AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ~ Mutfak ~

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Diana B. Walter Aurel
Sihir Tarihi Profesörü & Hufflepuff Bina Sorumlusu
Sihir Tarihi Profesörü & Hufflepuff Bina Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 819
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Afet
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Zerafetin Hükmü
Rp Yaşı : 22
Patronus : Kuğu
Rp Sevgilisi : Florentin Teodor Aurel
Kayıt Tarihi : 16/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: ~ Mutfak ~   Ptsi 28 Ara. 2009, 17:49


_________________

Aimer C'est un soleil dans la vie,une étoile qui nous guide
la nuit, une mélodie sans bruit..
Mon aimé, Je t'aime
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Diana B. Walter Aurel
Sihir Tarihi Profesörü & Hufflepuff Bina Sorumlusu
Sihir Tarihi Profesörü & Hufflepuff Bina Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 819
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Afet
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Zerafetin Hükmü
Rp Yaşı : 22
Patronus : Kuğu
Rp Sevgilisi : Florentin Teodor Aurel
Kayıt Tarihi : 16/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: ~ Mutfak ~   Cuma 28 Mayıs 2010, 00:35

Dersimin olmadığı güneşli bir günün sabahıydı. Walter malikânesi sakinleri erkenden uyanıp işlerine gitmişti, ben hariç. Teodor bir günlüğüne iş toplantısı için mısıra gitmiş beni de Oliver ve diğerlerine emanet etmişti. Hamileliğim süresince her ricamı yerine getirmek için çırpınıyordu adeta. Onun öylece etrafımda pervane olması öyle hoşuma gidiyordu ki. Bebeğimiz sayesinde daha fazla zaman geçirebildiğimiz için seviniyordum doğrusu. Ama bu toplantı diğerleri gibi başkalarının yönetebileceği bir şey değilmiş. Bu yüzden çareyi Walter’lar da bulmuştu. Abim de dünden beri “İyi misin? Bulantı var mı? Canın bir şey istiyor mu?” diye sorup duruyordu. Evden ayrılmama zaten zor alışmıştı ve endişeleniyordu. Bir de hamileliğimde uzakta olmam onu daha beter endişelendiriyordu. Lydia ona her şeyin normal olduğunu, benim iyi göründüğümü söylese de o bunu devam ettiriyordu.

Ve ben nasıl mıyım? Gayet iyiyim. Etrafımdakilerin aşırı ilgisi bana komik geliyor öylece onları seyrediyordum. İlk günlerde yaşadığım bulantılar gerçekten çok kötüydü gerçi. Yediğim hiçbir şey bebeğime ulaşamıyor gibi geliyordu sanki ve kusmak istemiyordum. Hele o baş dönmeleri. Hala daha devam ediyor gerçi. Yalnız olmak istemiyordum çok fazla. Ve aşermelerim tabii ki… Neler aşeriyordum neler. Florence de her birini anında bulup getiriyordu bana. Bir gün Sumatra ormanlarının eşsiz tadına sahip Kopi Luwak kahvesi, bir gün Japon hugu balığı. Ah dün gece canım çok feci Antik Mısır tatlısı olan Böğürtlenli Mısır Turtası çekmişti. Onun o ekşimsi tadını düşünmeden edemiyordum adeta. O sıcacık turtanın kokusu burnumda tütüyordu. Ancak gece gece Abim Oliver’ı yormak istemediğimden bunu kimseye söyleyememiştim. Şimdi bile düşününce, artık baya baya görünmeye başlamış karnımdan gurultuların yükseldiğini duydum. Benim biricik bebeğim acıkmaya başlamıştı anlaşılan. Yatağımda kolumdan destek alarak yavaşça doğruldum. Artık hareket etmekte yavaş yavaş zorlaşmaya başlıyordu benim için. Aklımdaki tek düşünce olan tatlı bir şeyler yeme arzusuyla bacaklarımı yatağımdan aşağı sarkıttım. Bundan sonrası kolaydı zaten, yavaşça ayağa kalktım ve cam kenarına doğru yürüdüm. Hava bahçe tarafındaki mutfağımızda kahvaltı yapmak için idealdi doğrusu. Huzurla gülümseyip gözlerimi karnıma çevirdim. Onu sevgiyle okşarken “Bak bir tanem şanslı günümüzdeyiz. Güneş bizi selamlıyor adeta” Daha sonra üzerimdeki ipek geceliği sarı kısa bir elbiseyle değiştirdim. Ayaklarıma düztaban ayakkabı giymeye özen gösteriyordum. Bunun için şu babet denen şeyler en uygunlarıydı. Hem şık, hem rahat, hem de sağlıklı. Saçlarımı da öylece omuzlarımdan aşağıya salıp papatyadan şeker bir tacı başıma yerleştirdim. Günlük hazırlığım bittikten sonra aşağı kattaki bahçeye açılan mutfağa doğru yol aldım. Herkes erken saatlerde işine gitmişti anlaşılan ki etrafta kimseler yoktu. Nelly en pozitif gülümsemesiyle mutfak kapısının önünde selamlıyordu beni. Kahvaltı hazırlamayı teklif etti ancak ben kendim halletmek istemiyordum bugün. Kendimi içeriye atıp buzdolabında bebeğimle gözümüze hitap eden bir şeyler aramaya başladım.

_________________

Aimer C'est un soleil dans la vie,une étoile qui nous guide
la nuit, une mélodie sans bruit..
Mon aimé, Je t'aime
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Frederic Griswald Walter
Büyüceşûra Hâkimi
Büyüceşûra Hâkimi
avatar

Mesaj Sayısı : 65
Yaş : 26
Rp Düzeyi : Oldukça Debdebeli!
Asa : Başarı Alevi
Rp Yaşı : 33
Özel Yetenek : Animagus | Griffin
Kayıt Tarihi : 16/05/10
Ruh Hali :

Ek Bilgiler
Hogwarts Görevi:

MesajKonu: Geri: ~ Mutfak ~   Cuma 28 Mayıs 2010, 15:37

Güneşin kendini göstermesiyle beraber hava giderek ısınmaktaydı bu topraklarda. Yeni güne tüm canlıların umut ve mücadele içinde başladığı insandan uzak kalmış bu doğa harikası coğrafyada tek başıma tatilimi sürdürmekteydim. Afrika’nın Masai Mara deltasına bakan yüksekçe bir tepenin hemen yamacında yer alan küçücük kulübeciğimin içinde oturmuştum ve bir elimde sabah kahvem diğer elim şakağımın üstünde eskimiş bir koltuğun üzerinde derin düşüncelere dalmıştım. Geride kalan hayatım boyunca seçtiğim hayat tarzını ilk defa sorguluyordum. Gezdiğim onlarca şehir gördüğüm onlarca güzelliğe rağmen içimde bir yerlerde hep bir şeylerin eksik olduğu hissine kapılmıştım bu sabah. Oysaki ben daima özgürlüğünün tadını çıkartan mutlu adamdım, ya da aynanın karşında hep bu mutlu adamı oynamıştım. Kimseye bağlamadan hiçbir güzelliğe takılmadan yaşamıştım bu güzel hayatı. Bu düşünceler arasında yeni güne başlamak içimde büyük sıkıntıların doğmasına yol açmıştı. Bir an için daraldım ve apar topar kendimi kulübenin dışına attım. Önümde uzanan muhteşem manzarayı dalgın gözlerle süzerken bu hayattaki tek bağımı düşünmeye başlamıştım: Ailemi. Uzun zaman önce onları düşünmeyi ve özlemeyi bırakmıştım ama şimdi birden bire ailemin aklıma düşmesi içimde tarifi belirsiz duyguların oluşmasına yol açıyordu. Tatilimin bitimine sadece iki gün kalmıştı ve iki gün sonra Bakanlıktaki yoğun işlerime geri dönmek zorunda olduğunu biliyordum. Sıkı çalışmak konusunda sitemkâr değildim, çünkü çalışmanın sayesinde zamanı tüketmeyi becerebiliyordum. Yalnızdım ve tüm vaktimi işime ayırarak bu dünyaya tutunuyordum. Ama bu sabah güneşin ışıklarının ufuk çizgisiyle beraber uzanan Kongo Nehir’ine vurmasıyla bir şey keşfetmiştim. Artık içimde macera dolu ve yalnız adam giderek yaşlanmaya ve yorulmaya başlamıştı. O adam sanki bu sabah için ölmüş ve yerine seçtiği hayat tarzını sorgulayan, ailesini hatırlayan aksi bir adam gelmişti. Geri dönmem gerektiğini düşünüyordum ve ailemi görmeyi gerçekten istiyordum.

Hemen toparlanmaya başladım ve bir şekilde Walter Malikanesi’ne adım atmam gerektiğini biliyordum. Geceden kalan ter kokumu üzerimden atabilmem için güzel bir duş aldım ve dağınık saçlarımı yarısı kırılmış aynamda toparlamaya çalıştım. Üstüme yeşil tişörtümü ve koyu mavi kot pantolonumu geçiverdim. Küçük odanın içinde her yere saçılmış olan eşyalarım çevik bir asa hareketi ile bir anda valizimin içine toplanıverdi. Küçük bir filenin içine de yanımda götürmek üzere Masai Mara’nın muhteşem mangolarından doldurdum. Yola çıkmak için artık hazırdım ve bana yıllarca yuva olmuş malikâneye doğru gitmek içimde sıcak bir duygunun oluşmasına yol açmıştı fakat bu duyguların nedenini hala anlayamıyordum. En güzeli daha fazla soru sormadan yola çıkmaktı. Küçük tapınağımın tahta kapısını kapattım ve insanları buradan uzakta tutmak için gerekli tılsımları yaptıktan sonra son bir kez Masai Mara’nın uçsuz bucaksız topraklarına baktım.


Walter malikanesine cisimlendiğimde ise içimdeki garip duygular giderek artmaya başlamıştı. Çocukluğumun bir kısmını geçirdiğim bu eşsiz şatoda yeniden bulunmak fikri hala bana biraz yabancı gelse de aklımdaki tüm her şeyi geride bırakarak güllerle dolu bahçenin içinde yürümeye başladım. Attığım her adımda bu bahçedeki anılarım biraz daha canlanmaya başlamıştı. Kuzenim Oliver ile beraber geçirdiğim mutluluk dolu saatler gözümden önümden geçmekteydi. Bella’nın – ona Bella veya Bel diye seslenmeyi tercih ediyordum, çünkü Diana ismi hep bana soğuk bir isim gibi gelmiştir. - küçüklüğü ve tatlı masum gülümsemesi, ağlamaları hepsi bir film şeridi misali akmaktaydı gözlerimin önünden. Ama zaman çok çabuk geçmişti ve Oliver eski zamanlardan uzaklaşmış; Bella ise evlenmiş, kocaman bir kadın olmuştu. Bella’nın yakında anne olacağını öğrendiğimde ise adeta şok olmuştum, çünkü o hala benim gözümde küçük zırlayan bir kızdan ibaretti. Malikânenin kapısını nazik bir şekilde çaldım ve beklemeye başladım. Birkaç dakika içinde merdivenlerden bana doğru yaklaşmakta olan topuk seslerini duymaya başladım. Kapıyı malikânenin emektar hizmetçisi Nelly açtı ve beni karşında görünce öylece bakakaldı. Beni tanımasına tanımıştı ama burada ne aradığımı merak ediyor olmalıydı. Bir süre tereddüt ettikten sonra nazik bir dille ‘‘ Hoş geldiniz Bay Frederic. ‘‘ dedi ve beni içeriye davet etti. Nelly’i içten bir şekilde selamladıktan sonra ‘‘ Beni gördüğüne şaşırmış olmasın Nelly. Uzun zaman oldu, Bella’nın düğününden beri buraya uğramamıştım. Ama şimdi kuzenimi ziyaret etmenin iyi olacağını düşündüm. Umarım Oliver evdedir. ’’ dedim. Nelly hemen cevap verdi. ‘‘ Maalesef Bay Frederic. Oliver Bey erkenden çıktı ama evde şu an Diana Hanım var. İsterseniz mutfağa doğru çıkın, onu orada görebilirsiniz. ‘‘ Nely’nin bu sözlerinin ardından düğünden beri görmediğim anne adayını görebilmek için merdivenlerden yukarıya doğru çıktım. Mutfağa vardığımda ise Bella’yı masaya oturmuş bir şeyler atışırken yakalamıştım. Bir süre sessizce onu kapı ağzından izledim. Tanrım ne kadar da iştahla yiyordu öyle… Önündeki meyve tabağını neredeyse birkaç dakika içinde silip süpürmüştü. İçinde bir çocuktan ziyade bir canavar taşıdığı belliydi. Aldığı kilolara rağmen zarifliğinden pek bir şey kaybetmemişti. Ne de olsa bir Walter’dı ve asillik galiba bu ailenin kanında vardı. Sarı elbisesinin içinden dışarı doğru fırlayan karnı ona ayrı bir sevimlilik katmıştı. Bir süre daha onu uzaktan izledikten sonra gür bir sesle ‘‘ Ah Bel. Sana ne olmuş böyle? Tanrım sen bu kadına nasıl bir iştah vermişin? İçinde koca bir canavar yaşadığına dair bahse girebilirim Bel. ‘‘ dedim ve neşe dolu bir kahkaha attım. Beni aniden karşısında görmek Bella’yı oldukça şaşırtmıştı ama o da gülmeye başlamıştı. Elindeki meyveyi tabağa bırakıp bana doğru hareketlenemeye çalıştı fakat eskisine göre oldukça yavaşlamıştı. Birbirimize sıkıca sarıldıktan sonra ikimiz için birer sandalye çektim ve onu güzel bir şekilde sandalyesine oturmasına yardım ettim. Gözlerinde beni görmüş olmanın verdiği ışıltı vardı ve ben de uzun zaman sonra bu tatlı anne adayını gördüğüm için çok mutluydum. Yeniden ait olduğum dünyaya ve aileye dönmem gerektiği fikri hamile Bella’yı gördükçe beni daha da çok sarmalamaya başlamıştı.


En son Frederic Griswald Walter tarafından Paz 30 Mayıs 2010, 11:04 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Diana B. Walter Aurel
Sihir Tarihi Profesörü & Hufflepuff Bina Sorumlusu
Sihir Tarihi Profesörü & Hufflepuff Bina Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 819
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Afet
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Zerafetin Hükmü
Rp Yaşı : 22
Patronus : Kuğu
Rp Sevgilisi : Florentin Teodor Aurel
Kayıt Tarihi : 16/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: ~ Mutfak ~   C.tesi 29 Mayıs 2010, 12:30

Buzdolabının kapağını açmamla burnuma yoğun bir çilek kokusu yükselmişti. Gözlerimi yumup derince içime çektim. Evet, sanırım bebeğim de ben de çilek aşeriyorduk. Kollarım çilek kabına uzanırken heyecanlanmıştım. Resmen heyecanlanmıştım! Şu bebeğim bana neler de yaptırıyordu. Hayatımda ilk kez çilek görmüşüm gibi olmuştum sanki. Çileklerimizi alıp masanın ucuna ilişmiştim. İnanılmaz derecede güzel bir kırmızıya sahiplerdi. Lezzetli tatlarını damağımda hissederken bebeğimin gülümsediğini hissedebiliyordum. Artık 5. ayım dolmak üzereydi ve onun duygularını hissedebiliyordum. Ve bir de tekmeleri vardı tabii ki. Öyle feci tekmeliyordu ki onun cinsiyetini hala öğrenemememize rağmen bir küçük beyefendi olduğunu düşündürüyordu veya oldukça güçlü minik bir hanımefendi. Ne olursa olsun cinsiyetini o kadar çok merak etmiyordum. Benim için önemli olan onu sağlıklı bir şekilde kucağıma alabilmekti. Ona kavuşmayı sabırsızlıkla bekliyordum. Minicik ellerini öpüp gülüşünü seyretmeyi… Ona dair her şeyi seviyordum. Annelik böyle bir şey olsa gerekti. Birisini canından çok sevmek, onun mutluluğundan başka bir şey istememek. Ben düşüncelerimin içinde gezinip dururken mutfak kapısının oradan tanıdık bir ses işittim.

‘‘ Ah Bel. Sana ne olmuş böyle? Tanrım sen bu kadına nasıl bir iştah vermişin? İçinde koca bir canavar yaşadığına dair bahse girebilirim Bel. ‘‘

Frederic! Tanrı aşkına sevgili özgür ruhlu kuzenimin sesiydi bu. Bende onun neşeli kahkahasına katılarak gülmeye başladım. Hala yemekte olduğum yarım çileği hafif bir buruklukla tabağa bırakıp ona gitmek üzere kalkmaya çalıştım. Yorucu bir kalkış aşamasından sonra parmaklarımın ucunda uçarcasına onun yanında bittim. İki kuzen hasretle sıkı sıkı birbirimize sarılırken bebeğimi ezmemeye özen göstermeye çalışmıştım. Daha sonra ondan hiç beklemediğim bir kibarlıkla sandalyeme oturmama yardım etmesini seyrettim. Bizim iletişimimiz böyle olmazdı küçükken. Dövüşerek, itişerek anlaşırdık. O beni her gördüğünde saçlarımı dağıtmaya bayılırdı. Oliver ile aynı yaşlarda olduğundan genellikle ikisi birlikte takılırdı. Bense o sıralar büyük olduğumu ispatlama çabasındaydım. Gerçi aradaki yaş farkı büyüyüp Hogwarts’a gelince birden kapanıvermiş, 3 yakın arkadaş olmuştuk. Aynı zamanda benim koruyucularım olmuşlardı. Anne babamızı kaybettikten sonra bize destek olan insanlardan biriydi Freddy. O günleri hatırlamak istemediğimden başımı iki yana sallayıp düşünceleri def etmiştim. O da karşımdaki yerini alırken sevinçle gülümsüyordum. Onu tekrar görebilmek gerçekten çok mutlu etmişti beni. Daha sonra söylediklerini hatırladım. Kaşlarımı çatıp elimi karnımın üzerinde gezdirdim.

“Yaa canavar değil oo. Sadece biraz fazla obur ve ona orantılı olarak hareketli”

Dedim ve muzipçe gülümserken ona döndüm.

“Hem o canavar yüzünü görebilme şerefine nail olmamızı sağladı. Tekrar burada olmana çok sevindim Freddy”

Dedim kibar bir gülümsemeyle. Daha sonra önümüzdeki borcamın içindeki çileklerin kokusunu duydum yine. Gayet rahat hareketlerle içinden bir çilek alırken Borcamı tam ortamıza alıp:

“Sende ye lütfen, çok leziz dağ çilekleri bunlar. “

Dedim. Kendimi yaramaz çocuklar gibi hissetmiştim nedense.

_________________

Aimer C'est un soleil dans la vie,une étoile qui nous guide
la nuit, une mélodie sans bruit..
Mon aimé, Je t'aime
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Joanna Jane Aurel
Bebek
 Bebek
avatar

Mesaj Sayısı : 5
Yaş : 23
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Rp Yaşı : 0
Kayıt Tarihi : 19/01/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: ~ Mutfak ~   C.tesi 29 Mayıs 2010, 19:16

Sevginin ne demek olduğunu daha bugünlerde bile hissedebiliyordu. Saf, içten ve kusursuz bir sevgi.. Daha ondan öğreneceği çok kavram vardı. Ama önceliği bu önemi yüksek kavrama vermesi kendisininde Diana gibi biri olacağının belirtisi olabilirdi. Eğer böyle olacaksa İngiltere büyücü dünyası kesinlikle ikinci bir iyilik perisine sahip olacaktı. Annesinin tertemiz, sevgi dolu yüreğinin çok yakınlarındaydı Joanna. Bulunduğu ortam tamamen huzurla çevrelenmiş olmasına rağmen o sabretmekte güçlük çekiyor ve biran önce onu bekleyen meleğine kavuşup, onun ellerini sımsıkı tutabilmek için can atıyordu. Birlikte paylaşacakları koskoca bir ömrü bekliyordu Joanna, mutluluğun ne demek olduğunu anlayacağı günleri. Olduğu yerde hafifçe kıvrandı. Kendini hatırlatmak, 'Hey ben burdayım.' demek istiyordu. Şefkati hissedince karşılık olarak biraz daha kıpırdadı ve aynı şefkatle gülümsedi. Artık onlarla birlikte olmak istiyordu.Çok kalmamıştı, kavuşacaktı meleğine. Yüzündeki gülümsemeyi eksiltmeden doyumsuz sevgi aktarımını bugünlük bitirip, yumruladığı minik ellerini kendine çekip derin bir uykuya daldı küçük Joanna.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Frederic Griswald Walter
Büyüceşûra Hâkimi
Büyüceşûra Hâkimi
avatar

Mesaj Sayısı : 65
Yaş : 26
Rp Düzeyi : Oldukça Debdebeli!
Asa : Başarı Alevi
Rp Yaşı : 33
Özel Yetenek : Animagus | Griffin
Kayıt Tarihi : 16/05/10
Ruh Hali :

Ek Bilgiler
Hogwarts Görevi:

MesajKonu: Geri: ~ Mutfak ~   C.tesi 29 Mayıs 2010, 20:01

Karşımda oturan sevimli kuzenim artık yirmi iki - yirmi üç yaşına gelmiş başarılı bir kadın, mutlu bir eş ve gözleri daima etrafa neşe saçan bir anne adaydı. Zaman denilen mefhum Bella’yı beş yaşındaki küçük, tatlı ama bir o kadar da hırçın bir kız çocuğundan aklı başında,saygın ve olgun bir hanımefendiye çevirmişti. Küçükken tek isteği, tek beklentisi Oliver ile aramızdaki oyunlara katılmak olan Küçük Bel’nin istekleri değişmiş ve şimdiki beklentisi ise bir an önce bebeğini sağlıklı bir şekilde dünyaya getirip ona oyunlar öğretmek olmuştu. Bella’nın gözlerindeki gülümseme etrafındakilerin kalplerinde sıcak bir mutluluk uyandıracak cinstendi. Bir süre daha sadece konuşmadan birbirimizi izlemeyi sürdürdük, çünkü sessizliğin içinde her ikimiz de mutluluk dolu anılarla buluşuyorduk. Kuzenim ile ilgili tüm anılarım birer birer gözüm önünden geçiyordu ve Bella’nın yaramazlıklarını anımsadıkça yüzümde gülümseler açıyordu. Eski günleri hatırladıkça uzun zamandır kendime inandırmış olduğum bir masalı daha iyi kavramaya başladım. Mutlu filan değildim ve gerçek mutluluklarım sadece geçmiş günlerimde gizliydi. Bella içinse tam tersi geçerliydi. Her ne kadar Oliver ve benimle beraber mutlu bir çocukluk geçirmeye çalışsa da amcam ve yengemin erken yaşta vefat etmeleri onu o dönem oldukça sarsmıştı. Oliver yaşça büyük olmanın verdiği güçle bu dönemi atlatabilmişti fakata Bella için aynı şeyleri söyleyebilmek güçtü. Her ne kadar olanları ona unutturmaya çalışsak da Bella zaman zaman durgunlaşır ve sadece boş gözlerle uzaklara bakardı. Ve ben o zaman ne kadar çaresiz olduğumu anlardım. O tatsız günlerin bir anda aklımda canlanması kendimi kötü hissetmeme yol açmıştı. Bella’nın bagetlerine doğru dalgın dalgın bakarken o mutsuz anıları aniden kafamdan atmaya karar verdim ve bakışlarımı tekrar Bella’nın yüzüne çevirdim. Onun yüzünde de mutsuz bir ifade vardı, sanki ikimizin hissettiği duygular aynıydı. Ama elleri epey bir genişlemiş olan karnının üzerinde dolaşmaya başladıkça umut dolu Bella tekrar geri gelmeye başlamıştı. Yüzünde neşe dolu bir ifade ile “Yaa canavar değil oo. Sadece biraz fazla obur ve ona orantılı olarak hareketli” dedi ve gülümsemeyi sürdürdü. “Hem o canavar yüzünü görebilme şerefine nail olmamızı sağladı. Tekrar burada olmana çok sevindim Freddy''

Freddy! Bu isim bana öylesine yabancı gelmişti ki… Uzak anılardan fırlayan silik bir imge gibiydi. Evet mutlu günleri Freddy yaşamıştı ve zaman Bella’nın iyileştirmiş fakat ben de derin yaralar açmıştı. Mutlu ve şen kahkahası ile etrafına neşe saçan Freddy ölmüş, yerine sert bakışlı soğuk bir adam olan Frederic gelmişti. Ama Bella’nın karşısında iken mutlu Freddy oynamaktan başka çarem yoktu. İçimdeki sıkıntıları ona yansıtmamam gerektiğini çok iyi biliyordum.

Bella sadece beş altı dakika boyunca ağzına hiçbir şey koymamıştı ve geçen bu süre zarfında bir gözü hep masada duran borcamdaydı. Daha fazla dayanamayıp borcamı eline aldı ve içinden göze gayet hoş gözüken bir çileği seçip ağzına götürdü. Ağzı çilekle dolu iken yarı anlaşılır bir ses ile ‘‘ Sende ye lütfen, çok leziz dağ çilekleri bunlar ‘‘ dedi. Onun ricasını kırmayıp borcamdan bir çilek aldım ve ağzıma götürdüm. Çileklerin leziz tadı damağında dağılırken kendi kendime iyi ki buraya geldim diyordum. Bir süredir devam eden sessizliğimi bozmaya karar verdim, çünkü birkaç dakikadır anıların içine gömülmüş suskun bir şekilde oturuyordum. ‘‘ Bel, içindeki o küçük canavar senin gibi bir anneye sahip olacağı için o kadar şanslı ki. Ama umarım o küçük velet bizim ailemize çeker. Biliyorsun bir Aurel yetiştirmeni hiç istemem de! ’’ dedim ve gülümsedim. Bir süre durduktan sonra Bella’nın buraya gelmemden önce yalnız başına olduğunu fark ettim. Koskoca evde ben gelmeden önce sadece Nelly vardı ve o da ev işleri ile meşguldü. Bu gerçeği anlamamla bir anda sinir katsayımın artması bir oldu. Bella’nın kocası olacak o sersem neredeydi ki? Hamile bir eşi nasıl tek başına bırakabiliyordu ki? İlk gördüğümden beri sevmemiştim o Aurel bozuntusunu. Ama Bella’nın mutluluğu için sesimi hiç çıkarmamıştım. Umarım yanlış işlerle uğraşmıyordur Teodor Bey. Yoksa başı benim gibi büyük bir belayla derde girer. Eminim ki benimle uğraşmak istemez. Aniden içimde harekete geçmiş olan koruma içgüdüsü beni böyle düşünmeye sevk etmişti. Meraklı bakışlar ile Bella’ya döndüm ve ‘‘ Kocan nerede Bel? Seni bu halde neden yanlız bıraktı? ‘‘ dedim. Aklımda Teodor ile ilgili binlerce komplo teorisi dolanırken meraklı bakışlarım ile Bella'ya doğru baktım.

Bella bir an cevap verecek gibi ağzını açtı ve eminim ki vereceği bu cevapla kocasını savuncaktı. Ne de olsa mutluluktan gözü pek bir şey görmüyordu. Ama aniden elleri karnına gitti ve ''Ah! karnım! '' diye bir ses çıkardı. Oturduğu sandalyede iki büklüm bir hal almıştı ve yüzünden acı dolu bir ifade vardı. Onu bu halde görünce bir an bende paniğe kapılmıştım ve ne yapacağımı bilemez bir haldeydim. Tedirgin bir halde onun yanına koştum ve ellerimle onu tutmaya çalıştım. İçimden bir yandan o küçük canavara lanetler savururken bir yandan da çaresiz bir şekilde bağırmak istiyordum.


En son Frederic Griswald Walter tarafından Paz 30 Mayıs 2010, 11:05 tarihinde değiştirildi, toplamda 6 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Diana B. Walter Aurel
Sihir Tarihi Profesörü & Hufflepuff Bina Sorumlusu
Sihir Tarihi Profesörü & Hufflepuff Bina Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 819
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Afet
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Zerafetin Hükmü
Rp Yaşı : 22
Patronus : Kuğu
Rp Sevgilisi : Florentin Teodor Aurel
Kayıt Tarihi : 16/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: ~ Mutfak ~   Paz 30 Mayıs 2010, 01:32

Çilekleri alt ve üst dişlerimle koparırken güzel kokuyu hissettim tekrar. Tanrım ne leziz bir tat! Hamilelikten sonra bütün duygularımı daha yoğun yaşar olmuştum. Bunların bana olacağını bir yerde okumuştum başlarda. Bilinçli bir anne olabilmek için elimden gelen her şeyi yapıyordum. Aşermeler ne zaman başlar? Baş dönmeleri ve mide bulantıları ne zaman biter? Bebek ne zaman anneyi duymaya başlar? Sancı çeşitleri… Hepsini, hepsini biliyordum. Bu yüzden yaşayacağım kıskançlık, yalnızlık, şişmanlıktan şikâyet etmek... vs. Duygularına hazırlıklıydım. Onun için en iyi olanı yapabilmek istiyordum. Onu en mutlu çocuk yapabilmek… Sevgiyle karnımın üzerinde duran elimle karnımı ovuşturdum. Onu ne kadar sevdiğimi ona ancak bu şekilde gösterebiliyordum çünkü. Onu kalbimin çok yakınında hissediyordum. Onun da kalp atışlarını hissedebiliyordum. Öyle tarifi imkânsız bir şeydi ki bu. İçinde kendinden bir parça taşımak, ayrı bir kalp, ayrı duygular, ayrı hareketler ama uzaktan tek bir kişi. Çok güzel ve sihirli bir şeydi bu bence. Çileklerin o leziz tadına varırken göz ucuyla Freddy’ e baktım. Sessiz ve düşünceli bir şekilde boşluğa bakıyordu. Bu sefer ki gelişinde bir gariplik vardı. Buruk bakıyordu sanki. Elimdeki çileği de ağzıma atıp yutmaya çalışırken ona ne olduğunu sormayı planlıyordum ki:

‘‘ Bel, içindeki o küçük canavar senin gibi bir anneye sahip olacağı için o kadar şanslı ki. Ama umarım o küçük velet bizim ailemize çeker. Biliyorsun bir Aurel yetiştirmeni hiç istemem de! ’’

Ah nedir bu aralarında ki sorun bir türlü anlayamıyordum. Onların anlaşabilmesini isterdim doğrusu. Gerçi hiç birbirlerine fırsat tanımıyorlardı. Freddy de pek burada olmadığı için zaten o fırsat sağlanamıyordu. Gerçi anlaşmaları biraz olanaksızdı. Florentin biraz daha kuralcı otoriterdi Freddy’e göre. Freddy ise özgür ruhluydu. Kuralları sevmez, yapmak istediği şeyleri yapar, olmak istediği yerde olurdu. Ve şu an buradaydı ve biraz farklıydı sanki. Çileklerimi yemeye devam ederken onu izliyordum. Tekrar düşünce âlemine dalmış gidiyordu. Yalnız kaşları çatılmıştı bu sefer. Ne düşünüyordu acaba. Bebeğimin bir Aurel gibi yetişmesine takıldıysa aklı bu benim için kötü bir şey değil aksine mükemmel bir şeydi. Onu öyle seviyordum ki onu bana hatırlatan her şeyi çok seviyordum. İlk öğrendiğimde ise Florentin’e çok benzeyen minik bir beyefendi canlanmıştı gözümde… Minik bebeğimi çabucak ellerime almak istiyordum artık. Karnında bir hareketlenme hissetti. Derin bir nefes alıp ellerimi üzerine koydu. ‘Sakin ol tatlım, bende seni çok özledim’ Demeye çalışmıştım. Farkında değildim ama derin nefesler alıyordum. O sırada Freddy’nin asabi ses tonunu duydum.

‘‘ Kocan nerede Bel? Seni bu halde neden yalnız bıraktı? ‘‘

Tam ona Florentin’in gerçekten gitmek zorunda olduğu bir iş için gittiğini söyleyecektim ki karnımda karaciğerimin olduğu bir noktaya sancı vurdu. Derin nefes alış verişlerim hızlanmıştı. Tanrım bu çok feci bir sancıydı. Karnımın üzerine tuttuğum ellerimle sancılı yeri ovalıyor bebeğimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Bunlar olabilecek şeylerdi. Tehlikeli bir yanı yoktu. Bunu içimden tekrarlıyordum “Kötü bir şey yok, kötü bir şey yok, kötü bir şey yok…” Tek hamlede yanıma gelen Freddy’e döndüğümde oldukça gergin duruyordu. Nefes alışverişlerimin arasında onun elini tutup gülümsemeye çalıştım.

“Merak etme… önemli bir şey… değil… Bu sıralar çok yapı… yor bunu. Dikkat çekmeye çalışıyor”

Dedim ve elini karnımın üzerinde tekmelenen noktaya koydum. Daha azalmış biraz daha sancısızlaşmıştı. Nefes alışlarım normale dönüyordu. O benim alıştığım tekmeleme olayının etkisi altındayken ben karnıma dönüp gülümsedim. “Bak sakin ol bebeğim seninle ilgileniyoruz. Freddy amcan da burada tanış onunla. ”Daha sonra Freddy’e döndüm:

“Bu zamanlarda bizi duyabiliyorlarmış.”

_________________

Aimer C'est un soleil dans la vie,une étoile qui nous guide
la nuit, une mélodie sans bruit..
Mon aimé, Je t'aime
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Frederic Griswald Walter
Büyüceşûra Hâkimi
Büyüceşûra Hâkimi
avatar

Mesaj Sayısı : 65
Yaş : 26
Rp Düzeyi : Oldukça Debdebeli!
Asa : Başarı Alevi
Rp Yaşı : 33
Özel Yetenek : Animagus | Griffin
Kayıt Tarihi : 16/05/10
Ruh Hali :

Ek Bilgiler
Hogwarts Görevi:

MesajKonu: Geri: ~ Mutfak ~   Paz 30 Mayıs 2010, 11:07

Bella’nın acılar içinde kıvranması kanımın hızlanmasına yol açmıştı. Benim gibi duyguları olmayan birine göre aşırı derecede telaşlı davranıyordum, çünkü bu hayatta sevdiğim birkaç insandan birini bu halde görmeye dayanamıyordum. Teodor’a karşı onu ilk gördüğümden beri içimde oluşmaya başlayan nefret giderek artmaya başlamıştı. Tanrım hangi cehennemdeydi bu lanet adam? Şimdi ben ne yapacaktım ve Bella’ya nasıl yardım edecektim? Bella’nın yanında çaresiz bir şekilde ona yardım etmeye çalışırken kendimin de sakin olması için aşırı çaba gösteriyordum. Ne de olsa şu an için ona yardım edebilecek tek kişi bendim. Geçen ömrün boyunca iş hayatı haricinde hiçbir sorumluluk almamış olan ben, şimdi hamile kuzenime yardım etmek gibi çok önemli bir sorumluluğun altına giriyordum ve ona bir şey olacakmış düşüncesi neredeyse beni çıldırtıyordu. Bella bir süre elleri karnını ovuşturduktan sonra biraz olsun düzelmeye başlamıştı ama hala yüzünde o acı dolu ifade vardı. Birkaç saniye boyunca derin derin nefesler alıp verdi ve kendini toparlamaya çalıştı. Bir yandan da gözlerimdeki dehşeti gözmüş olmalı ki beni yatıştırmaya çalışıyordu. ‘‘ Kötü bir şey yok, kötü bir şey yok… ‘‘ Fakat içimde hala büyük bir korku beni yiyip bitiyordu ve bu sözlerden sonra da sakinleşememiştim.

Tanrı’ya şükürler olsun ki Bella birkaç dakika içinde kendine gelebilmişti ve ben de olayın gerginliği ile onun sandalyesinin önüne yığılıp kalmıştım. Bella yüzüme gülümseyerek baktı ve elimi sıkıca tutmaya çalıştı. Elleri aşırı derecede terlemişti, ne de olsa zor bir sancıyı geride bırakmıştı. İçinde yaşayan canavar güzelim kuzenime kim bilir ne acılar yaşamıştı. Bella’nın yorgun sesi kulaklarımda yankılanmaya başladı. ‘‘ Merak etme… Önemli bir şey değil… Bu aralar çok yapı… yor bunu. Dikkat çekmeye çalışıyor.’’ Ellerini tekrar karnının üzerine koydu ve bir süre daha derin nefesler almayı sürdürdü. Karnına bakıp gülümsedi ve sanki bu yatıştırıcı bakışları bebeğine yolluyordu. Bana kalırsa o küçük canavarın hiçbir şeye aldırdığı yoktu, hem daha doğmamış bir bebek bu sıcak gülümsemeyi nasıl hissedebilirdi ki? Bella nazik sesiyle bebeğine doğru seslenmişti. ‘‘ Bak sakin ol bebeğim seninle ilgileniyoruz. Freddy amcan da burada tanış onunla ’’ dedi. Bella’nın bu sözleri beni oldukça şaşırtmıştı. Kuzenim ciddi ciddi o doğmamış canavarla konuşuyordu. Gözlerimdeki şaşkınlık ifadesini görmüş olmalı ki bana açıklama yapma gereği duydu. ‘‘ Bu zamanlar da bizi duyabiliyormuş. ’’ dedi ve tatlı bir şekilde tebessüm etti.

Bella bu sözlerden sonra benden de o canavarla konuşmamı bekliyor gibiydi. Ama ben daha kuzenim kadar kafayı yemediğimi düşünüyordum. 5 aylık insana benzer bir yaratık benim konuşmalarımı nasıl anlayabilirdi ki? Doğrusu aklım ve mantığım algılayamıyordu bunu. Yine de Bella’yı memnun etmek için onun şişkin karnına doğru baktım ve konuşmaya başladım. ‘‘ Merhaba tatlı,ufak,yaramaz şey! Ben Freddy amcan. Seninle daha önce tanışmadık ama yine de seni böyle sağlıklı bir şekilde annenin karnında gördüğüm için mutluyum. Lakin küçük yaramaz, annenle bana burada çok zor zamanlar yaşattın. Umarım dediklerimi duyuyorsundur ve bundan sonra Bella'ya iyi davranmanı senden rica ediyorum. ‘‘ dedim. Bu sözleri sarf ettiğim için kendimden utanıyordum fakat kuzenimin şen kahkahasını duymak bütün utancımı üzerimden alıp götürdü. Birkaç dakikadır kuzenim sandalyesinin dibinde oturmaktaydım ve başım neredeyse kuzenimin şişkin karnı ile aynı seviyedeydi. Kuzenim bana bir süre daha neşe içinde baktıktan sonra elleriyle başımı tuttu ve karnına doğru yasladı. Ben bir süre onun karnında yaslanmış şaşkın bir halde bekledim. Daha sonra Bella umut dolu bir sesle ‘‘ Bak dinle Freddy! Onun sana söylemek istediği şeyler var ‘‘ dedi. O an sanki Bella'nın çağrısına cevap verirçesine bir ses işittim Bella'nın karnından. Çok şaşırtmıştım ve hala böyle bir şeyin olabileceğine inanamıyordum fakat dünyanın en güzel seslerinden birini duyduğuma yemin edebilirdim. Gözlerimde bir mucizeye tanık olmanın verdiği şaşkınlıkla bir süre daha o gizemli fısıltıyı dinlemeye devam ettim
.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Joanna Jane Aurel
Bebek
 Bebek
avatar

Mesaj Sayısı : 5
Yaş : 23
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Rp Yaşı : 0
Kayıt Tarihi : 19/01/10
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: ~ Mutfak ~   Ptsi 31 Mayıs 2010, 22:56

Çok yakınlarından gelen bir uğultuyla araladı minik gözlerini. Yüzünü göremeden güzeliğine hayran kaldığı meleğin o kadife sesinin seslenişiydi duyduğu. Dünya denen gezegen onun ışığıyla aydınlanıyordu sanki. Onu görebilmek ve sıcacık kollarında olabilmek istiyordu. Kadife ses tonunu duyabildiği anneciğinin gülümsemesi canlanıyordu o bebek yüreğinde.

“Bak sakin ol bebeğim seninle ilgileniyoruz. Freddy amcan da burada tanış onunla. ”

Daha sonra sessizlik kapladı her yeri. Anneciğinin ondan bir ricası olmuştu. Anneciğinin ondan bir şey istediğini anlayabilmişti sadece. Daha sonra alışık olmadığı bir ses işitti kulakları. Hem de çok yakından geliyordu. Biraz tedirgin çıkan bir sesdi bu duyduğu.

‘‘ Merhaba tatlı, ufak, yaramaz şey! Ben Freddy amcan. Seninle daha önce tanışmadık ama yine de seni böyle sağlıklı bir şekilde annenin karnında gördüğüm için mutluyum. Lakin küçük yaramaz, annenle bana burada çok zor zamanlar yaşattın. Umarım dediklerimi duyuyorsundur ve bundan sonra Bella'ya iyi davranmanı senden rica ediyorum. ‘‘

Kıkırdadı minik bebek. Orada olduğunu hatırlatmayı başarabilmişti anlaşılan. Ancak o güzel melek için Bella ismini kullanmıştı. Demek ismi buydu anneciğinin. Acaba Dünya'ya gelince onun adı ne olacaktı. Anneciğinin cins gibi bir şeye bağlı olduğunu konuştuğunu duymuştu. Neden bahsediyordu acaba. Hayata alışmak onun için zor olacaktı anlaşılan. Ama şimdilik ondan rica edilen şeyi yapmalıydı:

"Pekii"

Dedi zar zor da olsa. Duyurabilmiş miydi bilmiyordu kendisini ama denileni yapmıştı işte...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Diana B. Walter Aurel
Sihir Tarihi Profesörü & Hufflepuff Bina Sorumlusu
Sihir Tarihi Profesörü & Hufflepuff Bina Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 819
Yaş : 24
Rp Düzeyi : Afet
Tarafı : Aydınlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Zerafetin Hükmü
Rp Yaşı : 22
Patronus : Kuğu
Rp Sevgilisi : Florentin Teodor Aurel
Kayıt Tarihi : 16/02/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: ~ Mutfak ~   Salı 01 Haz. 2010, 22:31

Freddy’e umut dolu gözlerle bakarak gülümsedim. Bu bakışıma karşı koyamadığını biliyordum. İlk başta ‘Şaka yapıyor olmalısın’ dercesine şaşkın şaşkın baktı. Gayet ciddi olduğumu anlayınca bakışları karnıma çevirdi. Onun bu haline gülmemek gerçekten imkânsızdı ama ben imkânsızı başardım. Kendimi tutarak kuzen Freddy’nin bebeğimle konuşmasını dinledim.

‘‘ Merhaba tatlı, ufak, yaramaz şey! Ben Freddy amcan. Seninle daha önce tanışmadık ama yine de seni böyle sağlıklı bir şekilde annenin karnında gördüğüm için mutluyum. Lakin küçük yaramaz, annenle bana burada çok zor zamanlar yaşattın. Umarım dediklerimi duyuyorsundur ve bundan sonra Bella'ya iyi davranmanı senden rica ediyorum. ‘‘

Göz yaşartıcı bir görüntüydü adeta. Freddy öyle tatlı tatlı konuşuyordu ki onunla, öylece durup yüzümde gülümsemeyle seyredalmıştım. Freddy’yi hep haylazlık yapan, aşırı özgür ruhlu, sorumluluk sevmeyen birisi olarak hatırlıyordum. Şimdiyse gözümde onun bir aile babası olduğu görüntü canlanmaya başlamıştı. Ne de sevimli, komik bir baba olurdu kim bilir. Bence herkesten iyi bir baba olacaktı o. Tabii evlenmesi gerekiyordu ilk olarak. Onun evlenip mutlu olmasını çok isterdim ama bu konuda ona bir şey söyleyebilir miydim bilmiyordum. Çünkü onun bu zamana kadar ciddi bir ilişkisinin olduğunu da hatırlamıyordum. Ama onu çaktırmadan bazı arkadaşlarımla tanıştırabilirdim. Bu fikir zihnimde dönüp dururken karnımdan bir ses duydum. Evet, yemin edebilirim ki bebeğimin sesini duymuştum. Bundan önce böyle bir şeyle karşılaşmamıştım hiç. Okuduğum hiçbir yerde de böyle bir şeye rastlamamıştım. Freddy’ye heyecanla:

‘‘ Bak dinle Freddy! Onun sana söylemek istediği şeyler var ‘‘

Dedim ve başını büyük bir bombe oluşmuş karnıma yasladım. İkimizde sessizce durup dinlemeye koyulduk. Ve bebeğim tekrar konuştu.

"Pekii"

Gözlerim doldu. Sessizce öylece bakakaldım. Duyduğum ses karnımdaki bebeğimin sesiydi. Onu duyduğuma inanamıyordum. Gözümden bir damla yaş boşalırken Freddy şaşkın bakışlarla başını karnımdan kaldırdı. O da olayın etkisi altından çıkamamıştı henüz. Gözümden boşalan yaşı elimin tersiyle sildim. Sevinç gözyaşıydı benimkisi.

“Onu duyabildim. Tanrım. Sende duydun değil mi Freddy? Bebeğimin sesini duyduk.”

Dedim sevinçle gülümserken.

_________________

Aimer C'est un soleil dans la vie,une étoile qui nous guide
la nuit, une mélodie sans bruit..
Mon aimé, Je t'aime
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Frederic Griswald Walter
Büyüceşûra Hâkimi
Büyüceşûra Hâkimi
avatar

Mesaj Sayısı : 65
Yaş : 26
Rp Düzeyi : Oldukça Debdebeli!
Asa : Başarı Alevi
Rp Yaşı : 33
Özel Yetenek : Animagus | Griffin
Kayıt Tarihi : 16/05/10
Ruh Hali :

Ek Bilgiler
Hogwarts Görevi:

MesajKonu: Geri: ~ Mutfak ~   Perş. 03 Haz. 2010, 01:28

Derinlerden gelen bir sesin sıcaklığı beni öylesine sarmalayıverdi ki bir anda rüyalarımın arasında buluverdim kendimi. Sanki büyük bir su kütlesinin içinde yuvarlanıyordum ve etrafımda maviden başka bir şey yoktu. Mavi derinliklerin arasında sürekli bir ses yankılanıyordu. ‘‘ Peki ! ‘‘ Bu ses nereden ve nasıl kulaklarıma gelmişti anlamıyordum, zaten anlamak için de çaba göstermiyordum. Bu sesin yumuşak tonu içimi sıcacık ediyordu. Bir süre sonra koyu maviye çalan suların arasından bir ışık kaynağı belirmeye başladı. Öylesine parlaktı ki bu ışık, bir anda bütün dünyam kapkaranlık oluverdi. Çünkü, ışığın yaratığı etki ile gözlerim kapanmıştı. Apaydınlık bir dünyanın içinde karanlığı izliyordum. Daha sonra silik bir gölge belirlemeye başladı ve bana doğru yaklaştı. Görebildiğim tek şey minik ellere sahip olduğuydu. Minik elleri benim yıllara dayanamayıp buruşmaya yüz tutmuş yaşlı ellerimden tuttu ve beni kendine doğru çekti. Kulağıma yaklaştı ve ‘‘ Peki ‘‘ diye fısıldadı.

Tüm bu hayal sadece birkaç saniye boyunca sürmüştü fakat bana hissettirdiği duygular muhteşemdi. Hayalimde o doğmamış sevimli yavruyu görmüştüm ve onun sıcaklığını kalbimde hissetmiştim. Birkaç saniye boyunca Bella’nın karnına kilitlenen gözlerim onu sesi ile kendine gelebildi. ‘‘ Onu duyabildim. Tanrım. Sende duydun değil mi Freddy? Bebeğimin sesini duyduk. ‘‘ Bella’nın gözlerinden süzülen yaşlar yavaşça yanağından süzülüyordu fakat bu yaşları eliyle silmeye çalışıyordu. Eğer duyguluarı olan bir insan olsaydım benim de Bella gibi gözyaşı dökmem hatta mutluluktan ağlamam gerekirdi. Gözlerimde sadece birkaç dakika önce hissettiğim hayalinin izleri vardı. Şaşkın bakışlarımla Bella’nın yüzüne doğru baktım ve ürkek bir sesle ‘‘ Bella onun sesini duydum ve onu hissettim. Bu inanılmaz bir şey! ‘‘ diyebildim. Sanki bir mucize diğerini de beraberinde getirdi ve bu sözlerimden sonra gözümden süzülen bir damla yaş elimin üzerine düşüverdi.

Bu olayın ardından bir saat boyunca hamile kuzenim ile karşılıklı sandalyelerde oturup, bebek hakkında konuşmaya başladık. Daha doğmadan bize işaret gönderen meleğimsi yaratığı ikimiz de çok merak ediyorduk. Koyu sohbetin arasında ağzına Afrika’dan getirdiğim mango dilimlerinden sıkıştıran kuzenimin bu mutlu hali beni oldukça mutlu ediyordu. Dakikalar hızla geçiyor fakat zaman denen kavram ben de sadece mutlu anılar bırakıyordu. Bu gidişle bu köklü malikâneden ve kuzenimin anından hiç ayrılmayacaktım. Sohbetimiz gittikçe ilerlerken, bir anda mutfak balkonun açık kapısından içeriye kar taneleri kadar beyaz bir baykuş giriverdi. Baykuşu görür görmez tanımıştım. Bu baykuş baş belası yaşlı cadının olmasıydı. Saçlarına aklar düşmesine rağmen bir an için çalışmaktan vazgeçmeyen bu kadın beni çılgına çeviriyordu. Bella’nın şaşkın bakışları arasında baykuşun getirdiği küçük notu sessizce okumaya başladım.


Merhaba Frederic,

Tatilinin ortasında seni rahatsız ettiğim için çok özür dilerim fakat birkaç saat önce parkta öldürülen çocuk cinayetinde çok önemli gelişmeler oldu. Acilen Büyüceşüera olarak toplamanız gerekiyor ve bu toplantı bir saat sonra yapılacak. Umarım bu toplantıya zamanında yetişebilirsin.


Mathilada Elanor Hayle


Notu okuduktan sonra yüz ifadem değişmeye başlamıştı, mutluluğun yerini birazcık can sıkıntısı almaya başladı. Bella’nın meraklı bakışlarını gidermek için ona doğru döndüm ve üzgün bir sesle ‘‘ Bakanlık’tan çağırıyorlar ve bir saat sonra çok önemli bir toplantı var, gitmek zorundayım. ‘‘ dedim. Bu sözlerimin ardından Bella’nın da keyfi kaçmıştı. Birkaç dakika daha onun yanında kaldıktan sonra istemeye istemeye ayağa kalktım ve ona veda etmeye çalıştım. Bella’nın sık sık ziyarete gelmem yönündeki isteğini memnuniyetle yerine getireceğime dair ona söz verdim ve Bakanlık’a doğru cisimlendim. Bakanlık’a vardığımda aklımda hala derinliklerden gelen hayal vardı ve içimden Bella’nın yavrusuna karşı en içten dualarımı ediyordum.




Rp Sonu
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ~ Mutfak ~   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
~ Mutfak ~
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» İstanbul Bkm Mutfak Fan
» Yöresel Kıyafetlerimiz

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Verus Magia | Role Play Sitesi :: İngiltere :: ¨Walter Malikanesi -
Buraya geçin: