AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ll Nox Leir Rex l~l Gecenin Hükümdarı ll

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Archles Samael Frohagen
Galadriél Circulus Sahibi & Avcı
Galadriél Circulus Sahibi & Avcı
avatar

Mesaj Sayısı : 98
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Harikulade!
Tarafı : Merlin aşkına! Herkes birbirini yesin, bana ne?
Kan Durumu : Melez
Asa : Ölümün Nefesi
Rp Yaşı : 29
Rp Sevgilisi : Tek eşlilik ona göre değil.
Kayıt Tarihi : 25/01/10
Ruh Hali :

MesajKonu: ll Nox Leir Rex l~l Gecenin Hükümdarı ll   Çarş. 27 Ocak 2010, 15:18

Bar yöneticisi olan Archles Samael Frohagen'in odasıdır. odada hiç cam yoktur, parlak beyaz florasanlarla kaplı bu oda barın bodrum katındadır. oda siyah duvarları, ortadaki parlak beyaz halısı ve geniş büyük siyah yatak ile oldukça sadedir. Odanın içinde iki ayrı odaya açılan iki kapı vardır. Bu odalardan daha küçük olanı Arch'ın kişisel banyosu bir diğeri ise orta büyüklükte olan ve av malzemelerinin bulunduğu odadır. Müşterilerin özel durumlar haricinde - ki bu özel durumlar genelde odanın ortasındaki yatakta gerçekleşir- kesinllikle yasaktır.

_________________

    The Slayer
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lûthien Cathetel
Galadriél Circulus Dansçısı & Şarkıcısı
Galadriél Circulus Dansçısı & Şarkıcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 67
Yaş : 25
Tarafı : Şehvet!
Asa : Tanrıça'nın İhtişamı
Rp Yaşı : Mühim mi?
Patronus : Kanguru
Özel Yetenek : Veela
Kayıt Tarihi : 27/01/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: ll Nox Leir Rex l~l Gecenin Hükümdarı ll   Çarş. 27 Ocak 2010, 22:17

Neredeyse her milimetrekaresine aşina olduğu taş duvarlar arasında ilerlerken bodrum katının meşaleler ile aydınlatılmış loş havası Galadriél’in uyku halinin bir göstergesiydi. Gece canlanan bu yapı ölümlü ruhların en karşı konulmaz arzularını sonuna kadar kullanırken Lûth bunun için yaratıldığını biliyordu, ya da O’nun için. Bedeninin sahibi yoktu. Ama kalbini ve maalesef ki ruhunu adadığı sarışın, güçlü adam erişilebilirlik sınırlarını çoktan terk etmişti oysa ki. Dimdik duruşunu bozmadan düzenli adımlarla ilerledi günahın merkezinde; en derininde. Ait olduğu dünyayı seviyordu ama daha iyisini düşlediği kesindi. Ya da daha iyisini hak ettiğini. Bazen yorulduğunu hissetsede kırmızı ışıklar altında Tanrıça rolünü çalarken yaşam pınarını son damlasına kadar tüketiyordu. Bu da yetiyordu anlığına. Emellerini unutturuyordu ve evet bir gün buranın sahibesi de olacaktı O’nun yanında. Beklediği ana daha çokça zaman olsada. Umduğu dışında herkesin kendini arzuladığı o anlarda gözleri kısılıyordu bakışları bakışlarıyla buluşmadığında. Ve başkalarına sığınıyordu geceleri bu yüzden, Arch başkalarıylayken. Karmaşık bir ilişkiydi yüzeysel görüntüsüne rağmen.
Adımları hızlanırken uzun parmakları saçları arasında dolaştı. Uyuyor olmalıydı? Ya da uyuyorlar. Adamın yalnız olduğunu düşünmüyordu. Hatta çılgınca bir dürtü kapının açılmasıyla Bianca’nın vanilya aromalı parfümünün ciğerlerini dolduracağını söylüyordu. Hep söylerdi. Ama tatlı ânı bölmekten utanmaz, sahip olmak için çabaladığını kaptıramazdı. Hem de yeni kıza. Archles’e sövdü bir kez daha. Adama çok lanet okuyordu. Çok nefret ediyordu aslında. Vurgulamıştı ya, karmaşıktı. Ve buna kesinlikle salt aşk diyemezdi. Kin bile barındırıyordu bu bulamaç. Günahkardı belki de O. Şehvet düşkünüydü ve bu durumun varlığını bildiğinden ışıltılı tahtındaki yönetimi bu yüzden bu kadar kusursuzdu. Ama yinede O’nu yeni doğmuş bir bebeğin körlüğüne sahip olmakla suçlayabiliyordu kalbi. En masumane varlığa dahi benzeyebilme özelliği vardı içindeki iblisin. Ve O, o denli çekici ve cezp ediciydi ki Lûth uzun süredir tatmadığı teninin hasretinin telafi edilemez boşluğunu hissediyordu. Sevdiğine olan açlığıyla yanan ateş çoğu zaman başka bedenlerde hışmını ortaya çıkarsa da doyamıyordu.
Odasına mı gidiyordu? Evet. Bu normal bir şeydi. Tanrı biliyordu ya o gösterişsiz odadan kaç kadın geçerse geçsin Lûth kadar benimsenmiş yoktu aralarında. Bianca bu role oynuyor olsa da, başaramazdı. Kan ile yazılmış bir anlaşma ve varoluş nedeni haline gelmiş bir bağ. Bu ikili ile kopamazlardı onlar. Archles alımlı kadından vazgeçemez, kimseye adayamazdı kendini. Bazen bunu fark etmiyordu. Kendini çekip yokluğuyla cezalandırılması gerektiğini düşünse de bu kadar güçlü değildi henüz. Belki bir dahakinden sonra. O’na bir kez daha ulaşabilmesinin akabinde gelecek süreçte. Çünkü ilk ihtiyacı olanı almalıydı. Ardından üstlendikleri rolleri değiştirmeye hazır olabilirdi. ‘Av bir kereliğine avcı halini alırken ulaşılmaz olmak ve her istediğine sahip olmuş ukala adamın hazinesi olmaktan vazgeçmek.’ Yapmayı uzunca süredir düşündüğü bir şeydi. Belki gem vurması lazımdı biraz kendine. Ama… Bu fikirlerinin zihnine nüfuz etmesinin ardından hızla gelen ama yine varmıştı işte. Ya hissetmezse bile. Yokluğunu umursamadan devam ederse her şeye. Yok, bu mümkün olamazdı. Vazgeçilmezi olmasını sağlayacak kadar çok şey tattırmıştı O’na ve kazandırmıştı. Kirli sırlarını en derinden bilip, öğrenmiş, söylemişti. Kapının önüne gelince dudaklarının sarfettiği parola bunun kanıtıydı işte. Kim biliyordu, kim girebilirdi buraya istediğinde?
Kapı itaatkar bir şekilde açılırken kadın kendisinden yayılan çekimi, gücü ve ihtiras esintilerini fazlasıyla hissediyordu. Cam göbeği gözleri, koyu göz makyajı arasında nadide bir elmas misali parlarken, bakışları bomboş odanın üzerinde dondu kaldı. O yoktu. Umarsızlık ve birazda arsızlık karışımı bir hissiyata teslim olup içeri girerken beyaz florasan sade odayı aydınlatıyordu. Buranın karanlık halini tercih ederdi. Fakat camdan yoksun, siyah duvarlı bu oda zifir kelimesinin hakkını verebiliyordu gerektiğinde. Gül ağacından yapılma asasını çıkardı. Parmakları asanın parlak cilasına değdiğinde kendini daha muzaffer hissediyordu. Beyaz ışık kararıp yerini büyülenmiş mumlara bırakırken loş havayı yine tercih etmişti. Odanın belirli üç köşesinde kısıtlı ışık saçan kaynaklar odaya daha ayrı bir hava katmıştı kadına göre. Nerede olduğunu bilmediği ve bu konuda hiç düşünme gereği duymadığı adam ne zaman dönerdi? Erken dönse iyi olurdu bekledikçe sabırsızlanıyordu.
Aslında istediği konuşmaktı. Temasından çok bunu arıyordu. Başka türlü özel olduğunu hissedemezdi, adama rahatsızlıklarını, vaadlerini ve tedirginliklerini sunmak gerekirdi her şeyden önce. Hatta gereklilikten de önce. Tok sesiyle iki saniyede her şeyi yoluna koyabilmesi karşısındakini etkileyen yegane şeylerden biriydi. Ve karşısındaki her zaman Lûth olmalıydı. Koynuna kimi aldığı mühim değildi. Kadının kendiside simasını bugün asla hatırlayamayacağı bir çok adam ve gerekirse kadının bedeninden geçmişti. Bunun mühimsizliğini kavramıştı bu yüzden. En karanlık sırları paylaşmışlardı. Ölümü beraber izlemiş, geçekliği konuşmadan bile çözebilmişlerdi. O’nun ne zaman buraya uğrayacağından habersizdi belki de ama geceye kadar vakti vardı. Öyle değil mi? Beklerdi, bekleyebilirdi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Archles Samael Frohagen
Galadriél Circulus Sahibi & Avcı
Galadriél Circulus Sahibi & Avcı
avatar

Mesaj Sayısı : 98
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Harikulade!
Tarafı : Merlin aşkına! Herkes birbirini yesin, bana ne?
Kan Durumu : Melez
Asa : Ölümün Nefesi
Rp Yaşı : 29
Rp Sevgilisi : Tek eşlilik ona göre değil.
Kayıt Tarihi : 25/01/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: ll Nox Leir Rex l~l Gecenin Hükümdarı ll   Perş. 28 Ocak 2010, 17:29

Londra’da yine mükemmel bir hava vardı. Elbette! Bir kez olsun, yalnızca bir kez olsun berrak, bulutsuz bir gökyüzü ve ışıl ışıl parlayan bir güneş görebilecek miydi bu ülkede? Hiç sanmıyordu doğrusu! Saçından akan damlalar suratından ince bir şerit halinde süzülürken bir yandan da havanın gece kadar karanlık olmasının iyi olduğunu düşündü. Böylece ava çıkmak için akşamı beklemek zorunda kalmayacaktı, gizlerle örtülü ormanda kendinden emin adımlarla ilerliyordu. Arada bir duyduğu baykuş ötüşleri dışında hiç ses yoktu bu sonsuz yeşillikte. Ve bu kesinlikle kötüye işaretti. Sağanak halinde yağan yağmur görüşünü zorlaştırırken çamurla kaplı patikada yürümek epey güç oluyordu doğrusu. Siyah cüppesinin başlığını kafasına geçirdi, belki biraz fazla ölüm yiyenimsi bir tarzdı bu ama yine de görüşünü düzeltmişti, böylesi çok daha iyiydi. Siyah bulutlar tarafından sarmalanan gökyüzünde birkaç cılız ışık huzmesi dışında güneşten eser yoktu, olmadık şeydi doğrusu. Aradığı şu aptal vampirin diğer hepsi gibi avlanmaya çıktığından emindi Arch, tabi avlanmaya giderken av olacaktı zavallı vampir. Ya da belki bu Archles için geçerliydi, kim bilir? Kabul etmek gerekirse bu zorlu bir işti, hele ki vampir büyülü kana sahipse çok daha zordu. İşte o zaman daha çok bir düello oluyordu aralarında ki! Ve Archles’ın her zamanki lanet şansı yine yaver gitmemişti elbette! Çünkü birkaç haftadır izini sürdüğü ve bugünde avlamaya karar verdiği vampir büyücü kökenliydi. Aman ne hoş!

Devasa ağaçlar yürümekte olduğu patikaya doğru eğilmişlerdi, tuhaf bir açıyla duruyorlardı. Genç adamın gözleri tek tek ağaçları arıyordu yaklaşık iki buçuk saattir dışarıdaydı ve artık sıkılmaya başlamıştı. Ama biliyordu o vampir bu ormandaydı, ya da en azından gelecekti. Her zaman burada avlanıyordu çünkü. Garip. Vampirler genelde tek bir yerde avlanmaktan hoşlanmazlardı, hatta susuz olduklarında önlerine nerede kim gelirse onu avlarlardı. Her yönden tuhaf bir yaratıktı aradığı, en azından bunu biliyordu. Kulaklarına dolan ses rüzgâr ve yağmur damlacıklarının sinir bozucu sesini kesinlikle bastırıyordu. Kafasını hemen sesin geldiği yöne doğru çevirdi, bir şey koşuyordu. Çok hızlıydı, ama fazla gürültülüydü. Bu kesinlikle bir vampir olamazdı, bir hayvandı, bundan emindi. Ama koşmasının nedeni bir vampir olabilirdi elbette. Hiç düşünmeden sık ağaçların arasına doğru koşmaya başladı, ağaçlardan yolunu bulması çok güçtü. Her yer de onu engelleyen bir bitki vardı ağaçlar, çalılar, otlar… Archles güç bela kendine yol açarak devam etti koşmaya, ormanın derinlikleri patikaya göre kesinlikle çok daha karanlıktı. Yüzlerce yıllık ağaçlar birbirlerine öylesine yakınlardı ki güneşin girmesine kesinlikle izin vermiyorlardı. Gerçi güneşte yoktu zaten. Yeşilliklerin arasındaki koşuşturma devam ederken ileride bir şey gördü, parlak kırmızı bulanık bir şekil ışık hızıyla geçti birkaç yüz metre ilerisinden. Hiçbir hayvan bu kadar hızlı hareket edemezdi. Arch hızla o tarafa koşmaya başladı, nitekim bir dakikadan az bir süre sonra oraya ulaşmıştı. Nefes nefeseydi. “ Beni mi arıyorsun?” İncecik bir ses duydu arkasından ve hemen döndü. Hiçbir şey göremedi önce “ Buradayım. “ dedi soprano ses ve kıkırdadı. Archles kafasını kaldırdı devasa meşe ağacının dalına tüneyen küçük kız çocuğunu gördü sonra. En fazla 14 yaşında olabilirdi kız en azından görüntü olarak. Saçları kırmızıydı, kan kırmızısı. Beline de uzanan saçları rüzgârla uçuşuyordu, griye çalan açık mavi gözleri kocamandı, ince dudakları alaycı bir tavırla yana doğru kıvrılmıştı. Çok kısa ve çok zayıftı, bu haliyle onun bir vampir olduğunu anlamaya imkân yoktu. Archles “ Evet ufaklık doğru bildin. “ Dedi alayla ve asasını doğrulttu küçük kıza. Kız göz açıp kapayıncaya kadar yok olmuştu oradan. Archles kıkırdamasını hala duyuyordu kızın, çok uzaktan geliyor gibiydi ses. “ Beni göremezsin. Ben görünmezim. Kimse göremez beni. Kimse yetişemez hızıma. La la laa…” Soprano şarkı söylemeye başlamıştı bu kez. Ses metrelerce uzağından geliyordu Archles’ın. Ama tadı alabiliyordu, yanmış soğan gibi. İğrenç bir tattı duyumsadığı. Ve tat gittikçe yayılıyordu ağzının içinde, olduğu yerde durdu bir süre ve hiç kıpırdamadı. Ağzındaki tadın yayılışını bekliyor kulaklarını dikmiş etraftaki sesleri dinliyordu. Asası hala elinde ileriye doğru yöneltilmişken birden doksan derece soluna döndü ve “ Bombarda. “ dedi aynı anda büyük bir patlama duyuldu ve patlamanın olduğu noktadaki iki ağaç alev aldı. “ Beni asla yakalayamazsın. Sen zayıf bir insansın. Kimse erişemez gücüme. Hepinizin canı cehenneme. Da daa daam…” Yine aynı sinir bozucu ses kendi uydurduğu şarkıyı mırıldanıyordu “ Biliyor musun ufaklık sesin tek kelimeyle berbat. “ Dedi adam dişlerinin arasından ağzındaki yanmış soğan tadı daha da arttı, anlaşılan bu bücür vampir epey heyecanlı biriydi. “ Ascendio. “ Diyen ses onlarca metre yukarısından geliyordu, Archles kafasını kaldırıp bakamadan gökyüzünde yükselmeye başlamıştı bile. Vampirse aşağıdaydı, yüksekte asılı duran Archles’ın çevresinde dönüyor, Afrikalılar gibi dans ediyordu. “ Umarım eğleniyorsundur. “ “ Hem de çok. “Dedi küçük kız, şu haliyle tam bir çocuk gibi görünüyordu, gerçek bir çocuk. “ Güzel. “ Dedi Archles ve “ Conjivuctus. “ Dedi asasını kıza doğrultarak. Bu Arch'a zaman kazandıracaktı, nitekim beklediği gibi de oldu kız görüşü bozulunca bir an bocaladı ve küçük vampir daha ne olduğunu anlayamamışken Arch asasını kızın olduğu yere doğrultup “ Carpe Portus. “ dedi ve birden kızın yanında belirdi. Ama o daha yere indiği anda kız büyünün etkisinden kurtulmuştu bile, vampirler bir başka kahrolası özelliği daha; üzerlerinde uygulanan büyülerin etkisi çok kısa sürüyordu. Çocuk vampir anında Archles’tan metrelerce geriye seğirtti. Kız asasını Arch’a doğrulttuğu anda Archles ağzında şekerleme tadı aldı, kız gerçekten sinirlenmişti anlaşılan. Hiç vakit kaybetmeden o da asasını kaldırdı, kız “Glacius.” Diye haykırdığı anda genç adam “Protego” dedi ama anlaşılan biraz geç kalmıştı. Kendisine doğru gelmekte olan diğer buz parçalarını savuşturmuş olsa da bacağına saplanan bir tanesini engelleyememişti zira. Adamın kanı yağmurla birleşip yeşil çimleri sularken kız biran için kendini kaybetti, gözleri Arch'ın asasından bacağından oluk oluk akan kana kaymıştı. Elbette bu yapılmaması gereken bir hataydı, Archles hiç vakit kaybetmeden “ Petrificus Totalus” Dedi, küçük vampir anında kaskatı bir şekilde sert zemine düştü. Vampirin kafası sert ağaç köklerine çarparken tok ve oldukça yüksek bir ses işitti sarışın büyücü ama durmadı, asasını bir an olsun indirmeden vampire birkaç acılı adım attı ve “ Magicus Extremos. “ dedi, böylece vampirin çözülmesini biraz daha ertelemiş oldu. “ Oyun bitti bücür. “ dedi Arch bacağındaki dayanılmaz ağrıyı görmezden gelmeye çalışıyordu, ağzında yayılan portakal kabuğu tadı vampirin ne denli korktuğunun göstergesiydi yalnızca. Asasını son bir kez kaldırdı ve “ Mortalitas Venire. “ diye tısladı aynı anda asasının ucundan çıkan altın sarısı ışıklar vampirin atmayan kalbini buldu ve adeta çocuğun bedenini yararak içine girdi. Küçük kızın gri gözleri dehşet dolu bir şekilde, Archles’ınkileri bulduğunda adam yalnızca on dakika önce kızın kendisine yaptığı gibi alaycı bir gülümsemeyle baktı ona ve “ Baba, oğul ve kutsal ruh adına. Tanrı’nın ruhunu bağışlamasını ve İsa’nın ışığından gidebilmeni diliyorum. Amin. “ Diyip istavroz çıkarttı. Ve o anda kız acı bir çığlık koy verdi. Çığlığı kesildiği anda gözlerinde ki bakış da anlamını yitirdi, gri gözleri kahverengiye dönerken kızın kırmızı saçları daha turuncu bir hal aldı, bembeyaz tenine taze bir pembelik geldi ve Arch avının insan bedenini gördü. Bu üç saniyelik görüntü bir anda küle dönüştü ve küller yağmurla beraber toprağa karıştı.

Genç adam bir süre bekledi, birkaç saniye için bacağında ki acıyı unuttu ve sadece kızın insan görüntüsünü düşündü. Sonra kafasını iki yana salladı ve tek bacağıyla – diğerini oynatamıyordu çünkü- arkasına döndü. Orada, yüz elli metre gerisinde ki yangına bakıp iç geçirdi. Başta iki ağaç yanıyordu şimdiyse sayıları beşe çıkmıştı. Asasını ağaçlara doğrultup “ Extinguish. “ diye fısıldadı ve aynı anda ağaçlar sönmeye başladı. Archles sekerek kendisine en yakın ağaca gitti ve yavaşça eğilip sırtını ağaca vererek ıslak toprağa oturdu. Başını ağacın pürüzlü, sert kabuğuna yasladı ‘ Ne gün ama! ‘ diye geçirdi içinden. Ardından bacağına yeniden baktı, pantolonun çok büyük bir bölümü kanla kaplanmıştı, düşen başlığı yüzünden ıslanan saçlarından aşağı doğru yavaşça ve tane tane akan damlacıklara aldırmadan asasını bacağına saplı bir şekilde duran bu parçasına doğrultup “ Wingardium Lewiosa. “ Dedi buz parçası iç parçalayan bir sesle bacağından çıktı ve Archles bir acı çığlığı attı “ Hay ben senin gibi şeyin… “ diya böğürdü sonra, buz parçası yere düşüp onlarca parçaya bölündüğünde Arch asasını yeniden bacağına doğrultup “Ferula” dedi. Bacağının etrafını dolayan sargı bezlerinin yarasını kapatmasını bekledikten sonra derin bir nefes aldı. Uzun uğraşlar sonucu ayağa kalmayı becerdi, gözlerini cisimlenmek için kapadı, bu lanet yerden bir an önce gitmek istiyordu.

“Lanet olsun!”

Diye hırlayan kendi sesini duydu önce, sıkışmışlık hissi onu çepeçevre sardığında bacağında ki ağrı daha dayanılmaz olmuştu, neden bunu yok etmek için bir büyü yapmayı denememişti ki? Aptal herif. İlk hissettiği ayaklarının altındaki sert zemin oldu, sonra gözleri odasını tanıdı, mumlarla aydınlatılmış odasında bir bacağını hissetmeden duruyordu. Sonra yatağında oturan veelayı gördü, zar zor seçebilmişti güzel kadını ve aynı anda tısladı “ Hay.. “ ve yer ayaklarının altından bir kez daha kaydı, beyaz halının üzerine boylu boyunca serilivermişti. Bacakları artık onu taşımaktan vazgeçmişti anlaşılan. Yatağında oturan veeladan ufak bir şaşkınlık çığlığı duydu, kadın topuklu ayakkabılarının çıkarttığı sinir bozucu sesler eşliğinde koşar adım Arch’ın yanında almıştı soluğu “ Aman Tanrım! Archles sana ne oldu böyle? “ diyen ipeksi sesten bu kişinin Lûthien olduğunu anladı. “ Sıradan bir gün. “ diye fısıldadı, tüm gücünü tüketmişti artık, gözlerinin önünde uçuşan siyah noktaları yok saymak için dirense de bunu beceremedi ve karanlık gitgide büyüdü büyüdü en sonunda Arch’ı da içine hapsetti ve Archles o anda bilincinin uçup gittiğini hissetti.

Yeniden dünyaya döndüğünde gözleri hala kapalıydı. Hala uzandığını fark etti ama artık sert ve soğuk zemin üzerinde değildi, yumuşacık yatağının üzerindeydi. Birinin, eliyle saçlarını okşadığını fark etmesi çok zamanını almadı. Bacağının ağrısı tamamen geçmişti, bu iyiydi. Kesinlikle. Gözlerini açmak için verdiği uzun uğraşlar boş çıkmadı, sonunda iki parlak mavi göz güçlükle aralandı. Başta her şey bulanıktı, hiçbir şey göremiyordu. Kendisine seslenen kişinin sesi uğultular halinde kulaklarına doluyordu ağzında dolan ekşi üzüm tadı yanında ki kişi her kimse endişeli olduğunu gösteriyordu. Sonra birden görüşü netlik kazanmaya başladı, her şey eski haline döndüğünde Luth’un “Nasılsın? “ dediğini duydu. Bir süre bekledi, hala sersemliğini üzerinden atamamıştı “ Bir vampirle savaşıp bacağına koca bir buz kütlesi saplandıktan sonra epey kan kaybedip yere serilen bir adam nasıl olursa ben de öyleyim. Yani mükemmel. “ dedi dudaklarına her zamanki gülümsemesini yerleştirmekte bu kez biraz geç kalmıştı. Veelanın gözlerini devirdiğini gördü, genç adam ağırlığını kollarına vererek yumuşak yatakta doğrulmaya çabaladı ama Luth onu durdurmakta gecikmemişti, elini zarif bir hareketle adamın çıplak göğsüne koydu ve adamın kalkmasını engelledi. Genç adam, yeniden uçuşmaya başlayan noktalardan korkarak kadının sözünü dinleyip yatağa uzandı. Sonra yanında oturan kadına kaydırdı gözlerini, her zaman ki gibi nefes kesiciydi. Elbette. Kadının güzel gözleri endişeyle kısılmıştı, Archles ağzında ki tadın yoğunluğunu yeniden fark etti ona bakınca. “ Hey endişelenmene gerek yok güzelim, bir ifriti devirebilecek kadar güçlüyüm şu anda. “ Dedi büyücü kolunu başının altına koyarak, kadının gülümsemesine aynı gülümsemeyle karşılık verdi. “ Teşekkürler, yani her ne yaptıysan. Tabi beni soyduğun kısım hariç. Kendimi çok…” durdu ve biraz düşündü “ kirlenmiş hissediyorum. “ diye devam etti sonra ve ikisi de kıkırdadılar.

_________________

    The Slayer
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lûthien Cathetel
Galadriél Circulus Dansçısı & Şarkıcısı
Galadriél Circulus Dansçısı & Şarkıcısı
avatar

Mesaj Sayısı : 67
Yaş : 25
Tarafı : Şehvet!
Asa : Tanrıça'nın İhtişamı
Rp Yaşı : Mühim mi?
Patronus : Kanguru
Özel Yetenek : Veela
Kayıt Tarihi : 27/01/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: ll Nox Leir Rex l~l Gecenin Hükümdarı ll   Perş. 28 Ocak 2010, 22:44

Ah umut kelimesi ne aziz bir kavramdı.
O’nu beklerken zaman çabuk geçiyordu çünkü kendisine eşlik edecek hayaller hep bulunuyordu. Asıl komiği aslında Lûth bu değildi. Çoğu zaman umursamaz, bencil ve ukala olabiliyordu. Acımasızlığını da göz ardı etmemek gerekirdi. Ama romantikleşmeden edemiyordu konu özeline gelince. Kötü bir yandı ama elinde değildi. Çünkü kontrolü elinde olmayan bir organa, kalbine hüküm mü geçerdi?
Adamın odasındaydı. O’nun kokusu sinmişti havaya her şeyden önce az ilerisinde adamın harika tenini korumuş kıyafetlerin bulunduğu dolap ikamet etmekteydi. Kısaca bu odadaki her nesne direk Arch demekti. Hepsinin adamın geçmişinde anısı, anlamı ve yeri vardı. Lûth’da öyleydi. Saçma bir hayale kapıldı durduk yere. Kendini eşini bekleyen biri gibi hissetti anlığına; komik. Ne tuhaf, adam ölene kadar böyle bir şeyi düşlemeyecekti oysa ki. Ama kadının kalbinin derinliklerinde bu özlem yatıyordu. En gizli ve umutsuz hayali olsa gerekti. Bir gün yeniden kendisine ilgi duyabileceğini düşünüyordu ama sahibi olmaya yeltenmeyecekti, yeltenmezdi. Adamı tanırdı. Elleri oturduğu yatağın üzerinde gezindi istemsizce. Soğuktu. Memnun olmak ile olmamak arasında kararsız kaldı. Belki diyordu bazen; belki de gözünde fazla büyütüyordu. Şu an buradan çekip giderse hayatının sonuna kadar O’na yetecek para yatıyordu Gringotts’da. Yeni bir hayata başlayabilirdi belki de. Başka bir yerde, hiç çalışmadan ve yine kendi istekleri doğrultusunda… Ama takıntılı manyak beyni O’nsuz yapamazdı büyük ihtimal. Kokusunu ister, arzular ve çıldırabilir, çıldırtabilirdi. Sadece teorikteydi yani planları, pratiğe hiç geçemeyecekti. Başını öne eğdiğinde saçları önüne aktı. Isınmamış yatak gibi tenide üşüyordu şimdi. Gelse iyi olacaktı. Hatta geldiğinde büyük ihtimalle dalga geçer bir havaya da sahip olurdu; yine burada olduğu için. Fakat eğleniyordu bu anlarda Lûth.
Kendini boşluğa bıraktı ve bedeni yatağın üzerine yığıldı adeta. Saçları düzensizce etrafa saçılırken sırt üstü yatarak tavanı izliyordu. Çokça gece adam göğsüne başını koyup uyurken izlediği gibi. Tabi şimdi O yoktu. Kıpraştı tek başına yattığı yatakta. Tatlı hayali içini ısıtmıştı. Kadının varlığıyla ısınan yatak ile beraber tenide sıcaklığı tadıyordu. Tatlı bir davet geldi bilinmezlikten. Puslu bir sesle çağırıyordu kızı soyut hava. Tüm gece uyumamıştı, sahnedeydi. Ve şimdi göz kapakları ağırlaşmıştı. Kendini bırakmamalıydı çünkü adam gelirse kızı uyandırmazdı, biliyordu. Umursamazdı aslında ama bunun böyle olduğunu düşünmemeyi tercih etti. Yastığın kokusu Arch’ın parfümüyle bütünleşmişti, bunun direnmesine pekte yararı olmadı ve koptu her şeyden. Loş oda çok geride kalmıştı. Rahat yatakta değildi, bulutlara erişmişti.
**
“ Neredeyiz? ”
Üzerinde çok kısa bir gecelik vardı şimdi. Ten rengindeydi ve bacakları tamamıyla açıktaydı. Oldukça kalabalık bir sokakta yanında yüzünü göremediği bir adamla ilerlerken kendini fazla açıkta hissediyordu artık. Aslında bir şey de hissetmiyordu. Zihni o kadar hızlı çalışıyordu ki herhangi bir duyguya imkan sağlamıyordu. Ne işi vardı burada ve neden bu yabancıyı takip etmezse kaybolup, ölecekmiş gibi geliyordu. Adam(?) cevap vermedi sorusuna, kadında yeniledi elbette. Aralarındaki sessizliğe tek bir delik bile açılmamıştı yine de. Etraf çocuk doluydu. Kostümlü, ellerinde poşetleri olan çocuklar. Bu Cadılar Bayramı gecesi olmalıydı. Ama bu hikayedeki rolünü çözemedi. İzleyici olmak? Ne alaka? Kasım’ın poyraz rüzgarı çıplak tenini adeta yaladı, güzel kadın üşümedi. Adamın da pelerini uçuşmuştu fakat yüzünü görmesine imkan tanıyacak kadar değildi. Beklemeyi seçti O da. Her şey ortaya çıkardı bir şekilde. Ne de olsa meçhul şahıs da duruyordu burada.
Gruplar halinde ilerleyen çocuklar evlerin zillerine basarak neşeyle soruyorlardı şimdi; şeker ya da şaka. Olanlar ilgisini hiç çekmesede izlemeye devam etti. Bunun sonu nereye varacaktı çözmesi gerekiyormuş gibi geliyordu. Fark etmesi gereken bir şey varmış gibi hissettiğinden inceledi saçma ânı. Bir nokta yoktu. Dönüp pelerinliye haykıracak kadar sıkılmıştı hatta bundan. Rüya değildi bu. Saçlarının zemine paralel havalanmasına neden olacak kadar hızlı dönmüşken kimsenin olmadığını fark etti. Zaten varlığı ile yokluğu bir şey ifade etmemişti ki. Çıplak ayakları yere hiçte emin basmıyordu şimdi, fakat ilerledi. Herhangi bir topluluğa ait olmayan bir ufaklık görmüştü çünkü. Kostüm giymemişti. Ve şeker toplayan çocuklar rapor verircesine her kapıdan sonra O’na koşuyordu. Gülümsedi. Kabadayı modundaki tuhaf küçük ilgisini çekmişti artık. Diğerlerinden çok daha cüsseli değildi, nasıl söz geçirdiğini çözemedi vardığında. İzledi, gizliden. Fakat zaten bu esnada diğer miniklerinde aslında dişi olduğunu fark etti. Böylece kısa bir süre onları rahatsız etmeden gözlemeyi seçti Lûth. Erkek çocuğu umursamadığını söylüyordu; bayramı, şekerleri, diğerlerini. Kızlar akıllanmıyordu ama inatla çocuğu ellerindeki şeylerin çok güzel olduğuna ikna etmeye çalışıyordu. Şaşırdı. Böyle bir etki alanı bu yaşta yaratılmıştı karşı cins üzerinde. İlgisini cezp etti. Gördüğü her neyse fazla gerçekti. Kendini birinin düşünselinden anılar izliyor gibi hissediyordu mesela. Bilinçliydi de. Acaba tüm bu olanlar kafasında mı oluyordu? Durup bunları düşünebilecek kadar kontrollü gerçekleşiyordu her şey. Diğerlerine göre daha alımlı bir kız en fazla on yaşında olan çocuğa isyan etti sonunda.
“ Hadi ama Frohagen. Gelsene. ”
Frohagen? Şok geçirmişti işte bu anda. Yoksa bu, bu O muydu? Aslında tamda hayal ettiği gibiydi. Aslında tamda hayal ediyordu. Bir şey çözememişti. Tüm olaylar kendi iradesinde gerçekleşiyordu yani. O zaman tanımadığı ve göremediği şey neydi?
Sonra pelerinli adam geldi –adam değildi belki de- kendisine doğru yürüyordu ama niye yüzü bulanıktı? Sorularla harmanlanmış sahne çözüldü ardından. Bıkmıştı artık. Hiç yatmamalıydı. Taş kaldırımı ayaklarının altında hissetmiyordu, çocukları izlemek için gizlendiği ağaçta artık yoktu. Ve evet ne bir Frohagen sesi duyuyordu, ne de kızların yakarışlarını. Sadece karanlık hakimdi. İpek beyaz geceliğinin parladığı karanlık. Ve seslendi kendi kendine. “ Arch? ” Sanki daha deminki ufak sarışın çocuk bir anda yirmi sene büyüyecek ve elinden tutacakmış gibi gelen bir his ile. Kendini iyi hissetmiyordu. Yalnız olmadığını hissediyordu yinede. Kimdi bu yakınlarda soluğunu duyduğu. Ne oluyordu ya da? Beyninin bu kadar bulandığını bilmezdi. Anlamsızlıklar karmaşası yaşıyordu. Bilinçaltı o kadar çok dolmuştu ki; entikaları, hayalleri, korkularıyla, böyle patlıyordu galiba. Üzerine bir efsun hali çökmüş olmalıydı. Artık odanın canlılığını hissediyordu. Arch’ın odasının. Ama ilginci hala o karanlık zindanda yabancıyla olduğunu da biliyordu.
**
Pop!
Bir anda yerinden sıçradı ve demin uzanmış olduğu yatakta artık oturur halde geçti. Gözleri zor açılıyordu aslında, hala uyku halinin zerre etkilerini taşıyordu üzerinde ama gelen O olmalıydı. Hızlı davrandı, doğruldu. Elleri otomatikman saçlarına gidip düzeltirken hala tuhaf saçmalığın etkisinde olan beyni kendine gelememişti. Adamı görene kadar. İyi değildi, kadın korktu. Hemen Arch’ın yanına gitti, havada uçuşan birkaç cümle ve söz kendini gösterirken özünde panik halindeydi. Böyle görmek istemiyordu her zaman güçlü erkeği(ni). Hiç canı yanmamalıydı. Ama O, uzaklaşmıştı içlerinde bulunan odadan. Bacağındaki kana bulanmış sargıları görebiliyordu. Yüzünün rengide pek yerinde değildi sanki. Üzüldü. Tuhaf bir kopukluk hissetti. Ama Tanrı biliyordu ya şifa büyülerinde yetenekliydi. Sevdiği dalarken engin ufuklara ilk olarak sarıldı adama. Uyurken daha uysaldı. En azından sinir bozan tavırlayla kadını kendisinden uzaklaştırıp, zehrini saçmıyordu sevgisine. Başına ufak bir öpücük kondururken adamın dinlenmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Yerinden kalktı. İnce topukları üzerinde titriyordu sanki. Bugün odadaki ikinci büyüsünü gerçekleştirdi ve Arch’ı yatağına yükseltti. Adamı orantılı bir şekilde yatırdıktan sonra ilk olarak bacağındaki yarayla ilgilendi. Elinden geldiğince yarayı kapayacak ufak sihirler, kendi odasından çağırdığı geyik otu ve tedavisi ardından da yeni sargılar. Şimdi daha iyi olmalıydı. Kirlenmiş gömleğini çıkardı üstünden. Dürtüydü herhalde bu. Aslında başka herhangi bir yerinde yara var mı merak ettiğindendi derininde. Tabi başka etmenlerde vardı birazda olsa. Adamın tenini seviyordu, dokunmaktan mutluluk duyuyordu. Ve ilk defa bu savunmasız hali hoşuna gitmişti. Cidden böyle daha iyiydi. Gülümsedi belli belirsizce O’nun yanına yerleşirken. Kendine karşı koyamayarak biçimli dudaklarına bir öpücük bıraktı, rujunun bir damla izi kalmıştı. Ardından yumuşak, sarı saçlarına odaklandı. Elleri şevkatle aralarında gezerken hiçbirşey düşünmeye cesareti yoktu ki. Fakat sonuç şuydu; Arch iyiydi, iyi olsa gerekti.
Ne kadar vakit geçtiğinden pek haberi yoktu. Ama çabuk geçmişti; hızla ve mutlu olmasına yetecek kadar somut halde. Uyandığında ise sanki ilk gördüğündeki dehşet anları yaşanmamış gibi hissediyordu. Bunu O sağlamıştı. Konuşuyordu ya hani, zaman duruyordu.
Bir ifriti bile öldürmek ha?! Çok ukalaydı yinede. Kadına adına endişelenme hakkı dahi tanımadan nasılsın sorusunu geçiştirmişti işte. Alışıktı buna; aldırmadı. Elbette Lûth O’nun iyi olmadığını biliyordu. İşte bu yüzden ayaklanma isteğini durdurdu, Tanrı’ya şükür Arch direnmedi. Memnun oldu. Çok çekici duruyordu loş ışıkta uysal haliyle. Hele ki çıplak tenine değdiğinde içinde bir şeylerin coşkulandığını hissetti ama bastırdı tümünü çünkü o esnada devam ediyordu sözlerine. Hiç susmayabilirdi. Alışık olduğu cümle öbekleri ve bilindik emin tavırlar bunca senenin ardından kadın için gülümseme kaynağıydı. O’nun yaptığı gibi. Kirlenmek ha? O’na biraz daha yaklaştı bu sözler üzerine ve sadece “ Henüz değil. ” dedi adama. Tersleyecekti ama hoşnut olduğunu biliyordu imadan. “ Ama Bay Frohagen’ın bugün daha fazla yorulamayacağını sanmaktayım. ” Durmadı asla, devam etti. Sesi davetkardı hatta alaylı. Tüm dişiliğini kullanmaktan her zamanki gibi çekinmedi Lûth. Buna fazla direnemiyordu çünkü. Alt dudağını ısırırken adam bakışlarını kaçırıyordu ilk adım olarak. Kaçamasaydı ya…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Archles Samael Frohagen
Galadriél Circulus Sahibi & Avcı
Galadriél Circulus Sahibi & Avcı
avatar

Mesaj Sayısı : 98
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Harikulade!
Tarafı : Merlin aşkına! Herkes birbirini yesin, bana ne?
Kan Durumu : Melez
Asa : Ölümün Nefesi
Rp Yaşı : 29
Rp Sevgilisi : Tek eşlilik ona göre değil.
Kayıt Tarihi : 25/01/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: ll Nox Leir Rex l~l Gecenin Hükümdarı ll   C.tesi 30 Ocak 2010, 17:18

Odanın siyah duvarlarına monte edilmiş elden düşme şamdanlarda yanan mumların isyankâr alevleri, zifiri karanlıktaki odayı olduğundan küçük ve ürkütücü gösteriyor, yarı klostrofobik bir ortama zemin oluşturuyordu. Tüm o gece kadar siyah ve bir o kadar basık karaltının içinde, yanında duran veelanın ipeksi pürüzsüzlükteki senine yansıyan alev, buz mavisi gözlerin ihtirasını ele verircesine dürüstlükle parlıyordu. Karmaşık düşüncelerin perdelediği zihni tıpkı günahkâr bedeni gibi koca bir hiçliğin içine yalın bir hissizlikle hapsolmuştu. Edepsiz arzularla çepeçevre kuşatılmış kadını, yıpranmış ama şiddetini kaybetmemiş güçlü dürtülerini, amansız duygularını acımasız bir umarsızlıkla yok sayıyor, ağzında peyda olan oldukça aşina kekremsi tadın kudretini yadsımayı yeğliyordu. Böylesi daha kolaydı çünkü. Ve herkes için daha doğruydu şüphesiz. İnkâr etmek, görmezden gelmek, yargılamak… Öyle yaptığında kadının incinen duygularının öfkeyle körüklenen ateşine rağmen kendi şehvetli arzularına bir nebzede olsa gem vurabiliyordu. Gel gör ki içinde bulunduğu odada kayıp giden her dakika kadına direnmesi daha da güçleşiyordu. Veelanın karşı konulmazlığının ve seksapalitesinin içinde sıkışıp kalan dürtülerini güdüleyebilmeyi diledi, beyhude bir dilekten öte değil bu elbette. Kaslı vücudunu çevreleyen çıplak teni oda da fazlasıyla yaygınlaşan östrojene otomatik bir tepki olarak ısınmış, adeta alev almıştı. Kendi dudaklarına yaklaşan dolgun dudaklara odaklanan gözleri içindeki çelişkiyi yansıtırcasına şaşkınlı ve tutku ile perdelenmiş, bakışları çekimini üzerinde hissettiği kadının inkâr edilemez şehvetinin esiri olmuştu.


Riyakarlığın günahıyla sarhoşluğun, şehvetin tekelinde birkaç saatin ve gizli arzuların gün yüzüne çıkışında ki yasaklı zevklerin an itibariyle çok da önemli olmayan vebalini seve seve üstlenebileceğini düşünürken dudaklarını bulan ılık dudaklarla bedenini yalayıp geçen ürpertiye karşı gelemedi. Kadın az evvel ki cümlelerine yanıt alamayınca aralarında ki haşin sessizliği olumlu bir yanıta yormuştu belli ki. Haksız da sayılmazdı aslında. Adam sıcaklığını hissettiği dudaklarda ki bastırılmış arzuların sarsıcı kuvvetini fark etmişti elbet. Bir çift kolun geniş omuzlarını sarmasına izin verdi önce. Ancak kadından yükselen kesik nefeslere ve daha da yoğunlaşmaya başlayan kekremsi tada rağmen tüm bu ateşli anlar düşüncelerine kota koyamamıştı. Şu an kadının baş döndürücü kokusuna bulanmak, onun o baş döndüren ateşinde yanmaktan başka isteği yoktu belki de. Ama bu doruklarda gezinen birkaç saatin doğuracağı sonuçların başına açacağı belaları yadsıması epey güçtü tabi. Archles bu veela için sağlıksız bir arzu, hastalıklı bir saplantıydı. Bu gerçekliğin farkındaydı yakışıklı büyücü ve kadının alevini körüklemesinin hiçbir yararı olmayacağını da biliyordu. Evet, çok ateşli ve karşı konulması güç bir kadındı öpücüklerini teninde hissettiği veela, yine de takıntılıydı. Ve en büyük takıntısı adamın kendisiydi, bu da gözünü korkutuyordu doğal olarak Arch’ın.


Adam kendisini saran kolları tek hamlede kavrayıp indirdi ve kadının öpücüklerine yanıt vermeyi kesti. Ufak ama kesin bir hareketle kadını kendinden uzaklaştırdı “ Kes şunu Luth.” Dedi yekten. Ama veela elbette durmayacaktı, kadın kahverengi saçlarını yana doğru savururken Arch uzun saçların yarattığı esintiyle gelen iç gıcıklayıcı kokuyu soludu gözlerini yarım saliseliğine kapattı kendini ona karşı durmaya ikna etmek için büyük çaba sarf ediyor yeniden peyda olan bacağındaki ağrıya odaklanmaya çabalıyordu. Veela ise azimli ve kesinlikle seksi bir şekilde ikna cümleleri kurmaya başlamıştı, bir yandan da ellerini adamın çıplak teninde gezdiriyordu. Ulu Merlin! Gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı adam, düşünceleri karanlık zihninde aşina olduğu duyguların hissettirdikleriyle salınırken dudakları bambaşka şeyler söylüyordu “ Yeter dedim Lûthien. Kes artık. “ Dedi ve kadının ellerini kavrayıp olabildiğince kibar bir hareketle ittirdi. Arch sağ elini alnına götürüp ovuştururken bir yandan da düşüncelerini savurmaya, hislerini kontrol altına almaya çalışıyordu.

_________________

    The Slayer
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ll Nox Leir Rex l~l Gecenin Hükümdarı ll
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» GECENİN BİR YARISI
» Angel de la Noche (Gecenin Meleği)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Verus Magia | Role Play Sitesi :: İngiltere :: ¨Galadriél Circulus -
Buraya geçin: