AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Sun & Shadow -Molarià I-

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Liliane Nly Favreaux
Café L' Endroha Sahibesi
Café L' Endroha Sahibesi
avatar

Mesaj Sayısı : 128
Yaş : 24
Nerden : Seine-Maritime
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Çelişkili, fakat O isterse...
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cazibenin Çekimi
Rp Yaşı : Yirmi Sekiz
Rp Sevgilisi : Unuttum, yıktım koyduğum tüm tabuları. Farketmedi. O, bana fazla uzak...
Kayıt Tarihi : 27/12/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Sun & Shadow -Molarià I-   Salı 26 Ocak 2010, 18:56

# M O L A R İ À #

Dış kısımda açılmış özel bir masadır.
# Zaman; akşam üzeri, güneş batarken.
# Sunset ve Artis' in düğün hazırlıkların telaşına
kapılışını konu alan bir role playdir.
# Gölge' nin ve orada bile parlayacak Güneş' in oyunu.
# Molarià I.

_________________
    İzin verir miyim sanıyorsun?
    Başkasının kollarına koşmana...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sunset Iona Allison
Muggle Bilimleri Profesörü
Muggle Bilimleri Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 173
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Aydınlık*
Kan Durumu : Safkan
Asa : Kusursuz Tanrıça
Rp Yaşı : 23
Patronus : Norwegian Forest
Rp Sevgilisi : Sonsuzum; AA*
Kayıt Tarihi : 29/06/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Sun & Shadow -Molarià I-   Salı 26 Ocak 2010, 19:13

Gece tüm şehri kasıp kavuran havanın soğuk nefesi, şimdi yerini ilkbahar mevsiminden çalıntı bir gökyüzüne bırakmıştı. Güneş; günün yorgunluğuyla yavaş yavaş ekseninden çıkarken gözlerin gördüğü; turuncunun en tarifsiz tonuydu belki de. Kızılın en güzeli. Demirden kulenin tüm ihtişamıyla yükseldiği bu şehir, kaderimde en özel yeri fazlasıyla hakederek alıyordu şüphesiz. Arnavut kaldırımlı sokakta, ne hemen yanımda metrelerce uzanan duvarı süsleyen menekşeler ne de görkemli duvarın karşısındaki kafelerde oturup hoş bir pazar dileyen insanlar anlatabilirdi bu manzarayı. Kızılın ve sarının en muhteşem tonlarının koyun koyuna yattığı maviliğe hasret bir gökyüzü görüyordum. Metalik renkte duvarlar ve kaldırımlarla işlenmiş dar ve huzur dolu bir yolun; mor menekşelerle ve beyaz papatyalarla taçlandırıldığını da. Güneş' in tüm endamını ve tutkusunu üstümüze bırakarak, yüzümden günlerdir eksilmeyen gülümsemeyi parlatışını da. Hepsi geçiyordu uzun süredir mutluluğa hasret açılıp kapanan gözlerimin önünden. -Evet, yalnız alınmış hiçbir nefes yetmezdi burayı tarif etmeye. Oysa ben anlatabiliyordum. Boya fırçalarının her bir telinin farklı farklı boyadığı bir dünyadan, ne kadar derine inerseniz inin boğulmadığınız tek solukluk bir denizden, kana kana içilmiş nadide bir kırmızı şaraptan bahsediyordum ben. Gece' ye has kristallikten parçalar taşıyan gökkuşağının her renginden boyadığım bir gökyüzünden. Tarif etmeye yetmezdi işte tek nefeste söylenmiş hiçbir söz. Yalnız uyanmış hiçbir beden tarif edemezdi gördüğüm yeri, göğü. -Yalnızca biri vardı. Dünya beni binlerce parçaya bölmeyi planlarken ve o an bile ben O' nu istediğimi haykırırken, yalnızca bir kişi anlayabilirdi neyi tarif ettiğimi. Gözlerimiz farklı yerlere bakıyor olsa da; yalnızca tek bir kişi kasvetli ve rutubetli bir mağarada olsa dahi gözkapakları kapandığında bu manzarayı seçebilirdi. O... Yalnızca O...
Topuklu ayakkabılarımın Hogwarts' ın duvarları arasında yankı bulmasına alışmışken, şimdi duyduğum tek ses neşeli bir sokakta kayboluşumun basit çığlığıydı. Gün batımının eşsiz tonlarının bir araya gelişi yetmezmiş gibi; bir de onları şahlandıran şatafatlı dükkan vitrinleri ve yaldızlı-gümüşi tabelaları daha da göz alıyordu birbirlerine sarılınca. Etrafı delicesine süzerken, gözlerimin önünden gitmeyen tek manzara şüphesiz şu gökkuşağı vari gökyüzüydü. Neyi mi tarif ettim ben sabahtan beri? -Mutluluğu...
Her iki yanını da kafelerin ve önlerine yerleştirilmiş küçük ahşap masaların sardığı dar sokaktan sıyrıldı adımlarım. Keskin köşeyi döndüğüm anda, tramvay seslerinin gösterişli otomobillerin korna seslerine karışmasını dinlerken buldum kendimi. Şu an bana tatlı gelen bir koku vardı havada ve aslında insanları üşüttüğünü farkettiğim rüzgar; ilkbahar esintileri gibi okşuyordu tenimi. Haftasonunu Paris' te geçirmek. O' nunla. Paha biçilemeyecek duyguyu iliklerime kadar hissetmekle meşgulken, sabahtan beri gördüğüm vitrinlerin içinde en ihtişamlı olanı çarptı gözüme. -Elbette basit bir dükkan diyebilirdiniz ama benim için binbir çeşit tüllerin binbir çeşit korseyi sardığı upuzun duvaklı gelinlikler çoktan tahta oturmuş sayılırdı. Kesinlikle özen göstererek seçtiğim deri bir tayt ve üzerine uydurduğum muggle işi kareli bir tunik vardı üstümde. Havaya inat kısa bir mont ve uyumlu bir şal almıştım boynuma. Adım gibi biliyordum, beni şu an öğrencilerimden biri görürse; verebileceği tepkiyi. Sabun köpüğündenmiş gibi uçup giden tüm düşünceler, yerini vitrinin tam ortasına yerleştirilmiş tarifi imkansız güzellikteki gelinliğe bıraktı. Straplez bir yakası fakat, tüm sırtı açıkta bırakan derin bir dekoltesi vardı. Mankenin plastik vücudunu tamamiyle sarmış, bembeyaz işlemeli tüllerin cezbediciliğini bir yana attıran ise; şüphesiz gelinliğe el değmemiş bir saflık katan diğer yarısı; eteğiydi. Gelinlik denen şeyin beni asla bu kadar çekeceğini tahmin bile edemezken ben, bileğimdeki altın saate kaydı gözüm. Onsekiz kırkbeş. Gözlerim şaşkınlıkla fal taşı gibi açılırken, dükkanın adını nanosalisesinde aklıma kazıdım ve onsekiz otuzda olmam gereken mekana doğru adımlarımı hızlandırdım. -Evet, onu bekletmiştim. Bekleyebilirdi. Tanrım! Burada ciddi bir sebepten ötürü oyalanıyordum. Bay Allison beni saatlerce beklese de, sabahtan beri yorgunluğumla aynı kefeye konacak kadar büyük bir işlev görmüş sayılmazdı. Sokakta fazlasıyla seri adımlarımla ilerlerken, metrelerce ötede gözüme çarpmıştı bile kusursuz şıklıkta parlayan mekan. -Evet, gerçekten de öyleydi. Paris' in yalnızca parıldayan sapsarı ve kırmızı tonlamalı göz alıcı sokağında, mavinin ve beyazın en derin tonları taşıyan bir kafeydi burası. Endroha. Liliane' la uzun zaman önce yine Paris' de karşılaşmıştık, hala dün gibi hatırlarım. Ayırttığım elbiseyi almak için kısa bir tartışmaya tutuşmuştuk işin aslı ve inanın hala kabullenmiyor o elbiseyi benim hakettiğimi. -Netice? Elbise hala dolabımda durur. O gün anlatmıştı işte bana Endroha' nın hikayesini. Bu beyaz ahşaptan duvarların arasına sıkışmış tüller, el değmemiş camlar, boncuklar ve şamdanlar; senelerce yerinde kalsa dahi eskimezdi. Kırılmazdı, bozulmazdı. Endroha; uyuyan duvarlarla koyun koyuna yatan bir hazineydi. Kendini yenileyen beyaz bir kuğu gibiydi...
Tüm bedenimin külfetini üzerine bindirdiğim topuklarım, Endroha' nın kapısını aralarken hissettiriyordu bana yorgunluklarını. Yüzümü buruşturup, belli etmek istemezmişçesine çantamı omzumdan düşmek üzereyken düzelttim ve güzel havanın Liliane' ın çiçekleriyle dolmuş eşsiz bahçesinin kokusunu burnuma getirişiyle Froid' den bir masa kestirdim. Nly' nin içeriden sesi yükselirken dostuma merhaba demeden geçmek şüphesiz yapabileceğim en alçak kabalık olurdu. Akşam üstü dışarıdaki tüm masalar hemen hemen doluyken, içerisi sessiz ve sakindi. Tek tük dolu bir kaç masa; sahibeyi kucaklamamam için bir sebep değildi. Ayaküstü bir sohbetin ve özlenmişliğin yükü; Liliane' ı servis için çağıran müşteriyi engelleyemedi. O' na nasılsa burada olduğumu mırıldanıp, Endroha' nın tülden kapısını çektim ve dış kısımda, pencerenin yanında bir masaya oturdum. Çantamı deriden kocaman koltukvâri sandalyeye atarken, bacak bacak üstüne atıp sarı kalın kapaklı eski parşömenden defterimi çıkardım. Paris gibi bir şehirde muggle usulü giyinmişseniz -bu cübbeden uzak oluş demektir millet- defterinize de tüy kalemi çıkarıp yazmanın ancak bu kadar abes kaçabileceğini düşündüğümden, sabahın erken saatlerinde bir kitapçıdan eski bir dolma kalem almıştım. Siyah dolma kalemi tutarak zar zor yazmaya çalışırken içimden Artis' e de muggle usulü giyinmesini tembihlemiş olduğuma şükrettim. Bay Allison beni bekletmeye devam ederken, yalnızca yirmiüç ya da yirmidört parşömen uzunluğunda yapılacak listemi görme süresinin doğru orantılı olmasına da seviniyordum birnevi. Tepkisini adım gibi bildiğim halde görmezden gelerek, alt dudağımı ısırdım ve listeme göz atmaya devam ettim.
Ahh, Tanrım!
O kadar çok yapmam gereken vardı ki; daha doğrusu yapmamız. Şimdiden o teklife 'hayır' demenin ne kadar basit bir yola kaçmak olacağını geçiriyordum aklımdan. -Tamam, onu deli gibi seviyor olmam vazgeçmeyeceğim gerçeğini değiştirmezdi.
`Ah, desenli gelinlik tülleri alınacak ve beyaz sandalyeler de.` Kocaman bir çizik. `Bunun burada ne işi var? Çoktan şamdanları ayarladım ben. Tanrım!` Kocaman bir çizik. `Bay Allison' ın damatlığı. Hah, onu da ben halletmeyeceğim herhalde.` Kısa bir homurtu. `Şu an neredeyse bir an önce gelip engin fikirlerini sunsa..` Kocaman bir çizik. `Oh, olamaz davetiyeler. Tamamiyle unuttum.` deyişimin ardından yanına tırnak açıp not düşüşüm; `Kesinlikle beyaz ya da bulut mavi tonlarında olmalı, yok yok hayır. Lavanta olabilir, ahh ya da düğündeki orkidelerin renginde.` Kalemi çeneme vururken, kafam iyice karışmıştı ve kesinlikle allak bullak olmuştum. Listemin daha onuncu satırına gelmeden en rahat üstünü çizdiğim şey ise şüphesiz gelinlikti. `Gelinlik mi? Sorun mu ki?` Omzumu silktim ve kocaman bir çizik daha. Sarı saçlarımı diğer yana savurmuş, defterime gömülmüşken omuzlarımı saran iki güçlü eli hissedişim yerimden sıçrattı beni. İşte, sevgilim karşımdaydı. Yüzüme yayılan kocaman bir gülümsemeyle arkamı döndüm ve O' nun boynuna sarılıp yanağına bir öpücük kondurdum. Artis sonunda teşrif etmişti fakat ben; sanki sabahtan beri beklediğim O değilmiş gibi son hızla yerime oturup notlar tutmaya devam ettim. O karşımdaki koltuğa oturup benden birşeyler bekler gözle bakınca başımı kaldırdım. Alt dudağımı kemirirken O' na Ne-Bekliyorsun-Ki bakışımı atarcasına tek kaşımı kaldırdım. Hiçbir şey anlamamış yakışıklı yüze kıyamadığımı düşünecek durumda bile değildim, bu garantiydi. Dolma kalemimin başını deftere vururken, sesimi ve bedenimi kaplayan stresi kontrol edemediğimi farkettim. `Efendim? Ahh, özür dilerim bayım fakat kesinlikle geç kaldınız.` diyerek kolumdaki saate vurdum. Nefes bile almadan devam ettim. `İnanabiliyor musun? Şu anda ne davetiyeler, ne mekan, ne süsler ne de damatlığın hazır. Hiçbir şey olması gerektiği gibi gitmiyor.` Konuşmak için ağzını açar gibi olunca elimle onu susturdum. `Bay Allison sakın bana 'Ama-Herşey-Yolunda' falan demeye kalkışmayın, ki öyle değil. Biliyorum mükemmelliyetçi olabilirim, belki fazla da abartıyorum ama ben..`
Nihayetinde susman için elini kaldırışıyla sustum ve sabahtan beri sözcükleri haykırmaktan alamadığım o derin nefesi aldım ve boş ifademin yerini omzularımı düşürmek ve O' nun anlayışlı sesini dinlemek aldı.

_________________

...Ve sonsuza uzandı umutlarım, sen varken.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Artis Allison
Müdür Yrd. & Gryffindor Bina Sorumlusu & Bitki Bilim Profesörü
 Müdür Yrd. & Gryffindor Bina Sorumlusu & Bitki Bilim Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 812
Yaş : 24
Nerden : Hogwarts
Rp Düzeyi : Muazzam
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Ağır Yürek
Rp Yaşı : 24
Patronus : Anka Kuşu
Rp Sevgilisi : Sonsuza Kadar; Sunset ♥️
Özel Yetenek : . Metamorfmagus
Kayıt Tarihi : 15/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Sun & Shadow -Molarià I-   Salı 26 Ocak 2010, 23:08

Paris Sokakları...

Muggleların en sevdiği şehir,gözde mekan.Büyücü dünyasının en kalabalık aileleri orada,ben ise bugün bu şehirde sevdiğim kadınla buluşacaktım.Evlilik öncesi son hazırlıklarımızı yapıyorduk ve bunları yaparken Sunset'in ne kadar çok şey isteyeceğini elbet kafamda şöyle bir düşünüyordum.Sabahtan beri önünden geçtiğim belki bilmem kaçıncı mağazada kendime yakışacak bir damatlık arıyordum,gerçekten bizim düğünümüz mükemmel olmalıydı,tüm büyücü dünyası,basın,okul üyeleri orda olacaklardı,bu yüzden oldukça şık görünmeliydi,basının yakından takip ettiği insanlardan biriydiler,bu nedenle kendilerine dikkat etmeliydiler.Evlilik öncesi son hazırlık!! Sunset'in bu hazırlıkları kim bilir kaç sayfaydı,bunu tahmin bile etmek istemiyordum.Aslında herşeyin bir aceleye gelmiş olacağını düşündüm fakat daha sonra Sunset'le evlenip onunla mutlu bir aile tablosu çizeceğimiz düşüncesi aklımda canlandı,bu nedenle verdiğim teklifden asla geriye dönme gibi bir ihtimal yoktu,olamazdı da zaten.Paris sokaklarında öylece yürüyordum,akşama doğru Sunset ile buluşacaktım fakat buluşmadan kendime güzel,yakışacak bir damatlık arıyordum. Her ne kadar alışveriş yapmaktan bıksamda en azından Sunset ile gelip burada uzun uzun alışveriş yapmadığım içinde hayli bir mutluydum.Kadınların böylesine alışveriş tutkunu olması gerçekten çok şaşırtıcıydı,kendilerine yeni bir şey aldıklarında ne oluyordu ki önemli olan alışveriş yaparken kendisine yakışacak giysileri almalılardı,Sunset bunun dışındaydı tabiki.O ne giyse üstüne yakışıyordu ve her zamanda beni büyülemeyi başarıyordu.Sokaklarda yürümeye devam ederken cafelere şöyle bir göz attım,Sunset hangi cafedeydi acaba? Adımlarımı normal düzeyde tutarken birden yaşlı bir kadının yere doğru düşeceğini farkettim ve hızla koşarak yaşlı kadına yardımcı oldum,dediğine göre romatizmaları varmış,ayaklarımı kesik kesik oluyormuş,ben bu romatizma denen şeyden her ne kadar anlamasamda dediğin şeyin bir çözümü mutlaka bizim tarafta vardır diye düşünüyordum.Kadının düşmesini engelledikten sonra '' Önemli bir şeyiniz yoktur umarım.'' dedim,bu arada kadın bana ters bir bakış attı,acaba bu romatizma denilen şey kötü müydü,kendimi sarsaklamış bir biçimde gördükten sonra tekrar olduğum yerden doğruldum ve kadına gülümseyerek '' Sihirli Günler.'' dedim,o anda gözlerim birden fal taşı gibi açıldı,nerdeyse gözlerim yerinden çıkacaktı,hızla arkamı dönerek konuşmaya başladım.Kadına doğru bakarak '' İyi Günler.'' dedim ve arkamı dönerek yürümeye devam ettim, kadının bir an benim hakkımda deli olduğunu düşüneceğini aklımdan geçti ve gülmeye başladım.Gülerkende yaşlı kadının sihirli günler derken ki yüzünün görünüşünü gözlerimin önüne getirdim ve dahada gülmeye başladım.Ardından tekrar kendime gelerek sokakta yürümeye devam ettim yalnız bu olayı unutacağımı sanmıyordum kadının yüzü gerçekten komikti,okula döndüğümüzde bunu arkadaşlara anlatmalıydım,fakat bunlardan daha önce hala kendime bir damatlık bulamamıştım,belki damatlığımı Sunset'le seçmeliydim fakat onun o uzun süren alışverişlerine katılmak istemiyordum,gerçekten çok sıkıyordu beni.Alışveriş yapmayı hiç sevmiyordum,bana göre değildi,ben halimden memnundum ama kendime bir an önce bir damatlık almalıydım,almazsam Sunset beni parçalardı,zaten onun işide başından aşkındı.Düğün hazırlıkları,tasarım,davetiyeler,gelinlik herşeyin onun üstündeydi fakat ben işleri bilerek onun üstüne vermiştim,çünkü zevkine güveniyordum,rüyalarındaki o düğünü yapmasını istiyordum,her şey istediği gibi olmalıydı,benim düşüncelerimde her ne kadar onun için değerli olsada ben Sunset'in yaptıklarından düşüncelerinden oldukça memnundum, o her şeyin en ince ayrıntısına kadar düşünürdü,bu nedenle kendimi bu konuda o kadar çok sıkmak istemedim.Buluşmalarına epey bir zaman vardı,bu yüzden şehrin tadını biraz daha çıkartmalıydım,kim bilir Sunset kaç sayfa liste çıkarmıştı, düşünemiyordum.Kendimi esen rüzgara doğru bıraktım,içime tertemiz oksijen havası doluyordu,ciğerlerim adeta bayram ediyor,kanım ise içimdeki o pis kanı dışarı atıyordu.Sokakta yürürken bir yandan o tertemiz havaya içime çekiyor bir yandan da mağazaların en önlerinde duran damatlığa benzeyen takım kıyafetlere bakıyordum.Uzun bir süre dolaştıktan sonra saatime baktım ve Sunset'le buluşacağımız yere geç kalmıştım. Hızla olduğum yerden uzaklaşarak Sunset'le buluşacağımız yer olan Café L' Endroha doğru yola çıktım.Her ne kadar oraya uzakta olmasamda büyücülerin kullandığı hızlı otobüse bindim ve üç saniye içinde oraya vardım.Sunset, cafenin dış kısmında olan bir masaya oturmuş elindeki kalem bir kağıda habire bir şey yazıyordu,kağıt mı demiştim pardon,kağıtlar hatta listeler. Artis ağzını biraz büküp Sunset'e doğru ilerlerken cafenin ne kadar kalabalık olduğu farketti,Romada gerçekten bu kadar çok insan yaşıyor muydu ya?Şaşkınlık içerisinde cafeye doğru ilerlerken Sunset'in beni görmediğinden farkındaydım çünkü Sunset'in şuan tam arkasındaydım,iki elimi onun omuzlarına yerleştirdikten sonra Sunset hızla yerinden sıçradı,sanırım baya bir heyecanlanmıştı.Daha sonra bana sarılıp yanağıma bir öpücük kondurdu ve ardından tekrar önünde duran listelerin içine gömüldü.Ben şaşkınlık içerisinde Sunset'e bakarken bu hal ve davranıştan hiçde hoşnut olmamıştım,bu da neydi böyle,sevgilisi mi gelmişti,yoksa bir akrabası mı?Bence bunu böyle yapan şu kahrolası hazırlıklardı,Sunset'in kafasını oldukça karıştırmıştı,herşeyi Sunset hazırlıyordu,ben ise yalnızca bunları gözlemlemekle yetiniyordum,şahsen kendimden oldukça memnundum,hazırlıkları,renkleri ve daha bir çok ayrıntıyla pek bir ilgim olmazdı,bu nedenle bu hazırlıkları pekte bilmezdim,o yüzden kenarda durup etrafı izlemek göze daha hoş geliyordu. Ben olduğum yerden ayrılıp Sunset'in karşısına geçtikten sonra yavaşça sandalyeye oturdum ve Sunset'e bir şey diyecektim ama o çoktan işlere gömülmüştü bile.Kısa bir süre sonra kafasını kaldırdı,ben Sunset'e bakmaya devam ediyordum. Sonunda konuşmaya başlamıştı,bir an hiç konuşmayacak gibime geliyordu.O konuşmaya başlarken bende büyük beğeni içerisinde onu dinliyordum.

`Efendim? Ahh, özür dilerim bayım fakat kesinlikle geç kaldınız.` Evet geç kalmıştım,lanet olsun şu zaman ne çabukta geçiyordu,sanki biraz daha yavaş geçemez miydi.Sunset konuşmaya devam ederken nerdeyse bir nefes dahi almamıştı, bir an boğazının kuruyup öksürceğini zannettim ama söylediği cümle o kadar uzun bir şey değildi.`İnanabiliyor musun? Şu anda ne davetiyeler, ne mekan, ne süsler ne de damatlığın hazır. Hiçbir şey olması gerektiği gibi gitmiyor.` Bu listelerin bu kadar çok kabarık olmasının en temel sebepleri de bu söyledikleriydi,kendisini bu kadar çok sıkmaması gerektiğini ve herşeyin şuan yolunda olduğunu söyleyecekken birden Sunset, elini ağzıma doğru getirdi ve konuşmamı engelledi ve ardından kendisi konuşmaya devam etti.`Bay Allison sakın bana 'Ama-Herşey-Yolunda' falan demeye kalkışmayın, ki öyle değil. Biliyorum mükemmelliyetçi olabilirim, belki fazla da abartıyorum ama ben..` Aslında bir yandan ona hak vermiş gibiydim,o kadar iş güç arasında düğünümüzün mükemmel olması çalışıyordu ve bende elimden geldiğince ona yardım ediyordum. Sunset'in bu kadar herşeyi ayrı ayrıntısına düşünmesi gerçekten çok güzeldi.Sunset mutlu olunca bende mutlu oluyordum,onun mutluluğu herşeye değerdi,ne istiyorsa o yapılacaktı,bütün düzenlemeler Sunset'e aitti,çünkü herşey istediği gibi olucaktı,o rüyalarında süslediği düğünler gibi olucaktı.Abartmak! Kesinlikle abartmıyordu,yalnızca kendisini çok bunaltıyordu,aslında şuan içinde bulunduğu durum tabiki onu da sıkıyordu normalcen.Düğünün yapılmasına az bir vakit kalmıştı ve biz daha henüz bir şey hazırlamamıştık. Basına, bakanlığa,okula ve öğrencilerinin ailelerine davetiyeler gönderilcekti.Bir sürü iş vardı,düğünün yapılacak olan yeri, orada yapılacak olan tasarımlar,süsler,kurdaleler,çiçekler ve daha bir çok malzemeler... Ben yinede Sunset'in bu kadar çok üstüne gitmek istemiyordum,bu nedenle sevgilimi biraz hafifletmek için konuşmaya başladım.

''Abartmıyorsun sevgilim,herşey istediğin gibi olucak, rüyalarında nasıl bir düğün hayal ettiysen aynen öyle olucak. Ben sana herşeyimle güveniyorum,sen her zaman
herşeyin en güzeli ve en kusursuzunu yaparsın.Yalnız kendini çok fazla yorma sonra kendine bir şey olucak.Tamam mı kendine dikkat et? Bu arada günün nasıl geçti canım? '' dedim ve azda olsa Sunset'i rahatlatabilmiştim, onun bu kadar yorulması ve herşeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmesi gerçekten mükemmeldi.Sevgilimle gurur duyuyordum,o gerçekten bambaşkaydı.Onunla evleneceğim için çok mutluydum,çokkk...

_________________





En son Artis Allison tarafından C.tesi 30 Ocak 2010, 16:56 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sunset Iona Allison
Muggle Bilimleri Profesörü
Muggle Bilimleri Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 173
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Aydınlık*
Kan Durumu : Safkan
Asa : Kusursuz Tanrıça
Rp Yaşı : 23
Patronus : Norwegian Forest
Rp Sevgilisi : Sonsuzum; AA*
Kayıt Tarihi : 29/06/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Sun & Shadow -Molarià I-   Çarş. 27 Ocak 2010, 02:07

Sanki nefesimin son kırıntılarına dek kullanıyormuşum gibi, göğüs kafesim sıkışana ve dolayısıyla bir müddet sonra sesim kendiliğinden kesilene dek gevelememin ardından, kulak kabartıp yalnızca O' nu dinlemenin hoş ve nahoş etkilerini hissedebiliyordum. Pencerenin hemen önünde duran küçük, yuvarlak beyaz akşaptan bir masada oturan deli bir muggle kadın ve onun karşısında şaşkınlıkla dikilmiş bir adam gibi görünüyorduk beki de uzaktan; fakat bunun şu an için pek umur sınırlarım dahilinde yer aldığını sanmıyordum. Artis' in anlayışlı sesinin gülümseyen yüzüyle aydınlanışını seyretmek bile, telaş ve heyacanla harmanlanmış kalbimin kıyısını köşesini rahatlatmaya yetiyordu. O' nu sevme nedeni bir.
Bana söylediği her sözcük 'sevgilim', 'aşkım' ya da daha nicesi sevgi sözcüklerinden bahsetmiyorum oysa; ayrım yapılmadan tarafımdan algılanmış her sözcük hazineydi benim için. Değerliydi. Anılarımdan yaptırdığım küçük meşeden sandığımın baş köşesinde duran O' nun resmiydi oysa ki. İçini dolduran da O' ydu. Asla aşık olamayacak bu kadında, kendine hayran bırakıp göz açıp kapama sebebi haline gelen, yanında nefes alırken bile incinmesinden korkar hale gelme nedeniydi bu. Varlığı kusursuzdu. O' nu sevme nedeni iki.
Çenemi avucumun içine yerleştirmiş tüm sinir ve strese rağmen, gözlerim neredeyse ağlamamak için yaşlarla dolmuşken O' nu dinliyordum. Beni anlıyordu. -Evet, ben demiştim demeyi seviyordum. Beni anlayan yalnızca O'ydu. Sun dediğin; çocukluğundan beri giyeceği gelinliğin ya da yapacağı düğünün hayallerini kuran bir kız olmamıştı asla. Aşka inanan sevgi baloncuğu bir genç kız olmamak için çok emek sarfetmişti, doğruydu. Ama Hogwarts' a atanışım ve daha ilk günümde akşam yemeğinde O' nunla gözgöze gelişim, fazlasıyla yeterli bir sebepti bildiğim Sun' ın metamorfoz geçirmesine. O' nun, hayatınızda görebileceğiniz en güzel maviden gözlerine dalmışken, derinlerinde yalnızca safir bir anlayış bulabilirdiniz. Safirden gözler... Ne yaparsanız yapın sizi anlayan ve herşeye rağmen güveneceğiniz bir nefes. O' nu sevme sebebi üç.
O çoktan sustuğunda, her zamanki gibi masanın ortasında yumruk yaptığı ellerini saran ellerimi farkettim. Anlayışı, sevgisi, yapış yapış olmayan bir aşkı oluşu... O' nu sevme sebeplerim aklımdaki yarı isterik konuşmada yerlerini alırken, artık susman gerektiği de aşikârdı. Çenem hala avucumdaydı ve boşta kalan elim, O' nun kocaman ellerini sarmaya çalışıyordu. Elleri soğuktu, en azından benimkilere göre. Safir gözlerine bakıp, kendimi kaybedip daha da derinlerine ve daha da içine işlemeyi kafama koymuşken; sabahtan beri boğaz patlattığı herşey boşa gitmişçesine aklıma gelen şeyle yerimden sıçradım. Hemen ellerimi çözdüm ve sağ yanımda kalan boş koltuktaki çantamı karıştırmaya başladım. Ben deli gibi çantamda birşeyler ararken Artis' in şaşkın bakışlarını üzerimde hissediyordum. Sarı buklelerim kafamı eğdiğimden gözümün önüne düşmüştü ve Artis' e bir açıklama yaparken, sol bileğimin tersiyle onları diğer tarafa savurdum.

`Bunu gerçekten unuttuğuma inanamıyorum. Duysa beni öldürür biliyor musun?` Derin bir iç çekiş. `Merlin aşkına! Bunu sana söylememiş olduğuma inanamıyorum.` derken hala çantamda birşeyler arıyordum. O' nun beni zerre anlamadığından ve konuşmak için ara kolladığından emindim ama nefes alma ihtiyacı bugün duymadığım için bu pek mümkün olmadı. `Üzgünüm hayatım, ama gerçekten... Ha günüm. İyidi evet, evet. Tabi yorgunum, ama iyiy..` dedim ve tam o anda zaferle çantadan not defterimin içindeki kağıdı söküp çıkardım. Başımı kaldırıp tekrar O' na dönerken kağıdı masaya koyup işaret parmağımla O' na doğru ittim. Gülümser ifademi de takınarak haberdar etmeliydim artık onu. `Diana, evleniyor!`
Davetiyeyi okuşuyuşunun ardından yüzüne yayılan gülümseme ve benim kahkahamın eşliğinde yine birşeyler söylemeye başlamıştı ama kısa ve tebrik tarzı bir konuşma içerdiğinden benim söyleyeceklerime kıyasla, önemi zayıftı. Her ne kadar iki dudağının arasındaki her söz zilyonlarca yıl aklımda kalacak olsa da. -Evet, en yakın dostlarımdan biri evleniyordu ve ben bencilliğimin omuzlarına yıktığım tüm yükü; O' na yardım edemeyişim ve ne gelinliği ne de hazırlıkları konusunda bir katkıda bulunamayışıma ödetiyordum. Kendi sorunlarımla o kadar meşguldüm ki; Diana' yı böyle bir zamanda aksatmak isteyeceğim son şeydi halbuki. Tenefüslerde ve yemek saatlerinde, boş zamanlarımın en kadim ortağı olan bu kadını iyi tanırım. Uzun yıllardır içinde tutuşan anne olma isteği bir yana, sonunda gerçek* bir aşk bulmuş olması bir yana; gülümsememin tek sebebi mutlu oluşuydu. O kadar çabuk tanışmışlar ve o kadar çabuk evlenme kararı almışlardı ki, -ve bizim aylardır yapamadığımız hazırlıkları günlerde tamamlayışları da vardı- hayran olmamak imkansızdı. Benim hazır olmayan gelinliğim, süslerim, davetiyelerim ve dolayısıyla davetlilerim varken; Artis' in makara konusu olan 'aynı gün bebek sahibi olma olayı'nın olasılığı düşüyordu dolayısıyla. Aklımdan nanosaniyede geçen düşüncelerle yine konuşmaya başlamıştım. O' nun sözünü keserek;
`Merlin aşkına. Artis düğün hazırlıklarına dalıp, onu o kadar aksattım ki...` dedim yavaşça. Sağ elimi masaya vurup homurdandım. `Kendimden utanıyorum. Hazırlıklarına bile yardımcı olamadım doğru dürüst.` dedim daha buruk bir ses tonuyla. Ama hemen ardından birşey olmamış gibi yine parladım. `Peki ne olsa beğenirsin, bari bir işe yarasa. Hiçbir şey hazır değil. Gelinliğim yok, damatlığın yok. İşlemeli tüller bulmalıyım, ahşap sandalyeler bakmalıyım. Daha mekan bile hazır değil. Davetiyeler, çiçekler. Makyaj ve saçı hesaba dahi katmıyorum.` dedim bir çırpıda. Bu denli uğraşımın tek sebebi kusursuz bir düğün istemem değildi. Bize yakışır olması ve basından, okuldan, bakanlıktan onca insanın gelecek olmasının dışında; üzerime binecek sorumluluktan çekiniyordum. Artis' in ailesinden, kuzenlerinden, yeğenlerinden ve aile büyüklerinden. Hogwarts' da zaten sayısız yeğeni, kuzeni yada kan bağı olduğu öğrencilerim vardı, her ne kadar güleryüz kapasitem hepsi için geçerli olsa da. Basın-Yayın mı dedi biri? Tanrım, zaten hemen hemen orada da hükümleri geçiyordu. Jared ve Agnes' ın yapılması olası düğünü de aklımda kenara kıyıya köşeye bir yere not edişimde buradan çıkıyor zaten. Bakanlık... Tek kelime bile edesi yok iç sesimin bu hususta. Allison' ları bakanlıkta görmemek için ya ultra miyopsunuzdur ya da kör. Onlarca evlenen arkadaşım olmuştu belki, hepsinin evlilik arifesi dedikleri uzunca zaman diliminde yaşadıkları saçma korku; benim asla yanından geçmeyeceğim bir duyguydu oysa. Lâyık olmak ve lâyık olmaya çalışmak... Bir numaralı korku; Allison' lara katılmak... Fazlasıyla dudak uçuklatıcı mı geldi?

_________________

...Ve sonsuza uzandı umutlarım, sen varken.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Artis Allison
Müdür Yrd. & Gryffindor Bina Sorumlusu & Bitki Bilim Profesörü
 Müdür Yrd. & Gryffindor Bina Sorumlusu & Bitki Bilim Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 812
Yaş : 24
Nerden : Hogwarts
Rp Düzeyi : Muazzam
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Ağır Yürek
Rp Yaşı : 24
Patronus : Anka Kuşu
Rp Sevgilisi : Sonsuza Kadar; Sunset ♥️
Özel Yetenek : . Metamorfmagus
Kayıt Tarihi : 15/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Sun & Shadow -Molarià I-   Çarş. 27 Ocak 2010, 16:41

Dediklerime karşılık henüz bir cevap alamamıştım,Sunset halinden hayli bir memnun gözüküyor gibiydi.Ben ise onun konuşmasını bekliyordum, günü nasıl geçmişti? Sunset çantasının içinde bir şeyler karıştırıyordu,sanki çantasının içinden bir şey çıkartıp bana gösterecekti.Ben anlamsız bakışlarla Sunset'e doğru bakmaya devam ederken birden üstümüze hafif bir rüzgarın estiğini farkettim,rüzgar beni o kadar çok rahatlatmıştı ki üzerimdeki tüm yük biranda uçuvermişti,kendimi rahatlamış gibi hissediyordum.Sunset çantasını karıştırmaya devam ederken sonunda konuşmaya başlamıştı,gününün iyi geçtiğini fakat biraz yorgun olduğu söylemişti,ben ona baştan demiştim, kendini bu kadar yorma canım,herşey zamanla yerine oturur,aslında her ne kadar içimden böyle desemde yaklaşmakta olan düğün yüzünden ağzım kapalı bir şekilde hiç bir şey söyleyemiyordum,diyecek bir şey yoktu çünkü,mutlaka yorulacaktık ve ben tüm yükü Sunset'in üzerine yıkmak istemiyordum,onun yorulmasını istemiyordum.Sunset'te bu arada çantasından istediği şeyi bulmuş ve önüme bir düğün davetiyesi çıkarmıştı,kendimce bu düğün davetiyesi kimin diye düşünüyordum,ayrıca bu sene amma çok kişi evlenmişti,hepsi bu seneye mi bekliyordu,vay canına... Düğün davetiyesi Diana'nındı,benim en sevdiğim arkadaşım,evleniyordu.Eskiden ne kadar da çok konuşurduk,okula gelirken ne kadar endamlı bir şekilde yürüyordu,herkes onu bakanlıkta çalışan bir kişi olarak görmüştü fakat daha sonra profesör olduğu öğrenilmişti,gerçekten büyük skandaldı.Ayrıca benim sihir tarihini sevmemin en önemli nedenlerinden biride ; aramızdaki o eski konuşmalar,ve tarih.Sohbetlerine gerçekten doyum olmazdı,zaman içerisinde onunla abla,kardeş gibi olduk.Şimdi evleniyordu demek,ne mutluydu ona,bu mutlu günlerini bizde tabiki onlarla paylaşacaktık,sözün kısası tabiki o düğüne gidicektik.Fakat başımızdan bir sürü iş vardı,hazırlanması gereken bir çok şey,düğün yaklaşıyordu fakat daha düğün olacağından öyle çok bir kimsenin haberi yoktu,yalnızca yakın olduğumuz arkadaşlarımız bunu biliyordu,ne davetiyeler hazırlanmıştı,ne de mekan.Aslında herşeyi de geç Artis'in en çok istediği şey Sunset'ten bir bebek sahibi olmaktı,baba olmaktı.Aynı günden bebek sahibi olmak gerçekten çok güzel olurdu fakat Sunset bu konu ne düşünüyordu,onun düşünceleri tabiki Artis için çok önemliydi,eğer o da bu bebeğin olmasını isterse akşam gerçekten çok güzel geçicekti,içimden gülüyordum fakat bunu Sunset'e şuanda şu dakikada göstermek istemedim sonra bana başımızda bu kadar iş varken sen nasıl gülüyorsun diye bir tavır takınır sonra ben yine Sunset'i yumuşatmaya çalışırdım,aslında böyle özelliği yoktu ama ben olasılık ihtimaline karşılık bunu göstermemeye çalıştım.Sunset'e doğru bakıyordum,aşık olduğum kadına,ne kadar güzeldi,adeta beni büyülüyordu.Sanki olağanüstü bir büyünün etkisinde kalmıştım,o büyüye kapılıp yola devam ediyordum,ne kadar mutlu ve huzurlu bir yoldu,hiç bir şey olumsuz gitmiyordu,her yerde farklı bir renk vardı,herşey olağanüstüydü,huzurlu bir yaşam bizi bekliyordu ve bugünlerin gelmesine de pek bir zaman kalmamıştı.Uzun bir süre Sunset'e baktım,ardından tam konuşmaya başlayacakken Sunset sözümü kesti ve o ince sesiyle konuşmaya başladı.Ses telleri bile etkiliyordu,dudaklarını kıpırdatışı,sesi,yüzü gerçekten beni çok farklı ve anlatılmaz bir duyguya doğru sürüklüyordu,bana gerçekten ne oluyordu,sanki kendimi havada uçan bir kuş gibi hissediyordum.Sunset hala yapılması gereken işleri söylüyordu,bunalmış bir şekilde Sunset'e bakıyordum,önünde duran listelere baktığımda gözlerimin ne kadar büyüdüğünü farkettim nerdeyse yerlerinden çıkacaktı,o kadar çok şeyi de nerden çıkarmıştı,o sayfaların en az on - onbeş sayfa olduğuna yemin bile edebilirdim.Konuşmalarında ; Diana'yı ne kadar çok aksattığını,hazırlıklarına bile yardımcı olamadığını ve bundan dolayı da kendinden ne kadar çok utandığını söylüyordu,bence gereksiz bir utanmaydı bu bizim oldukça işimiz vardı,bizimde düğün tarihimiz yaklaşıyordu ve yapılması gereken bir çok iş vardı.Zaten Diana işinin karışılmasından hiç hoşlanmazdı,o herşeyin istediği gibi olmasını istiyordu,bu biraz kendi adıma bir konuşmaydı fakat Sunset için aynı şeyi söyleyemezdim,en yakın dostlarından biriydi,yardım etmeliydi tabiki fakat kendisinin düğününe de pek bir zaman kalmamıştı,bu nedenle kendi düğünümüzle ilgilenmeliydik,neyseki düğün için hazırlıklar yapılmış olmalıydı davetiye şimdiden elimize gelmişti bile.Düşüncelere dalıp gitmişken Sunset tekrar konuşmaya başlamıştı ve bende gözlerimi direk olarak Sunset'e doğru çevirmiştim.

`Peki ne olsa beğenirsin, bari bir işe yarasa. Hiçbir şey hazır değil. Gelinliğim yok, damatlığın yok. İşlemeli tüller bulmalıyım, ahşap sandalyeler bakmalıyım. Daha mekan bile hazır değil. Davetiyeler, çiçekler. Makyaj ve saçı hesaba dahi katmıyorum.`

Demek listenin en kabarık yeri burasıydı ve bu dedikleride oldukça önemliydi.Asıl malzemeler bunlardı ve bunların altında da oldukça uzun bir sekme vardı.Sunset herşeyi en ince ayrıntısına kadar düşündüğü için listenin kabarık olması beni hiçte şaşırtmamıştı ama ilk görüşümde şok içerisine girmiştim,o da neydi öyle,alışveriş listesi gibi olmuştu,aslında bir şekil ona da benziyordu.Yalnız bu alışveriş bir ev için değil mutluluğunu herkesin önünde paylaşacak olan bir düğün yeri için yapılıyordu.Kendimce bu kadar işin bu kadar sürede nasıl tamamlanacağını düşünüyordum,damatlık kolaydı ben kendim bulurdum,gelinlik desen Sunset'in beğendiği yada özel yaptırmak istediği gelinliği bir çırpıda yaptırırdık,davetiyeler evet onlar baya bir zaman alacaktı,davetiyelerin şekilleri,tasarımları,yazıları,o davetiyeler yapıldıktan sonra uzun bir kişi listesi ve bunların gönderilcekleri yerler,uzun ve yorucu bir iş olacaktı doğrusu.Aslında Sunset'in bu kadar çok yorulmamasını istiyordum ama ne de olsa kadınların zevki daha bir farklıydı,onlar daha ince ve daha zarif düşünürlerdi.Romantik bir kişiydim,bu doğru fakat zevk bakımından kendime pekte güvenmezdim,bu konularda kadınlar daha da iyiydi,onların neyin ne kadar çok yakıştığını direk olarak yüzüne karşı söylerdi,fakat erkekler öyle miydi,kadının her giydiği giysiyi beğenirdi,neden peki? Çünkü kadınlar aldığı giysileri daha bir özenli ve daha bir zevkle seçerlerdi,bu yüzden giydikleri herşey onlara çok yakışırdı,örnek vericek olursam Sunset.Giydiği her giysiyle beni büyülüyordu,adeta harika bir kadındı,onunla evleneceğimden dolayı çok mutluydum ve ayrıca tabiki ondan bir bebek sahibi olmak.Gerçekten bir insanın en çok isteyebileceği şey bir bebek sahibi olmaktır,kendimce konuşmak gerekirse baba olmak,gerçekten muhteşem bir duygu olmalıydı,bu duyguyu hiç tatmamıştım.Fakat yakın zamanda bu duyguyu tadacağıma da emindim.Bebeğimiz olursa Sunset'de çok güzel bir anne olucaktı,biliyordum şuan bile kafamda düşünüyordum,kafasında mavi yada kırmızı bir kurdale,düşünmesi bile harikaydı,insanı daha bir başka yapıyordu,gerçekten o an ne yapardım,bilmiyorum...

'' Sokaklarda gezerken kendime bir kaç tane uygun damatlık buldum,fakat senin kararını da almadan bir şey yapmak istemedim.Gelinliği sorarsan bir çırpıda bitiririz biliyorsun,malum. '' dedi ve parmağını döndürerek ona büyücü olduğunu unutmamasını gerektiğini işaret etti.Ardından hızla konuşmasına devam ederek '' Evet,bu davetiyelerin bir an önce hazırlanması gerek,düğün gittikçe yaklaşıyor ve bir an önce davetiye konusunda bir karara varmalıyız.Sen gönderilcekler listesine çıkardın mı? Ben kafamda böyle... bir kaç davetiye şekli hazırladım ama, sen bu konularda benden daha iyisin yani zevkine güveniyorum. '' dedim.Benden daha zevkli düşüneceğini biliyordum,bu nedenle davetiye tasarımlarını beraber ayarlıyacaktık ama öncelik onun dedikleriydi.Düğünün ne kadarda çok yakınlaştığını şimdi daha da iyi anlıyordum.Artık bekarlığa son adımımı atıyordum,evlenicektim ve mutlu bir yuva kurucaktım...


_________________



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sunset Iona Allison
Muggle Bilimleri Profesörü
Muggle Bilimleri Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 173
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Aydınlık*
Kan Durumu : Safkan
Asa : Kusursuz Tanrıça
Rp Yaşı : 23
Patronus : Norwegian Forest
Rp Sevgilisi : Sonsuzum; AA*
Kayıt Tarihi : 29/06/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Sun & Shadow -Molarià I-   Cuma 29 Ocak 2010, 01:37

Zevkine güvenmek...
Evet, bundan gerçekten emindim. Bayanlar baylar; Artis Allison her ne kadar kusursuz mavi gözlere, fazlasıyla çekici yüz hatlarına, ilgi odağı saçlara ve gerçekten hoş bir vücuda sahip olsa da tamamiyle bir zevk fakiridir. İlk örnek; ben. Oups, elbette hayır. Bunu onu aşağılamış olmak için söylemiyorum. Gerçekten giydiği gömlekle taktığı kravatı uydurabiliyorsa bu kusursuz bir başarıdır bizim için. Mor ve kırmızının birbirine yakışabileceğini düşünen bir erkektir kendisi. Bu sebepten ötürü, ne davetiyeleri ne de mekanın süslemelerini ona bırakacağımı pek sanmıyordum. Kesinlikle mekan büyük olmalıydı. Madem uzunca bir davetli listesi çıkaracaktık bu gidişle, o halde olağan düğünlerin dışında bir mekan seçmeliydik. Nikâh masası kesinlikle ihtişamlı olmalıydı, göz alıcılığı farkettirmeliydi. Giriş, hol... Adım gibi biliyorum ki; süslemelerde kullanılan çiçeklerden kullanılacaktı. Masalar sandalyesiz ve kokteyl havasında camdan uzun masalar olmalı ve desenli gelinlik tülünden süslenmeliydi. Ahh, yiyecekler. Kesinlikle kusursuz aşçılarla çalışmak isterdim ben. Hey? Burada kusursuz bir düğün nasıl olur el kitapçığı çıkarıyoruz. Eh, bir de içkiler... Bu konuyu kesinlikle Artis' e bırakmalıydım. Ne yani? Oradan bakınca içki içmeyen, dudaklarına puro değmemiş biri mi gözüküyordu? Evet, belki nikotin kullanmıyordu ama ben biliyorum. Sağlam içiyordu. Hayır, bir alkolik değildi. Yalnızca zevk konusu yalnızca içki konusunda işliyordu. Ah, ve evet. Bir bitkibilim profesörüyle evlenip çiçekleri kendim mi seçecektim? Saçmalık. Diana' nın aklıma gelişiyle gözlerimin doluşunu es geçmiş ve yine kalemimi elime almıştım. Başımı önüme eğip, Artis' in cümlelerini dinliyordum. Bir damatlık beğenmişti demek. Ahh, yüreğime su serpilmişti. Ben de gelinliğimi beğendiğime göre, dönerken bakıp anında almamız içten bile değildi. Siyah mürekkebimle koca bir çizik. Gelinlik ve damatlık; dışarı.
Hemen altında çiçekler gözüme çarptı. Az önceki düşüncelerimi sesli olarak söylemeliydim ona. Düğünde gelinlikle kaybolmamak için beyaz tonları kullanmak istemiyordum. Daha çok açık mavi, ya da sedef tonları. Gerçekten severdim. Artis de severdi, biliyordum. Özellikle maviyi. Fakat, bunlara uygun çiçeklerin neler olacağı konusu benim için tam bir curcuna sayılırdı. Bay Allison' ın üstüne yığmak büyük bir zevk olacaktı. Belki de davetli listesini de... Ben aksesuarlarla ve süslemelerle ilgilenirken, o da bunu halledebilirdi. -Evet, çünkü onun daha çok tanıdığı vardı. Ve evet, çünkü benim bir ailem olmamasına karşın onun büyücüler arasında nam salmış bir soy ağacı vardı. İşte bu da kesinlikle bu görevin ona kaldığının bir göstergesiydi. Başımı sıkıntılı bir şekilde kaldırıp konuşmaya başladım.
`Artis.. Biliyorsun düğünde süslemelerin çoğunu çiçekler oluştursun istiyorum. Eh bu durumda da sen devreye giriyorsun.` dedim ve uzanıp masada yumruk halinde duran ellerinin üzerine koydum boşta kalan sağ elimi. -Evet, ben solağım. `Şunu da biliyorsun, sedef ya da açık mavi tonlarında tüller kullanacağız. Ben orkidelerin ya da lavantaların olabileceğini düşündüm ama belki klasik ve sade papatyalarda olabilir. Açıkçası pek de anlamıyorum. Sana bıraksam hayatım?` dedim ve başımı yana eğip, küçük birinci sınıf kızları gibi gülümsedim. O da kısa bir kahkaha koyup beklediğim cevabı verirken, bense bir sonraki cümlemi planlamıştım bile. O konuşmasını bitirdiğinde davetlilere geçtim.
`Ahh, bir de. Davetli listesi. Davetiyeleri kesinlikle ben halledeceğim evet, çünkü senin kusursuz zevkine güvenemiyorum.` dedim gülerek. `Hem şu bakanlığa ve basına nam salmış Allison' ları düşündükçe kalbime bir ağrı saplanıyor. Hogwarts' ı hesaba katmıyorum. Yeğen ve kuzenlerin haddi hesabı yok. Onu da sana büyük bir zevkle yığıyorum aşkım.` dedim abartılı bir memnuniyet kaynayan ses tonumla. Enerjim doruklardaymış gibi elimi elinden çektim ve onlarında üzerini çizdikten sonra, onun davetiye konusun cevap vermesini beklemeden ekledim. `Bu arada, ben de gelinliğimi hallettim. Dönerken onlara bakalım olur mu? Kesip biçmesi on dakikalık iş zaten.`
Başımı kağıttan kaldırdım ve bize doğru gelmekte olan Liliane' a gülümsedim. Elinde bir sade ve bir kremalı kahveyle geliyordu. Kadın nazikçe büyük kupaları masamıza bıraktı ve `Size kolay gelsin mi demeliyim?.` diyerek cevabını beklemeden uzaklaştı. Ben kremalı kahveyi önüme çekerken, Liliane' a gülümseyip omzumun üzerinden cevap verdim. `Teşekkürler, tatlım.`
Bay-Ben-Sade-Kahve-İçerim kahvesini önüne çekerken bende sıcacık kahvemden yudumlar alıyordum. Ahh, kesinlikle özlemiştim Endroha' yı. Liliane' ı ve bu tadı...

_________________

...Ve sonsuza uzandı umutlarım, sen varken.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Artis Allison
Müdür Yrd. & Gryffindor Bina Sorumlusu & Bitki Bilim Profesörü
 Müdür Yrd. & Gryffindor Bina Sorumlusu & Bitki Bilim Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 812
Yaş : 24
Nerden : Hogwarts
Rp Düzeyi : Muazzam
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Ağır Yürek
Rp Yaşı : 24
Patronus : Anka Kuşu
Rp Sevgilisi : Sonsuza Kadar; Sunset ♥️
Özel Yetenek : . Metamorfmagus
Kayıt Tarihi : 15/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Sun & Shadow -Molarià I-   C.tesi 30 Ocak 2010, 16:20

Sunset'in yanımda olmasından hayli bir hoşnuttum,evlilik öncesi son hazırlıklarımızı yapıyorduk.Düğün yaklaşıyordu ve Sunset tüm alınacakların listesini şöyle bir masaya çıkartmıştı.Ben öylece durup Sunset'i izliyordum, neden kendini bu kadar çok yoruyordu ki onun bu kadar çok yorulcağını bilsem ona bu işleri bırakmazdım heralde.Havanın soğur gibi bir hali vardı, sabahki havanın aksine şimdi daha soğuk bir hava üstüne geliyor ve kılları diken diken oluyordu.Bir an titrediği farketti fakat Sunset elindeki listede bir şeyler arıyordu,sanırım titrediğimi farketmemiş gibiydi.Elimle biraz kafamı karıştırdım ve etrafı şöyle bir göz kolaçan ettim.Kısa bir süre sonra Sunset o uzun listelerden başını kaldırdı ve konuşmaya başladı.O kadar sevinmiştim ki o sayfalardan bana bakacak bir kaç saniye buluyordu demek ki.Sıkıcı listeler ve alınacaklar gerçekten Artis'i çok sinir etmişti,yinede bunu Sunset'e belli etmemek için güler bir yüzle dinlemeye devam etti.Sunset, düğündeki süslemelerin çoğunu çiçekler oluştursun istiyordu ve bu çiçekler görevini de bana yıktığını çok açık bir şekilde dile getiriyordu.Bu iş benim için hayli bir kolaydı,bitkibilim profesörüydüm tabiki insanların bilmediği bir çok çiçekler vardı,bitkileri herkesten daha iyi tanırdım,bu nedenle çiçeklerin seçiminde ben rol oynayacaktım,bu işten hayli bir memnundum,tam bana göreydi.Yüzünden oluşan tatlı gülümseme Sunset'i de hayli bir hoşnut bırakmıştı,saniyeler sürmeden elini ellerimin üzerine koymuştu,bundan o kadar çok memnun olmuştum ki.Kendimi sanki bir rüzgara bırakıyor gibiydim, bembeyaz ve tertemiz bir rüzgar... Hayallere dalıp uçmuşken birden Sunset'in bir şeyler dediğini farkettim ve kendime gelerek Sunset'i dinlemeye devam ettim.

Şimdiki konuşmamızda tüllerle alakalıydı,hoş bir konuydu ama beni oldukça sıkıyordu,bu işler tam Sunset'e göreydi,onun zevkine gerçekten çok güveniyordum.Renk seçimi adeta harikaydı,dediğine göre sedef yada açık mavi tonlarında tüller kullanıcaktı,gerçekten bu renkler beni yansıtıyordu, maviye bayılıyordum,benim rengimdi,turkuaz,açık mavi,koyu mavi hepsini ama hepsini çok seviyordum,kişiliğimi yansıtıyordu adeta.Aslında her insanın bir rengi bir vardı,seçtiği renk karakterinin bir aynasıydı,bu nedenle benim seçtiğim renk maviydi,sınırsızlığı ve uzak bakışlılığı simgeler,huzuru temsil eder ve sakinleştirir.Evet bunlar benim özelliklerimdi,huzura düşkün bir insandım, sınırsızdım bana kimse engel olamazdı,bağımsızdım kısıtlanamazdım,uzak bakışlıydım herşeyi olduğu gibi kabul etmezdim diğer bir taraftanda bakardım, bir yandan tarafsızda diyebilirdim.Tüllerin mavi olmasından hayli bir hoşnuttum,onun o kusursuz zevkine bayılıyordum,renkleri seçimi adeta harikaydı,hatta olağanüstü... Tüller alakasında konuşurken birden duraksamıştı yada benim kulağım bu cümleyi zor duymuştu.Ney? Tülleri bana bırakmak mı,yapma Sunset ben tüllerden ne anlardım,yalnızca renk seçiminde yardım edebilirdim,diğer tasarımlarını kendi zevkine göre yapacaktın.Bir an bunaldığımı hissettim ama içimden derin bir nefes çekerek tekrardan Sunset'in dinlemeye devam ettim,evlilik öncesi hazırlıklar tam bir felaketti, insanı nasıl bunaltıyordu böyle,biz yine büyücüydük herşeyi istediğimiz gibi yapabilirdik ama birden muggleların açısından düşündüm,erkek için ne kötü bir durumdu,kızlar başının etini yerdi,bu kadar hazırlıkları nasıl yetiştiricez,bir şey hazır değil,mekan yeri belli değil.Bir an muggle kızlarından korkmuştum, gözlerim bir ileri bir geri gitti,şuanki halimle bile başım ağrımaya başlamıştı, muggle olsam durumum şimdi ne olurdu,düşünmek bile istemiyordum.Sunset başını yana çevirmiş küçük kızlar gibi gülerken bende bir kahkaha patlattım ve ardından konuşmaya başladım.

'' Yapma Sunset,sen bu tüller konusunda benden daha tecrübelisin.O yüzden bu işi sana bırakıyorum itiraz yok,yalnız renk seçiminde yardım ederim,bu arada ilk söylediğin renklerden baya bir hoşnut kaldım,sedef ve açık mavi tonları gerçekten mükemmel olur,biliyorsun ben en çok mavi rengi severim.Huzuru,sınırsızlığı ve uzak başı temsil eder,bu nedenle mavi tonlarını kullanman daha iyi olur.'' dedim ve ardından Sunset'i izlemeye başladım.Dediklerim harfi harfine doğruydu,bu işi kesinlikle Sunset halletmeliydi,ben tülden ne anlardım.İçimde hafif bir kıkırdı oluştuktan sonra tekrardan Sunset konuşmaya başladı ve bende tüm ilgimi Sunset üzerinde yoğunlaştırdım.Şimdiki konumuzda davetlilerdi,davet listesi,davetiye... Bu konular beni her ne kadar çok sıksada kalabalık bir aileye sahip olduğum için hayliyle çok davetiye gönderilecekti,bunun yanında tabiki okul,bakanlık ve basın üyelerininde davetiyeleri vardı.Düğünümüzün kalabalık olması bir yandan iyi olsada bu davetiyelerin zamanında yetiştirilmesi tam bir muammaydı.Umarım davetiyeler zamanında yetişir ve bizde onları en kısa sürede gidecekleri yerlere gönderirdik.Sunset konuşmasına devam ederken bende gözlerim yarı ayrık bir şekilde onu dinliyordum.Bu davetiyeler işinide baya yığmıştı,kahretsin! O kadar işin arasında birde davetiyelerle uğraşmak,içimden derin bir nefes aldım ve ardından kendimi masanın üzerine bıraktım.Bu arada da Sunset elini elimin üzerinden çekmiş,konuşmaya devam ediyordu.Bir anda başımın ağrıdığını hissettim sanki kafama bir şeyler vuruyordu,bu konulardan hayli bir sıkılmam ve tam olarak uykumu almamamın cezası sanırım bu ağrı olmalıydı,sanki tüm sinir dokularımı işlemişti ve kendimi iyi hissetmiyordum.Sunset hala konuşmaya devam ediyordu,bu arada beynimdeki ağrı etkisini gittikçe arttırmıştı.Sunset gelinliğini hallettiğinden bahsetmişti,bu beni hayli bir sevindirmişti,birde gelinlikle uğraşamazdım,zaten üstüne ne giyerse yakışıyordu,kendi açımdan bir sorunum yoktu,tâ ki Sunset'in o gelinliğe bakmamızı istemesi kadar.Kafam bir ileriye bir geriye doğru gidip gelirken cafe sahibi Bayan Favreaux'ta elinde iki tane kahve ile masamıza gelmişti,elindeki kahveleri yavaşça masasının üzerine bıraktıktan sonra `Size kolay gelsin mi demeliyim?.` diyerek cevabını beklemeden hızla uzaklaştı.Sunset kahvesini önüne doğru çekerken bende diğer kahveyi önüme doğru getirdim.Sunset, cafe sahibine teşekkürlerini sunduktan sonra önüne çektiği kahvesinden yudumlar almaya başladı.Ben ise bu kahrolası ağrının bir an önce geçmesini istiyordum,önümdeki kahvemden bir kaç yudum aldıktan sonra biraz başımı ovaladım ve ardından konuşmaya başladım.

'' Canım biraz başım ağrıyor,kusura bakma,dediklerini tam olarak dinleyemedim.Yalnız gelinlik işini halletiğin iyi olmuş,dönüşte bakarız.Sanırım biraz sonra geçer bu ağrı,kahve iyi geldi doğrusu.Davetiyeler konusuna gelince onları beraber ayarlarız tüm işi üstüme almak istemiyorum.'' dedim ve dilimi yana doğru çekip tekrardan konuşmaya devam ettim. '' Düğünümüz o kadar çok güzel geçicek ki gazetelerde baş manşet olacağız.Sana tatmadığın duyguları tattıracağım.Düğünümüze kim bilir kimler gelicek,gerçekten o günün gelmesini heyecanla bekliyorum.Seninle evleneceğimden dolayı çok mutluyum aşkım,çok... '' dedim ve ardından elimi onun elinin üzerine koydum.Daha sonra başımı yavaşça eğerek kalın dudaklarımı onun ellerine değdirdim ve başımı kısa bir süre onun ellerinin üstüne koydum,bu arada da kahvenin dökülmemesi için büyük bir çaba sarfettim.Sunset, saçlarımı ellerken bende onun yumuşacık ellerini okşuyordum.Tam karşımda olan kahveyi kendimden biraz uzaklaştırdım ve ardından tekrar doğrularak Sunset'e doğru baktım. Konuşmaya başlayacaktı ki elimi dudağının üzerine koydum ve '' Seni Seviyorum!! '' dedim.Kalbim son hız atıyordu ve başımın ağrısıda geçmek üzereydi.Tanrıya binlerce kez şükretmeliydim bana bu güzel kadını vaadettiği için...

_________________



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Sun & Shadow -Molarià I-   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Sun & Shadow -Molarià I-
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Sun & Shadow -Molarià I-

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Verus Magia | Role Play Sitesi :: World Tour :: Paris :: ¨Café L' Endroha -
Buraya geçin: