaman olan kalbi bir nebze merhametle ve yine aynı ritimsizlikle atıyordu. Düşünüyordu bazen, ne zaman bu kadar vazgeçmişti kendinden? Ne zaman tüketmişti tüm ümitlerini? Benliğini sarmalayan ümitsizlik melankoliye itiyordu onu, son umut kırıntılarının da ondan habersiz yok oluvermesi zedelemişti ruhunu, ufak bir veda beklemişti oysa Archles. Terk edilmenin ezici yükü omuzlarında daha da ağırlaşırken dualarından kopuverdiğini kavradı beyni birden. Dikkatini yoğunlaştırmaya çabaladı anlamsızca, kendiside biliyordu oysa yeniden bulamayacağını huzuru. Aydınlığın bir daha uğramayacağını anlayınca bedenine doğruldu yavaşça oturduğu yerden. Bırakıp gitmeli miydi tüm bu yaşamını? Yeniden aramalı mıydı içindeki saflığı? Nasıl olabilirdi ki bu? Nasıl yapabilirdi? İmkânsızdı artık geri dönüş, yıllar önce vazgeçmişti belki de saf ruhundan, daha küçük bir çocukken ant içmişti belki de. Neyi aydınlatmaya çalışıyordu? Neyi korumaya çalışıyordu ki? Kirlenmiş ve yolundan sapmış ruhunun sözde bekâretini mi aramak için çabalıyordu bu kadar? Artık dönemezdi yolundan biliyordu. Bunu yapacak kadar cesur değildi çünkü. Vampirlerle kapışması pek çok insana göre emsali görülmemiş bir cesaretin varlığıydı, oysa Archles o kadar zayıftı ki… O kadar korkak. Kendi bedenini, kendi ruhunu arındıramayacak kadar korkaktı.



Odanın içinde dalgın adımlarla yürürken bir hayaletten farksızdı. Koltuğun üzerindeki haçı aldı, berrak mavi gözleri eski tahtanın üzerinde dolaştı sadece bir an. Sonra hışımla malzeme odasına gitti ve haçı oradaki sehpanın üzerine bıraktı. İşte şimdi olması gerektiği gibiydi odası, inancını yansıtan hiçbir şey yoktu ortalıkta. Ufak bir gıcırtıyla açılan kapı gözlerini o yöne çevirmesine neden oldu, yüksek tavanlı odasında dev gölgeler baş göstermişti şimdi. Açılan kapıdan içeri süzülen mest edici kokuyla şişirdi ciğerlerini, kapıdan süzülen cadı parlak sarı saçlarını savurdu önce ve insanı delip geçen mavi gözleri odayı taramaya başladı. “ Alınma ama güzelim, kapıyı çalmak gibi bir alışkanlığın yok mu? “ Dedi Archles kısık sesle, genç cadı olduğu yerde sıçradı birden ve gözleri hemen sesin geldiği yeri, odanın karanlık köşesinde duran adamı buldu. Kadın görebilmek için iyice kısmıştı gözlerini “ Kapıyı çaldım Arch, ama orantaldo büyüsü yapmışsın sanırım. “ Dedi kibirli bir ifadeyle. Genç adam güldü ve “ Müzik sesini bastırmak için, fazla abartmışım sanırım. “ Dedi cadının anlamış gibi başını salladığını gördü. Arch bulunduğu yerden çıkıp kadının kendisini daha rahat görmesini sağlamak amacıyla odanın ortasına doğru yürüdü, soran gözleri kadına odaklanmışken kadın “ Yukarıda bir olay var, baksan iyi olur. “ Dedi hemen ardından odadan en az geldiği kadar sessiz bir şekilde çıktı. Archles kafasını iki yana salladı belli belirsiz sonra o da odadan çıktı. Eşiği geçtiği anda her zaman ki Arch olmuştu bile.



Yukarısı neredeyse tamamen boştu, üstelik saat henüz iki olmasına rağmen bu haldeydi bar. Birkaç gündür durum hep aynıydı, hiç müşteri gelmiyordu neredeyse. Zaten şimdi de yalnızca bir müşteri vardı, neredeyse boş barda parke zeminde tok sesler çıkararak ilerledi ve bar bölümüne gitti. Adam körkütük sarhoştu ve Adonia’yı kolundan tutmuş kendine doğru çekiyordu. Arch sakin bir tavırla “ Bayanlar?” Dedi Adonia çoktan adamın ellerinden kurtulup ondan uzaklaşmıştı “ Parayı ödemiyor. “ Dedi Bianca. Sarışın büyücü barda ki kadına baktı ve mükemmel gülümsemelerinden birini ona bahşedip kafasını bar taburesinde dengesizce oturana adama çevirdi, en fazla yirmi yaşında genç bir büyücüydü karmaşanın nedeni. “ Parayı ödeyecek misin genç adam? “ Dedi Archles, “ Sen- seni ilgiğlendirmez. “ Dedi büyücü ateş viskisinin son damlasını da mideye indirirken. Archles yine güldü ve “ Hemen parayı ver yoksa kötü olacak. “ Dedi dişlerinin arasından. Barda oturan ve leş gibi içki kokan adam aptalca bir kahkaha atıp ayağa fırladı, dengesini bir anlığına kaybeden adam barın soğuk zeminine tutunarak dengesini sağladıktan sonra zar zor pardösüsünün içinden asasını bulup çıkarttı ve Archles’a doğrulttu “ Göğelim bakağlım. “ Deyip “ Semselet. “ Diye bağırdı, Archles adamın bu tavrına karşı bir kahkaha koy verdi, sarhoş büyücünün asasından yükselen birkaç kırmızı ışık huzmesi anında sönmüştü. “ Expelliarmus. “ Dedi Arch, ve karşısındaki genç adam ne olduğunu anlayamadan asası havaya savruldu. Arch asasını oynatmayı bir an kesmeden “ Levicorpus. “ Dedi sarhoş adam tek bacağından baş aşağı havaya asılmış sallanıp duruyordu “ Nasıl buldun ayyaş herif? “ Dedi gülerek, bardaki genç kadınlardan da ufak tefek kıkırtılar yükseliyordu. O sırada baş aşağı asılı adam tahta parkelere doğru pek de iç açıcı olmayan bir şekilde kusmaya başladı, Arch kulaklarını dolduran tiksinmiş seslerle beraber suratını buruşturdu ve “ Accio cüzdan. “ Dedi havada hala asılı olan adamın cüzdanı pardösüsünden havalanıp süzüle süzüle Arch’a doğru geldi, sarışın büyücü cüzdanı açıp Bianca’ya soran gözlerle baktı. Bardaki cadı anlamış gibi kafasını sallayıp önündeki kâğıda baktı “ Yirmi galleon. “ Dedi sonra. Arch cüzdandan yirmi galleon aldı ardından asasını yeniden adama doğrultup “ Finite Incantatem “ Dedi havada asılı duran adam sert bir şekilde yere düştü. Baygın bir şekilde kusmuğunun üzerine düşen adama tiksinti dolu bir bakış attı ardından masanın üzerine fırlayan asasını aldı adamın ve sarhoş büyücüye doğru gidip asası ile cüzdanını pardösüsünün cebine koydu ardından hafif hafif kendine gelen adama “ Bir daha sakın buraya geleyim deme ayyaş herif. “ Deyip asasını sallayarak “ Evapsie. “ Dedi adam anında ortadan yok olmuştu. “ Nereye gönderdin onu? “ Diyen Luth’a “ Sokağın başına. “ Diye yanıt verdi. Asasını son kez yere doğrulttu ve “ Aklapakla.” Dedi, adamın kustuğu yerde temizlenince Arch arkasına döndü ve “ Koca bir aptal daha ha? “ Dedi gülümseyip alnında hiç var olmayan terleri silermiş gibi yaparak, asasını cebine koyduktan sonra bar taburelerinden birine oturdu ve “ Bir cin cüce şarabı alabilir miyim hayatım? “ Dedi mavi gözlerini bardaki nefes kesici derecede güzel cadıya odaklayarak. Çok geçmeden kadın içkisini getirmişti, Arch şarabını yudumladı “ Enfes. “ Dedi Bianca’ya bakarak ancak sözleri şaraba mı yoksa kadına mı söylediğinden kendiside emin değildi. Luth’un buz gibi bakışlarını üzerinde hissetse de aldırmadı. Barın çeşitli köşelerine dağılmış olan kadınlara hitap etti sonra “ Bayanlar sanırım konuşmamız gerekenler var. “ Dedi yüksek sesle. Etrafına toplanan kadınları teker teker incelerken söyleyeceklerine verecekleri tepkileri kestirmeye çabalıyordu.

_________________

    The Slayer
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tashi Boledenka
Galadriél Circulus Garsonu
Galadriél Circulus Garsonu
avatar

Mesaj Sayısı : 96
Yaş : 24
Nerden : Günahlar Diyarı
Rp Düzeyi : Harikulade!
Tarafı : *
Kan Durumu : Safkan
Asa : Tutkunun Zehri ~
Rp Yaşı : Belki yirmi üç?
Patronus : Sirene
Rp Sevgilisi : Aşk; uğrar mı hiç günahkârlara?
Özel Yetenek : Veela
Kayıt Tarihi : 27/01/10

MesajKonu: Geri: ll Cupiditas Cretio l~l Tutkunun Mirası ll   Paz 28 Mart 2010, 15:59

Vanilya ve çileğin eşsiz uyumunu kendine yaklaşanlara cömertçe sunan parfümü ile Galadriél' in alkol, erkek ve buram buram günah kokan köhne havasının harmanlanmasının her nefes alışında ciğerlerine nüfuz etmesine alışmıştı artık genç cadı. Alışmıştı artık, tüm hayatına gün be gün üzerine eklenen yirmi üç yıllık bir soluk olarak bakmaya. Hayatının çok başında masumiyetin en ufak kırıntılarına kadar etrafındakilere dağıttığı zamanlarda dahi böyleymiş bu meğerse, yeni yeni anlayabiliyordu. O' nu ışık hüzmelerinin altına gömülmüş bir fanusun içine sisli ve kirlenmiş bir dumanı solumak zorunda bırakarak atan adamın Sergey olduğundan emindi oysa. Galadriél' in kapısına o adımı atmadan önce, dışarıda her saniye başı rastladığı basit kızlardan biri olabilirdi O da. Dudaklarından dökülecek tek bir söz için ölebileceği birine aşık olabilir ve teninde gezen sayısını çoktan unuttuğu ellerin tek sahibini "O" yapabilirdi. Kimseye ait olamayan bedeni ve günahlarının arasında sıkışmış kalmış ruhu O' na ait olabilirdi...

Kimi kandırıyordu? Adı gibi biliyordu O da, çocukken kurduğu masumiyetin ta kendi hayallerini bırakıp, güzelliğini ve bedenini asla tatmin olmayacak ölümlülerin ruhlarını doyurmak için kullanmasına ne babasının, ne dayılarının ne de birini diğeriyle aldattığı adamların sebep olmadığını. Kiminin gözünde henüz yeniyetme olsa da O' nun, beyninin en ufak kıvrımlarına kadar bakılıp adalet süzgecinden süzülerek önüne koyduğu anılarını tek tek eleyecek yeterli vakti olmuştu. Kendini o kadar iyi tanıyordu ki... Nefretinin bir kor gibi yakıcı oluşunun benliğine nasıl zarar verdiğini, tutkularının ne denli kontrolsüz ve belirsiz olduğunu, ne istediğini ve ne elde edebileceğini, hırsının ve öfkesinin asla dinmeyeceğinden emin olduğu bir şekilde iliklerine kadar alev alev yandığını biliyordu. Aynaya baktığında parlak hacimli sarı saçlarının altında biçimli kaşlarının uyumla raks ettiği opal mavi gözlerinin, vişne rengi dolgun dudakların ve günün batışı yaklaşırken ancak bir kez yakalayabildiği o sarı-kızıl tonu üzerine giymiş gibi ışıldayan pürüzsüz teninin altında saklı; ancak bu kadar günahkâr olmaya müsait bir ruh yatabilirdi. Biliyordu... Geri dönüşü var mıydı? Artık yoktu. Ne yeminler, ne dualar ne de içilmiş antlar döndürebilirdi artık. Gölgelerin arasına sıkışmış ve sisi üzerine geçirmiş bir ruhu hangi iyi dilek kurtarabilirdi ki bu andan sonra? En azından kendini avutabiliyordu. Bir bebeğin eline verilmiş anlık mutlulukları yaşatan oyuncaklarmış gibi anlık zevkler için oynayabilecekleri vardı ve kendi gibi olanlar. Bu bile kızı güldürmeye yetiyordu. Bodrum katının hafif rutubetli havasını soluyarak Arch' ın odasına doğru ilerlerken, sözüm ona sorunu zerre umursamadığı aşikardı. Uzun, siyah topuklarının iki duvar arasında büyük bir yankıyı beraberinde getirerek çıkardığı ses ise aşinalıktan olsa gerek, basitleşmişti artık. Galadriél' in klasikleşmiş sorunlarından sayılabilecek bir olaydı, kızlar yukarıda ayyaş herifin tekiyle uğraşırken Arch' a iletmesi gereken. Sarışın adamın ağırlığını fazlasıyla koyduğunu belli edercesine güçlü duran kapının önüne geldiğinde kısa bir nefes alıp duraksadı. Gömleğinin göğüs kafesinde ilikli kalmış son düğmesini kontrol ettikten sonra en fazla yedi parmaklık eteğinin üzerine kondurduğu beyaz, pileli önlüğünü düzeltti. Hacimli saçlarını elinin tersiyle savurup odanın kapısını işaret parmağı ve orta parmağının alabildiğince güçlü bir tınısıyla vurdu. Saniyelerin ardından içeriden tek bir ses gelmeyince kaşlarını çatıp bir kez daha tıklattı kapıyı. Tekrar kısa bir bekleyişin ardından Arch' ın yine üst katın yüksek sesinden usanıp kendini Galadriél'inden* soyutladığını anladı. `Ah, Arch.` Gözlerini devirip, kapının kolunu yavaşça eğdi. Kapı gıcırtıyla açılırken, topuklarının çıkarması olası o sinir bozucu sesi bastırmak istercesine yavaşça içeri girdi ve üç adım sonra durup saçlarını arkaya savurdu, yüksek tavanlı loş odayı taradı gözleri. Aniden odayı dolduran kulaklarının aşina olduğu o tok sesle yerinden sıçradı genç cadı. `Alınma ama güzelim, kapıyı çalmak gibi bir alışkanlığın yok mu? ` Masmavi gözleri sesin geldiği yöne çevrildi hemen, Archles odanın en kuytu köşesinde duruyordu. Karanlıkta kalan vücut hatlarından çok hemen hemen tek farkedilebilen sarı saçlarıydı adamın. Tashi gözlerini hafifçe kısarak O' na baktı ve iğnelemek ister gibi `Kapıyı çaldım Arch, ama orantaldo büyüsü yapmışsın sanırım,` dedi kibirli bir ses tonuyla. Aklını başka şeyler kurcalamasa kızın tek odak noktası olabileceği bir gülüşle `Müzik sesini bastırmak için, fazla abartmışım sanırım,` dedi adam. Genç cadı elini kapının kolundan indirip beline koyarken anlayışlı bir ifade takındı yüzüne. Sarışın adam olduğu yerden doğrulup kıza kendini daha rahat göstermek istercesine odanın ortasına doğru adımlayıp ziyaretinin sebebini soran bakışlarla Tashi' ye baktı. Genç kadın basit bir sorun olduğunu düşündürmek istermiş gibi bir ses tonuyla `Yukarıda bir olay var, baksan iyi olur,` dedi kelimelerini tamamlamasıyla birlikte saçlarını savurup odadan sessizce çıkması da bir oldu. Arch' ın arkasından geldiğini bildiğinden bir kez bile dönüp bakmadan kızların yanına, bara çıktı tekrardan. Geldiğinden daha sorunsuz olmuştu dönüşü, çünkü Arch' ın o kuytu köşede ne yaptığına dair merakı iç kavgalarını bastırıyordu.

Gittiğinde Arch' ı soran gözlerle kendine bakan Bianca' ya çenesiyle arkasını işaret etti. Barın uç kısmına belini yaslayıp kollarını göğsünde kavuşturdu ve Adonia' yı çekiştirip duran ayyaş adamı izledi. Bianca bar kısmında, Lûthien ise tam karşılarında adamın ayakta dahi duramazken hala karşı koyma çabalarını izlerken Arch gelmişti. Adonia adamın elinden kurtulup Tashi' nin yanına gelirken Arch ile adam arasında kısa atışma başlamıştı. `Parayı ödeyecek misin genç adam?` dedi Arch, Tash Adonia' nın sırtını kısa bir dudak bükerek sıvazlarken. Gerçi genç cadı bu durumlara alışık gibi umursamaz bir tavır takınınca Tash de diğerleri gibi körkütük sarhoş adama odaklandı. `Hemen parayı ver yoksa kötü olacak,` diye çemkiriyordu Archles dişlerinin arasından hesabı ödememek için şiddetle direten adama. Genç fakat bir o kadar aptal gözüken adam zar zor dengesini kurarak asasını ceketinin cebinden çıkarıp Arch' a doğrultarak büyük bir hata yapmış olmuştu. Tashi' nin kızların kahkahalarına katılan kıkırdamalarının eşliğinde adam kısa sürede tek bacağından tavana asılı hale gelmişti bile. Arch, `Nasıl buldun ayyaş herif?` diye adama yönelmişken, Tashi her ne kadar arada sırada tartışsa da böyle anlarda adamdan hoşlanıyordu. Güçlü duruşu hoşuna gidiyordu çünkü, herşeyi halledebilecekmiş gibi bir havaya gidiyordu adam. Belki de güç gösterisine ev sahipliği yaptığı tek adam olduğundan... Genç cadı tekrar bir iç kavgaya fırsat bulmadan, sarhoş adam iğrenilesi bir şekilde baş aşağı asılıyken kusmaya başladı. Tash kendini tutamayıp iğrendiğini belli eder bir ses çıkarırken gırtlağından, güçlü bir şekilde yutkunup yüzünü diğer tarafa çevirdi. Archles hesabı kapatıp, basit bir hareketle adamı sokağın başına gönderene ve yeri temizleyene kadar göz ucuyla izledi genç kız olan biteni. Tamamiyle temizlendiğinden emin olduğu an barın yanından ayrılıp bir kaç adım ilerideki sandalyeye yaslandı. `Bir cin cüce şarabı alabilir miyim hayatım?` Arch' ın şarabın üzerine verdiği `Enfes` tepkisinin Lûth üzerinde yarattığı soğuk duş etkisini kısa bir gülümsemeyle izledi genç cadı. Bianca,Arch ve Lûth üçlüsü arasında geçen tüm olaylar gülünesi geliyordu sebepsizce ona. İşin aslı; ne Bianca ile bi alıp veremediği vardı ne de Lûth' la. Onu gülümseten, Arch' ın Lûthien' in ilgisinin farkında olmasına rağmen inat edermiş gibi yaptıklarıydı. Arch kesinlikle değişik bir adamdı. Lûth' a bakmaya devam ederken, Arch' ın tok sesi bomboş barda yankılandı. `Bayanlar sanırım konuşmamız gerekenler var.` Adamın ne söyleyeceğini adı gibi biliyordu genç cadı. Son bir haftadır, normal haftalık gelirlerinin onda birini bile çıkaramamışlardı. Galadriél' in popüler pub görünüşünü kaybetmesi olası olabilirdi. Tash sandalyeye yaslanmayı bırakıp doğruldu ve ellerini beline yerleştirdi. `İş yapmıyor olmamızdan yakınacaksın gibi geliyor,` dedi genç cadı dudaklarının arasında mırıldanarak. Bakışlarını adama odaklayıp söyleyeceklerini sabırla beklemeye başladı. Diğerleri gibi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ll Cupiditas Cretio l~l Tutkunun Mirası ll
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Minato Namikaze

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Verus Magia | Role Play Sitesi :: İngiltere :: ¨Galadriél Circulus -
Buraya geçin: