AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Diğer Melek / The Other Angel /

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Diğer Melek / The Other Angel /   Ptsi 18 Ocak 2010, 22:02

Günbatımı.. Paris'te görülmeye değer bir kavramdı, Dünya'nın en iyi sanat eserlerinin arasında yer alan Notre Damme Katedrali'nde daha da güzelleşiyordu elbette. Doğa.. Tanrı'nın insanlığa sunduğu son ve en güzel sanat eseri. Evrenin en büyük sanatçısının yarattığı bu sanat eserinde yaşamanın bir ayrıcalık olduğunu kavrayamayan ve kendini asi bir meleğe ve onun kullarına kaptıran acınası yaratıklar olmadan daha da güzel olabilirdi Doğa...

Ve elbette Tanrı'nın kudretini hiçe sayanlara olması gerekeni hatırlatmak, yola gelmezse de yok etmek için görevlendirilmiş bir nevi askerlere de ihtiyacı vardı Doğa'nın. Dünyayı kötülüğe boğup, iyiliği, aydınlığı içinde bulundukları karanlığa sürüklemek isteyen ucuz insanlara karşı bir rehber veya bir ceza olarak gönderilmişti Castiel. Emirlerini Lord'undan alıyordu, bu emirleri kayıtsız şartsız yerine getirmek yükümlülüğündeydi. İşte şu anda, mugglelarla dolu bir pazar günü, çarmıha gerilmiş İsa figürünün önünde diz çökerek beklemesinin sebebi buydu. Bir sonraki emrini bekliyordu ve bir önceki emri başarıyla yerine getirdiği için iyi hissetmek istiyordu. Her zamanki krem rengi yağmurluğu tertemiz zemine temas ediyordu. Mavi kravatı gevşekti ve beyaz gömleğinin bir düğmesi açıktı. Görünmez olmasına gerek yoktu...

Görevini beklemeye devam ediyordu, tüm benliğini düşüncelerine vermiş ve diğer herşeyi arka plana atmıştı. Daha güvenli bir iletişim yolu olamazdı elbette, iyi bir zihinbendar olan Castiel'in direk olarak zihnine inen emirleri O'ndan başka kimse öğrenemez, duyamazdı. Şu anda sadece O, Tanrı'dan emir alabilirdi, tabii yanında başka bir melek olmasaydı..

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
John Stewen Peterson
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 51
Yaş : 26
Nerden : Kütahya
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Gücün Laneti
Rp Yaşı : 25
Özel Yetenek : Zihnefendar
Kayıt Tarihi : 18/01/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Diğer Melek / The Other Angel /   Salı 19 Ocak 2010, 10:39

“Martin Blackwolf hakkındaki suç dosyası sende miydi Jeff” John’un girdiği biro seherbazların bulunduğu bir çok irili ufaklı odaların en sığ bölümünde olan odaydı. Duvarları pek çok seherbazın odasındakinden daha fazla gelecek postasından alınmış gazete kupürleriyle kaplıydı ve oldukça iyi düzenlenmişti. Onlara bakanlar En az on yıllık bir tarih gezisine çıkabilirdi. John bir süre gözlerini onlar üzerinde dolaştırdıktan sonra gözlerini masaya çevirdi. Bej rengi üzerinde bakanlığın simgesi olan masa odanın yarısını kaplıyordu ve üzeri dosyalarla doluydu. John Jeff’in onların arkasında olduğunu biliyordu. Bir çok suçlunun dosyası önce buraya girer sonra arşivlere ayrılırdı. John’un söylediği isim de bu suçlulardan biriydi. Arşivde hiçbir yerde bulamayınca aklına ilk burası gelmişti şüphesiz. Ancak dosyalardan görünmeyen kafadan hiç ses çıkmadı. “Jeff!” Bu sefer sesini yükseltmişti ki dosyalar arasında bir hareketlenme oldu. Homurtuya benzer bir ses yükseldi. Grileşmiş karman çorman saçlar dosyaların arasında bir süre göründü. Ancak bu fazla uzun sürmeden dengesi bozulan dosyalar adamın kafasına düşünce yine kayboldu. John yükselen toz bulutu yüzünden öksürmeye başlamıştı. Bir inlemenin arkasından bir parça solmuş ama pek de buruşmamış olan bir el dosyaları kenara çekti doğruldu. “Ne? Kim?... Ee.. Kim demiştin? Burada bir dosya ile uğraşıyordum da…”

John ona ilk bakışta pek de uğraşmadığını anlamıştı. Bunun için özel yeteneklerini kullanmasına bile gerek yoktu. Elbisesinin halinden, gözlerinden ve şaşkınlığından az önce şekerleme yaptığı belliydi. “Anlaşılan dosyalarda pek ilginç şeyler yok ha Jeff?” Adam sessizce ceketini düzelttikten sonra omuz silkti. “Eğlenceli olan kısım sende John. Bizim gibi yaşlı morukların işi dosyalara bakıp uyuklamaktan fazlası değil. Sen kim demiştin?” John gülümsedi. Jeff eskiden oldukça zeki bir seherbaz olduğunu sık sık anlatırdı. Bir çok kişiyi yakalamıştı, ta ki suçluların peşinden koşamayacağı zamana kadar… O zamansa buraya bu dosyaları tasnif işine alınmıştı. Bu işin zevksizliğinden olsa gerek sık sık gömüldüğü dosyaların arasında uyuklasa da hala bakanlığın gözdelerinden sayılırdı. O olmasa bakanlık bu dosyalarla ilgilenecek bir kişiyi bile bulamazdı. “Martin Blackwolf… Şu geçen kaçan herif. Zor da olsa yakaladım adamı. Sorgu işini bir an evvel halletmek istiyorum. Ancak suç dosyası arşivde yok. Ancak bana anlatıldığına göre daha önce de azkabanda bulunmuş. Senin şu dosyalarında olabilir mi?” Adam elini karışmış saçlarına götürüp kafasını kaşıyarak zaten birbirine girmiş saçlarını daha da karmaşık bir hale soktu. Sonra asasını çekti. Havada salladı. Bir gurup dosya havya fırladı. John mesajı almıştı onların hemen altındaki dosyayı aldı. Siyah kaplı dosya düşündüğünden de kalındı. “Lanet herifin dosyası bir iki yıldır ne güzel yerindeydi. Geçen ay yine önüme geldi. Çıkar çıkmaz yeni bir hırsızlık yapmış. Dosyaya işlendikten sonra götürülürken tekrar kaçtı haberini duydum. Tahmin ettiğinden sona atıyordum zaten. Neyse ki işleme koymadan yakaladın. Bu sefer evlat daha dikkatli bakın şu heriflerinize.” John adam konuşurken önündeki dosyayı karıştırmakla meşguldü. Cidden mugglelar da dahil olmak üzere pek çok hırsızlık vakasında parmağı olan becerikli bir hırsızdı. Adamı yakalamak gerçekten çok güç olmuştu ve bu sefer kaçmasına izin verilmemeliydi. Bu konuyu da raporuna eklemeye karar verdi. Dosyayı da alıp odadan dışarı çıktı.

İlk adımında karşısına o adamın sinsi yüzü çıkmıştı. Herif hala çıkarıldığı muggle kanalizasyonu kadar pis kokuyordu. Kirden kararmış yüzündeki iki siyah göz ona yöneltilmişti. Uzamış kapkara sakalları ve saçları da fazlasıyla bakımsızdı. Buna bir de eskimiş muggle giysileri eklenince aldığı paralarla milyoner olmuş birinden çok bir muggle dilencisine benziyordu. Zira onu tam da o rolü oynarken yakalamıştı. Onu tutan seherbaza hafifçe bir baş hareketi yaptı ve yolladı. Kendisi adamı tuttu ve ofisine doğru sürüdü. Karşısındaki iskemleye oturttu. “Sakın bir şey söylemeye çalışma. Boş laflarla yeterince vakit kaybettirdin bize. Sorguyu… Kendi yöntemlerimle yapacağım.” Dudaklarından bu sözler dökülürken sırıttı. Adamın gözlerinin içine baktı ve yavaş yavaş derinlere inmeye başladı. Birkaç saniye içerisinde ikisi de donuk bakışlarla birbirine bakan iki boş bedenden farksızdılar. İmgeler John’un zihnine gelmeye başlamıştı. Fakat öylesine yarımdılar ki… Olayların çoğu başında normal bir seyirde başlarken sonra bir anda değişiyordu. Bir an zihninden çıktı. “Bana oyun mu oynuyorsun?” Sesi öfkeli çıkmıştı. Saatine baktığında öfkesi daha da arttı. Notre Damme kilisesindeki randevusuna geç kalıyordu. Geç bulduğu kutsal gücü gücendirmek istemezdi. Sonuçta bu yeteneğini bile ona borçluydu. Onun o kutlu bilincine ulaşıp sesini duyduğu andan itibaren başkalarının zihinlerine dokunabilmeye başlamıştı.Bunun için ona teşekkürünü en iyi şekilde kullanarak yapıyordu. Aklı yine onu hissettiği o ana dalmıştı ki adamın gırtlaktan gelen kahkahası John’u kendine getirdi. “Ne o ‘kendi yöntemlerin’ işe yaramıyor mu? Zihnim de suçsuzluğumu kanıtlıyorsa neden boşa uğraşıyorsun”

John öfkeyle küfretti. Bu sefer sertçe adamın başını tuttu ve gözlerinin içine baktı. Kısa sürede yine içerideydi. Ama bu sefer adamı beklemediği bir noktadan vurmaya çalıştı. Önce adamın soğuk duruşunun arkasındaki korkuyu yakaladı. John’un zihninin gücünü o da hissediyordu. Bedenin denetimini kaybetmesi için ilk olarak onu alevlendirdi. Adamın çocukluğundan itibaren tüm korkularını zihninde öne çıkardı. Adam titremeye başlamıştı. Bedeninin gözlerinden yaşlar akıyordu. Sonra zihnindeki duvarlar bir bir yıkılmaya başlamıştı. Adamın zihninde babasının onu kırbaçladığı sahneler, ruh emicilerin saldırıları tekrar tekrar görünürken sonunda adam hafif bir inilti koyuverdi. Artık tümüyle John’a aitti. Anıları yeniden yokladığında bu sefer gördükleri istediği şeylerdi. Asasını çıkardı ve adamın şakağına dayadı Üç tane gümüşi ipliği üç ayrı küçük şişeye koydu. “Artık nedense zihnin ihanet etti sana.” Sırıtarak söylediği sözlerden sonra devam etti. “Eğlenceli bir sorguydu. Bakanlık tarafından yargılanana kadar azkabanda tutulacaksın.” Elindeki şişeleri sallayarak sözlerini sürdürdü. “Onlar bunları izledikten sonraysa… Ruh emicilerin öpücüğünden daha azı beklemiyor seni.” Onu kolundan tutarak azkabana cisimlenip hücresine yerleştirdi.

Azkabanın soğuk havasından nefret ettiğinden oradan çabucak uzaklaştı ve Notre Damm Kilisesine doğru yola koyuldu. Çirkin bir kamburun güzel bir çingeneye aşkını anlatan muggle kitabında karşılaştığı bir yerdi eskiden. Ama şimdi Tanrı ile buluştuğu onu hissettiği yerlerden birisi olmuştu. Gecikmeye başladığı için bakımlı Paris sokaklarının keyfini çıkarmadan direk kilisenin önünde kuytu bir yere cisimlendi. Sonra hızlı adımlarla kilisenin girişine doğru yürüdü. Yemyeşil ağaçlar ve çiçeklerin arasında sivri kuleleriyle ihtişamlı görünüyordu. Arkasında güneç kızıl bir top halinde parlıyordu. Aslında John bunların hepsinden çok hissettiği güçten etkilenmişti. İçindeki enerji de daha dışındayken bile hissediliyordu. Bir an önce içeriye girmeli o enerjinin kaynağına ulaşmalıydı. Elbiselerini düzeltti. Daha fazla vakit kaybetmeden vakur bir tavırla kilisenin kapılarını açtı ve içeri girdi. İçeri girdiğinde çok da kalabalık olmayan kilisede aradığı kişiyi bulmakta zorlanmadı. Onun yanına doğru ilerledi. Gözleri karşısındaki heykeldeydi. O asıl büyük gücün yanında sadece değersiz bir semboldü. Pek çok eski kavim bir kutsal gücün olduğuna inanmış ve onu bir şekilde sembolize edilmişti. John’a göre onların hepsi aslının muhteşemliğinin yanında bir hiçtiler. Karşısındaki heykel bile… Yine de onu her gördüğünde Tanrı’nın kutsal ihtişamı aklına geliyor ve istemsizce heykelin önünde çöküyordu. Şimdi de öyle olmuştu. Bir süre durduktan sonra fısıldadı.

“Merhaba Castiel…”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Diğer Melek / The Other Angel /   Salı 19 Ocak 2010, 21:17

Yanıt gelmiyordu Tanrı'dan, konsantre olmuş bedenine işleyen derin düşünceler beynine akın etmiyor, imgeler belirmiyordu. Biraz daha beklemeliydi belki de, etraftaki muggleların gözlerini O'na diktiğinin farkında değildi. Bir süre daha geçtikten sonra açtı gözlerini Castiel...

Daha önce de böyle olmuştu, aynı durum olup olmadığını öğrenmekti gözlerini açması.Emm? Stradlin? Hayır olamazdı. Davetsiz bir misafir olmadığı sürece sessiz kalmazdı Tanrı. Tekrar kapadı gözlerini, insani yönünden o kadar başkalaşmıştı ki, burada bulunma amacını unutmuştu. Tanrı'yla yanlız olmayacaktı bu sefer, 'diğer melek' buradaydı. Adımlarını hissediyordu, yaklaştığı belliydi. Kutsallığın hissini her yerde tanırdı Castiel...

Somut bedeni yanına diz çökerken ona bakmadı, onun gözlerini de hissetmemişti. Usulca verdiği selam ve Castiel adını zikretmesi içinde geçmişe ait bir özlemi uyandırdı. Ve elbette milyarlarca anı...


"John... Eski dostum..."


Gizemli ve derin ses tonu her zamanki gibi sakin ve kudretliydi. İki silüet de birbirlerine bakmadan ayağa kalktılar, Kutsal Güç'ün iki savaşçısı ve Tanrı'nın melekleri adıyla emirlerini bekliyorlardı. O'nun her dileği melekleri için bir emirdi, gerçekleştirmekle yükümlü oldukları birer görevdi.

"Tanrı'nın yoluna kendimizi adadığımız zamandan bu yana neredeydin?"


Onunla burada karşılaşmıştı, Notre Damme'da, burada Tanrı'yı bulmuş ve emirlerine itaat etmek ve görevlerini yerine getirmek için yemin etmişlerdi. Castiel'in gerçekleştirmekte tereddüt edeceği tek görev henüz ona ulaşmamıştı, ulaşmasını istemiyordu, sonsuza dek...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.


En son Matthew Dean Wood tarafından Perş. 04 Şub. 2010, 16:22 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
John Stewen Peterson
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 51
Yaş : 26
Nerden : Kütahya
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Gücün Laneti
Rp Yaşı : 25
Özel Yetenek : Zihnefendar
Kayıt Tarihi : 18/01/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Diğer Melek / The Other Angel /   C.tesi 23 Ocak 2010, 13:00

John aslında sıcak bir ses tonuyla karşılanmayı o kadar da beklemiyordu. Özellikle eski sözü onun suratında bariz bir gülümseme oluşmasına neden oldu. Ne kadar ironik bir laftı. Matt onun eski dostuydu. Ancak daha da eskiye bakıldığında tersine eski düşmanıydı. Yıllar önce henüz üçüncü sınıfken John babasından öğrendiği büyüler sayesinde oldukça güçlü olduğunu düşünüyordu. Çabuk öğrenen yapısı büyüleri yerli yerinde kullanmadaki zekası ile ilerleme kaydetmişti. Ufak tartışmalarda veya ders içi düellolarda birkaç üstünlük taslayan Slytherin’e zekanın ne olduğunu öğretmekte zorlanmamıştı. Artık oldukça iyi olduğunu düşündüğü ve şımarık tavırlarının böbürlenme noktasına geldiği bir yıldı üçüncü yılı. O yıl akranlarına göre kendini geliştirmiş tek kişi olmadığını öğrenecekti. Gryffindorlarla ortak ilk dersiydi. Çoğunu orada burada sima olarak görse de tanımıyordu. Aralarından sadece biri özellikle dikkatini çekmişti. Sessizce etrafı süzen diğerleri tarafından Castiel diye çağrılan Matt adındaki çocuk. Sonraki bir sürü ders boyunca hep düelloda partneri olmasını istese de hiç seçilmemişlerdi. En sonunda seçildiklerinde ise o normal ötesi hızıyla John’u bozguna uğratmıştı. İşte o zaman bilginin yeterli olmadığını öğrenmişti. Sonraki günlerde tam olarak düşmanı denmese de rakibiydi. En ufak bir şeyde olsun onu geçmek hoşuna gidiyordu. John için o ulaşmaya ve geçmeye çalıştığı bir çıtaydı. Bu rekabetin hızlandığı günlerde beraber katıldıkları bir görev ikisinin kaderlerini birleştirmiş ve onları yoldaş yapmaya zorlamıştı. Bu da onları dostluğa sürüklemişti. Şimdi ise bundan da büyük bir bağ ile, Tek olan’ın kutsal bağı ile bağlıydılar birbirlerine.Tanrının iki meleğinin ilişkileri artık zorunlu olarak dostluğun da ötesindeydi.

"Tanrı'nın yoluna kendimizi adadığımız zamandan bu yana neredeydin?" Bu soru John’u kendine getirmişti. Kısa bir an düşündü ve yine anılarına daldı. Onunla birlikte burada diz çöktükleri ve yemin ettikleri günden bu yana geçen zamanlarda yaptığı onca şey geçti aklından. Tanrının bu şeylerdeki etkisi sadece tek bir emirdi. Büyük bir sınav gerektiren bir emir. John konuşmadan önce bir kez daha sunağa baktı. İsa’nın üzerindeki gözlerine baktı. Sonra görevini tamamladığında tanrının sesini duyuşunu hatırladı. Dudaklarını aralamıştı ki birden her yer soyut bir karanlığa büründü. Karanlığın içinde sadece gözleri –her şeyi gören gözleri- gördü. Sonunda melodik ve insani olmayacak kadar ilahi bir ses kulaklarına doldu. “Sanırım bu açıklamayı bizzat benden duyman en doğrusu. Senin yaptığını yapıyordu. Emirleri yerine getiriyordu.” John bir kez daha ona imanını yeniledi. Anlaşılan onun her şeyi gören gözü iki meleğini izliyor ve doğru zamanı bekliyordu. Başını sağına çevirdiğinde gözleri yanındaki dostunu da gördü. Hiçbir cevap vermeyi seçmemişti. Duygudan arınmış bir yüzle Tanrı’nın gözlerine dikilmişti bakışları. “Ondan insan olan yanının son bağlarını da koparmasını sağlayacak bir görev istemiştim. Bir kez daha sınandı ve başarılı oldu.” John’un görevi karanlık sanatları tersi bir amaç için, aydınlığa hizmet için, kullanmaktı. Bu görev sırasında karanlığın yollarında yürüyecekti, büyük bir kötülüğün gücünü avuçlarının arasına alacaktı. Ancak buna rağmen kötülüğün o sinsi gurubundan ve güç hırsından uzak duracaktı. Gerçekten de büyük bir sınavdı. John için onu geçmesi oldukça zor olmuştu.

“Evet efendim… Bu konuda size minnettarım. Sizin için elde ettiğim bu güçleri sonsuza dek aydınlık için kullanacağım yemin ediyorum.” Gözler bir an John’u baştan aşağıya süzdü. O gözlerin derinliklerine baktığını anlayabiliyordu. Sonrasında Tanrı sessiz kaldı. Anlaşılan devam etmesini istiyordu, kendisinin bildiği yeni bilgiyi eski dostuyla paylaşmasını istiyordu. John’un niyeti de öyle yapmaktı zaten. “Bu güçler için karanlığın soğuk yollarında yürüdüm. Karanlığa bulanmış kişilerle tanıştım. Çoğu sizin aydınlığınıza layık olmaktan fazlasıyla uzaktı ama onlardan birini bizim yolumuza döndürmeyi başardım. Yoldaşlık karanlığın kalbinden bir casus edindi. Black ailesinin lideri durumundaki Christian Dayrnt Black, sizin de bildiğiniz üzere, yaklaşık dört yıldır yolumuza hizmet veriyor.” John derin bir nefes aldı ve başını önüne eğdi. Gözleri Matt’e kaydı ve onun konuşmasını bekledi. Sonra tanrının emirlerini duyacaklardı ve buradaki işleri bitecekti. John bundan sonra onunla biraz daha sohbet edecek vaktinin kalmasını umuyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Diğer Melek / The Other Angel /   Ptsi 25 Ocak 2010, 19:18

John'a yönelttiği sorunun yanıtı, bu dünyaya ait olmayan ilahi bir ses tarafından geldiği anda, kutsallık ve kudret iliklerine işlemeye başlamıştı Castiel'in.. Henüz küçük bir çocukken aklını, ve Godric Gryffindor'un ona bahşettiği cesaretini kullanıp aydınlığı seçmesi, Tanrı'nın yoluna gireceğinin habercisiydi. Beşinci sınıftayken, güce kavuşmanın ve gençliğin verdiği ateşin doruklarındayken, tüm varlığını Kutsal Baba'sına olan inancına kanalize etmiş, ve karşılığında sadece Tanrı'nın Melekleri'ne bahşedilen yeteneklere kavuşmuştu. Bu sayede kendisine verilen onlarca zorlu görevden yara almadan kurtulmayı başarmıştı işte...

Demek John başarmıştı, kendisi gibi, Tanrı'yı hiçbir şekilde yüzüstü bırakmayan biri daha vardı. Bu düşünceyle içini kemiren yalnızlığından bir nebze olsun kurtuldu ve uzun bir aradan sonra John'u gördüğünde mutlu olduğunu fark etti. Tanrı'nın güvenini kazandıysa, Castiel'ın güvenini de kazanmış sayılırdı. Cevap vermedi efendisine, daha sonrasında John söze girdi. Bir Black'i, karanlığın merkezindeki ailelerden birinin mensubunu aydınlığa çekmeyi başarmıştı. Bu büyük bir gelişmeydi, içten içe gurur duydu eski dostuyla. Aydınlığa çevirdiği Dimetrus ve Phémbarl düştü aklına, Eléa... Neredeydi, aydınlık yolundan sapmış mıydı? Castiel'ın kolunda bıraktığı izi henüz kullanmamış olması, herşeyin yolunda olduğuna işaret olsa da aklındaydı Meleğin...

Yeni emirlerin gelmesinden önce başını kaldırıp konuşmaya hazırlandı Castiel. Söyleyeceği herşeyin efendisinin bildiği şüphesizdi, kutsanmış gözler her şeyi görürdü. Tıpkı Cass'ın kalbinin derinliklerinde yatan karanlık aşkı gördüğü gibi..


"Kutsal babamız, sizin de bildiğiniz ve emrettiğiniz gibi Phémbarl ve Dimetrus yargılandı. Ruhlarının derinliklerindeki savaşı bizzat gözlemledim. Aydınlığın kutsal gücü galip geldi, artık bizim tarafımızdalar. Ve Emmanuelle... Verdiğiniz emri layığıyla yerine getirerek onu öldürmedim. Şeytanı'ın Kuklası giderek güçleniyor, arzu ettiğiniz gibi..."


Gizemli ve kararlı sesi yerini sessizliğe bırakırken başını öne eğdi. John'un kendisine yönelttiği bakışları da yere döndü. Tanrı'nın sözlerini bekliyordu, ikisi de. İkisi de aynı uğurda canlarını verebilirdi, Tanrı'nın yolundaki iki kardeşten farksızlardı. Ve sonunda iki kutsal varlığın beklediği yanıt geliyordu, fakat ilahi sesten yükselen ilahi sözler yoktu henüz. Notre Damme'ın tavanından zeminine inen iki bembeyaz ışık kümesi iki bedeni sarıp sarmalıyordu yavaş yavaş, iki bedenin de ruhları kutsallaşıyordu.. Bu Castiel'ın ikinci tecrübesiydi, ne olduğunu çok iyi biliyor ve içten içe Tanrı'ya şükrediyordu. Tekrar tekrar...

"Kana bağımlı ırktan kurulmuş oluşumun üyelerinden birini yargılayın..."

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
John Stewen Peterson
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 51
Yaş : 26
Nerden : Kütahya
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Gücün Laneti
Rp Yaşı : 25
Özel Yetenek : Zihnefendar
Kayıt Tarihi : 18/01/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Diğer Melek / The Other Angel /   Perş. 28 Ocak 2010, 12:09

"Kutsal babamız, sizin de bildiğiniz ve emrettiğiniz gibi Phémbarl ve Dimetrus yargılandı. Ruhlarının derinliklerindeki savaşı bizzat gözlemledim. Aydınlığın kutsal gücü galip geldi, artık bizim tarafımızdalar. Ve Emmanuelle... Verdiğiniz emri layığıyla yerine getirerek onu öldürmedim. Şeytanı'ın Kuklası giderek güçleniyor, arzu ettiğiniz gibi..." John bu sözler üzerine gülümsedi. Kendisi güçlenmeye çalışırken anlaşılan eski dostu büyük bir ilerleme kat etmişti Ama John iyi biliyordu ki bu da onun bir sınavıydı. Kendi deyimiyle yargıladığı o insanların içindeki karanlıkla yüzleşiyordu. Kimbilir aralarından kaçı onun inancına gölge düşürecek laflar etmişti. Biliyordu ki o sırada her şeyi gören gözler onu izliyordu.Buraya kadar geldiğine göre o da geçmişti sınavından ve artık iki melek bir bütün olarak büyük hizmet için hazırdı. Sonra gökyüzünden garip bir ışığın bedenini sardığını hissetti. Bembeyaz ışık, bedenini sararken bedeni karıncalanıyordu. John buna aldırmadı ve sessiz bir boyun eğişle kabullendi. Ona ilk iman ettiği günü hatırlamıştı. John cüretkar davranmıştı ve açık açık gücüne bir delil istemişti. O ise ona zihinfendarlık vermişti ve karşılığını zor bir sınanmayla almıştı. Gücü ağır bedeller taşıyan bir güçtü. O gün de aynen böyle hissetmişti. Gözlerini kapatarak Tanrı’ya şükürlerini sundu. Bu sırada ilahi sesi bir kez daha duydu. Net bir şekilde yeni bir emir açıklanıyordu bu sefer.

"Kana bağımlı ırktan kurulmuş oluşumun üyelerinden birini yargılayın..." Vampirler… Tarihin ilk dönemlerinden beri tanrının baş düşmanlarıydılar. Caine’in hikayesini John iyi biliyordu. Tanrıya isyan ederek kardeşini öldüren ve bununla kalmayıp kötülükle anlaşma yapan Caine’in çocukları bugünün vampirleriydi. Ölümyiyenlere karşı savaşmak bile bunlardan daha az tehlikeli görünüyordu. Yine de Tanrı onlara bu görevi verdiyse yapacaklarına inanıyor olmalıydı. Onun inandığı şeye John da seve seve inanırdı. Kutsal ışık bir süre daha durdu sonra yavaşça onların üzerinden kaydı ve sonsuzlukta kayboldu. Kendisini izleyen büyük göz de kaybolmuştu. Daha doğrusu artık görünür değildi ama orada hep var olduğunu iliklerine kadar hissedebiliyordu. Çoğu büyücü onu güçsüz olan muggleların kendilerini avutmak için inandığı aslında olmayan bir varlık olarak görürdü. Bunun sebebi ise apaçık kibirdi. Aslında “O” gündüzünü aydınlatan güneş, gecesine ışık tutan ay kadar yakındı. Onlar kendisini reddedip kibirlice davrandıkça o gözler apaçık üzülüyordu. Hala da onların en ihtiyacı olduğu zamanda seçilmişlerini onların arasına gönderip ışığı yükseltmek istiyor olması bunun apaçık deliliydi. Diğerlerinin buna körlüğü sayesinde aydınlık taraf kendine zarar verecek şekilde ikiye bölünmüştü. Sunağın önünde bir kez daha saygıyla eğilirken gözlerini açtığı için ona bir kez daha şükretti. Kendisine verdiği görevleri yapabilmesi için yardımını esirgememesini istedi. Sonra bakışlarını dostuna çevirdi.

“Onu herkesin bizim gibi görmesini ve anlamasını dilerdim” Duygulu bir sesle söylemişti bunları ki böyle davrandığı fazlasıyla nadir olurdu. John sıcakkanlı ve karşısındakinin karakterine göre davranan biri olabilirdi. Ancak o anki duygulu ses tonunu hayatında birkaç tarihi an dışında duymak mümkün değildi. John normelde duygularını kendine saklardı. Öfkesine de üzüntüsüne de yenilmemeyi öğrenmişti. Özellikle tanrının çetin sınavlarında bu kesinlikle gerekli olmuştu. Ama şimdi kardeş kadar yakın bir bağ ile bağlı olduğu eski düşmanının karşısında ördüğü duvarlarını bir anlığına da olsa kaldırmıştı. Ama düzelmesi çabuk oldu. Yine neşeli ses tonuna bürünerek. “Ee… Castiel görüşmemiz sonlandığına göre eski günlerdeki gibi biraz sohbet edecek vaktin vardır umarım. Bugün bakanlıktan izinliyim ve tüm vaktrimi eski dostuma ayırmayı düşünüyorum” Sözlerini bitirdiğinde dostcanlısı bir şekilde gülümsedi. Ama aynı zamanda içini ufak bir huzursuzluk kapladı. Zira diğer melekle yan yana olduğu her an tanrının oyunu mudur bilinmez, bela gelip onları buluyordu. Yine de bunu önemsemedi ve sözlerini sürdürdü. “Buradan çıkıp kendimizi Paris sokaklarına atmamıza ne dersin?” Dudaklarından kelimeler fısıltı halinde dökülürken çoktan doğrulmuş geldiği gibi saygılı adımlarla çıkışa yönelmişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Diğer Melek / The Other Angel /   Salı 02 Şub. 2010, 21:46

Aldıkları emir sonrasında değişen ambians iki bedene de hüzün vermişti. Az önce yanıbaşlarında hissettikleri Baba'ları uzaklaşmıştı sanki, yapmaları gerekeni söyleyip arkasından kapıyı kapatmıştı. Kendilerine bahşedilen yeni güçler için minnettarlığını içten içe Kutsal Lord'a sunan Cass, kardeşlikten daha yakın bir bağla bağlı olduğu dostunun kendisine bakıp söylediği sözcükleri işitti. Keşke herkes bu ikili kadar şanslı olabilse... Bari sadece inansalar... Aklına isyankarların silüetleri şimşek hızıyla akın etti. Verzizia Cennet'in yalan, Cehennem'in ise içinde yaşadıkları dünya olduğunu söylemişti. Tanrı adına savaşmak onun perspektifinden bakıldığında saçmalıktı. Pratt deseniz günaha gömüldüğü ve Castiel'ın günah işleyemediği için aptal olduğunu düşünenlerdendi. Ve elbette Emmanuelle... Tanrı kadar yüce bir varlığa ihanet edebilecek kadar aptal, aptal olduğu kadar da kendini beğenmiş bir varlığa tapıyordu. Şeytan'a... Yüce efendisinin neden Cennet Bahçesi'nden atıldığını biliyor muydu acaba? Tanrı'ya acımasız, gaddar, zalim derken kendi efendisinin O'na aşık olduğundan haberdar mıydı? Yaratılan İnsan'ın önünde eğilmeyi reddetmişti, Tanrı'ya olan aşkını, O'na olan bağlılığını o kadar yüksekte görüyordu ki, insan gibi aciz bir yaratığın önünde eğilmeyi reddediyordu. Mantıksızlığın sınırlarını zorluyordu Şeytan'ın Meleği. Hem Tanrı'dan nefret ediyor, hem de O'na aşık olup kendisine bir pislik gözüyle bakan varlığa tapıyordu... Ümitsizdi...

Duygusallığın doruklarında geçen birkaç dakikadan sonra kendilerine gelmişlerdi, hatta John keyiflenmişti bile. Uzun süre sonra bir aradalardı. Paris sokaklarına atılmak ve birşeyler içmek hoş olurdu, hem beraberce aldıkları bir emri ayrı ayrı uygulamaya çalışmaları saçmalık olurdu. Uzun bir süre sonra ilk defa gülümsemişti Cass, adamın ardından uzun bacakları ve ağır adımlarının eşliğinde kiliseden ayrıldılar..


// Son //

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Diğer Melek / The Other Angel /
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Verus Magia | Role Play Sitesi :: World Tour :: Paris :: ¨Notre Damme Kilisesi -
Buraya geçin: