AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Meleklerin Ayini

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Emmanuelle Iris Lithium
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 73
Yaş : 24
Nerden : The Church Of Tempted
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Bela Çiçeği
Rp Yaşı : 24
Patronus : Panter
Rp Sevgilisi : `Aşk-ı Hüzün`
Kayıt Tarihi : 05/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Meleklerin Ayini   Salı 03 Kas. 2009, 20:31


Meleklerin Ayini



Role Players: •Matthew D. Wood
•Emmanuelle Iris Lithium
Zaman: Akşam üzeri
Mekan: Notre Damme Kilisesi
~Yağmurlu ve rüzgarlı bir gün


En son Emmanuelle Iris Lithium tarafından Ptsi 09 Kas. 2009, 19:28 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Emmanuelle Iris Lithium
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 73
Yaş : 24
Nerden : The Church Of Tempted
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Bela Çiçeği
Rp Yaşı : 24
Patronus : Panter
Rp Sevgilisi : `Aşk-ı Hüzün`
Kayıt Tarihi : 05/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Salı 03 Kas. 2009, 20:33

Göklerin ardındaki adamdan asla sebebi anlaşılmayan bir gösterge daha... Yağmur. Kimilerinin bıraktığı o kusursuz kokuya ve izleri silip atışına hayran kaldığı bu damlacıklar, Emmanuelle için hiçbir şey ifade etmiyordu hemen hemen. Kar ve yağmur, onun hüküm sürdüğü yeryüzünde gereksiz saf bir örtüydü. Buz gibi esen rüzgara karşı kıpırdamadan duran bedeni damlacıklarla sulanırken, avuçlarını açtı ve eline damlacıkların düşüşünü izledi. Kısa bir süre sonra kırmızı rujun kusursuz hatlarla örttüğü dudaklarında umursamaz bir sırıtış belirdi. Açtığı ellerini aniden sallayıp kısa bir kahkaha atıverdi sessiz kilisenin bahçesinde. Saçlarının yüzünü kamçılayacağı bir hızla döndü aniden ardını ve ihtişamlı mimarisi buram buram gözler önündeki kiliseye baktı.
"Imm, Tanrı' nın Evi' ne hoşgeldim.." dedi ve sinsi gülümsemesi kırmızı dudaklarını bürümüş bir şekilde adımlarını kiliseye yöneltti. Kırmızı uzun topuklu ayakkabıları pürüzsüz zeminde sinir bozucu takırtılar çıkarıyordu. Kendini en iyi tanımlayan straplez ve kısacık kırmızı elbisenin içindeydi yine. Kusursuz vücudunu tamamen sarıyordu elbisesi ve o siyah ojeli uzun tırnaklarını dalgalı saçlarının arasından savurarak ilerliyordu kiliseye doğru. Neden mi gelmişti buraya? İşte bu sorunun yanıtı, tam da Emmanuelle'e göre bir şeydi. Belirli bir sebebi yoktu, tek amacı bugün burada olacağından adı gibi emin olduğu bir Melek*'i beklemekti. Alışılagelmişin dışında bir kaçaktı ve sadece küçük bir oyun istemişti hepsi buydu. Gelecek Melek'i karşılayacak ve yeryüzündeki tek varlığın kendi olmadığını kanıtlayacaktı ona.
Emmanuelle' in adımları kilisenin görkemli kapısına getirmişti onu. Biraz bekledi ve ellerini beline koyup kiliseyi baştan sona süzdü. Yüzünden neşesinin meyvesi sırıtışlarını eksik etmeden ellerini kocaman kapının iki yanına yerleştirdi. Pek fazla emek sarfetmeden kapı ardına kadar açılmış karşısındaydı işte. İçeriye adımlarını yöneltti ve kendini kilisenin karanlık ve sessiz doğasına bıraktı. Girişte hemen yanda rengarenk aynalarla süslenmiş küçük kısmı farkedince hemen durdu karşısında. Eğildi ve biçimli kaşından başlayıp keskin hatlı dudaklarına kadar taradı kendini. Görünüşünden memnun kalmış bir ifadeyle gülümsedi yansımasına. Küçük tümsekli bir eşikten geçti ve tam karşısında gördü Meryem Ana ve Isa minyatürlerini. Keskin bakışlarıyla süzerken tüm kiliseyi aklına getirmeden edemedi buradan son çıkışını.
Emmanuelle... Saf güzelliği ve Güneş'in doğuşunu temsil ederdi bu isim. Ve Iris, karanlık ve ölümsüz İblis'in Melek'inin adı... Aslında ne kadar da ironik değil mi? Kiliseyi gördüğü anda aklına gelmişti buradan son çıkışında rahibin ardından bağırdığı sözcükler... "Emmanuelle, Şeytan'ın Melek'i..."
Kapıdan attı adımlarını ve oradaki minyatürleri alaycı gözlerle incelemeye koyuldu. Bakalım düşmanının meleği misafirken, melek babasının evini bulacak mıydı?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Salı 03 Kas. 2009, 21:35

Cadılar bayramı akşamından beri nadiren duran sağanak yağmur altında, aralıksız arayışını sürdüren, krem rengi yağmurluğu ve o yağmurluğun altındaki takım elbisesiyle 'katıksız muggle' görünen seherbaz, büyücülerin yolunun aksine seri adımlarla Paris'teki Notre Damme kilisesine doğru yürüyordu. Zihninde oraya neden gittiği şekillenmişti aslında, içinde bulunduğu boşluk durumunu üzerinden atmak istiyordu. Bakanlığın verdiği saçmalığın daniskası görevleri yapmaktan usanmıştı ve gerçek liderinden gereken görevleri almaya gidiyordu. Onun deyimine göre Tanrı ile konuşacaktı...

Aklındaki binbir türlü, herhangi bir cevaba sahip olmayan soruları sürekli kendine sormaktan sıkılmıştı, bir insana bu kadar yüklenilmezdi, taşıyamazdı. Bü yükü ise güvenip de paylaşabileceği tek kişi olan babasına doğru yürüyordu. Evet, Tanrı'nın yeryüzüne gönderdiği bir meleğiydi kendi deyimiyle, onun görevlerini gerçekleştirmek için yaratılmış, cennetin bir askeriydi. Bu görevler uğruna kendini feda etmek, Tanrı adına kendini feda etmek demekti ve Castiel buna hazırdı. Fakat henüz feda edilecek bi durum gerçekleşmemişti, herhangi ciddi bir mücadeleye, herhangi bir çatışmaya girişmemişti. Karanlık tarafın bu durgunluğunun sebebini çözmek istemişti,fakat yaptığı araştırmalar yetersiz kalmıştı. Yaklaşık bir aydır sürekli işe yarar şeyler yapmaya çalışıyordu, aydınlık tarafıa yararlı olmaya çalışıyordu. Fakat elinde kesinlikle hiçbirşey yoktu. Başarısız olmuştu. Her ne kadar bunu kabullenmek istemese de olmuştu işte.. Kendini tesellisi ise Tanrı'nın olayları bu şekilde yürütmek istemesiydi, Castiel'ın yeteneklerine rağmen hiçbirşey elde edememesi onun oyunlarından biriydi...

Şu koca ayda gerçekleşen tek değişiklikse yıllar sonra çatalağızlık yeteneğini tekrar kullanmak zorunda kalmasıydı. Karşısına hiç beklemediği anda çıkan lanet olası bir yılan, karşısına geçip tıslamıştı. Castiel,Reneé,Mesanfer demişti, ve çekip gitmişti. Ardında bıraktığı soru işaretlerine aldırmamıştı o da. O da Tanrı'nın kendisine bir oyunuydu...

Sırılsıklam ıslanmış halde, inik sağ koluna bağlı sağ elinin parmakları arasındaki asayla kilisenin kapısını ardına kadar açtı. Girdiği insansız holü aynı seri adımlarla geçip tam karşısındaki diğer kapıyı da aynı şekilde açtı. Gizemli yüzündeki kızgınlık ifadesi ve elinde tuttuğu tehtidkar asa, açtığı kapının arkasındaki bir rahibenin ödünü koparmıştı. Ortadan kaybolan kadına aldırmadan iki yana koyulmuş sıraların arasındaki büyük boşluktan, adımlarını yavaşlatmadan yürümeye devam etti. En ön sırayı da geçip, tepesindeki asılı çarmıha gerilmiş İsa figürünün önünde durdu. Başını kaldırıp kilisenin tavanından itibaren ağır ağır indirdi başını, yapma İsa'yla gözgöze geldi...

O anda diz çökmüştü, umutsuzluğunun doruğa ulaştığı anlarda bile, en berbat olayların gerçekleşmesinden sonra bile dimdik duran, ifadesiz yüzü ve gizemli bakışlarını, derin ses tonunu koruyan Castiel, Tanrı'nın evinde,sonunda bırakmıştı kendini... Kafası öne eğikti, yağmurluğu kilisenin zemininde ufak çapta bir göl oluşturmaya başlamıştı. Asası hala elindeydi,fakat onu zorlanarak tutuyordu. Karşısında zayıf düşebileceği tek varlık oydu, ve onun öğütlerine, vereceği umutlara ihtiyacı vardı...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.


En son Matthew Dean Wood tarafından Ptsi 18 Ocak 2010, 00:33 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Emmanuelle Iris Lithium
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 73
Yaş : 24
Nerden : The Church Of Tempted
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Bela Çiçeği
Rp Yaşı : 24
Patronus : Panter
Rp Sevgilisi : `Aşk-ı Hüzün`
Kayıt Tarihi : 05/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Salı 03 Kas. 2009, 22:06

Emmanuelle Meryem Ana'nın minyatürüne dalmıştı. Kabul etmeliydi ki, kusursuz büyüleyicilikteki bu minyatür insanı derinliklerine çekiyordu. Meryem Ana' nın dimdik duran vücudu, kucağındaki bebeği en anaç rüzgarla sarıp sarmalamıştı sanki. Emmanuelle Meryem Ana'nın kucağında Isa'nın bebek figürlerine dalmışken içeriye sırılsıklam bir beden girivermişti. Açık renk paltolu, Tanrı'nın nimeti yağmurla sırılsıklam olmuş düzgün giyimli birine benziyordu. Emmanuelle bu beden kapıdan süzülürken anlamıştı kimin geldiğini. Kiliseyi dolduran ve Emmanuelle'in gövdesinin aniden kendine dönmesini sağlayan kokusu dolmuştu heryere. O' nu gözlediğini farketmeden adımlarını yavaşça sıralanmış oturakların ilkine yöneltmişti adam. Uzun uzun karşısındaki çarmığa gerilmiş yapma bedene bakmıştı. Güçlü bedenini gölgeleyen keskin gözleri taramıştı tüm kiliseyi yavaşça. Ardından yorgun görünen vücudu çömelmişti aniden. Sanki bıkkın gibiydi. Belli ki yorulmuştu düşen göğsü nefes alıp vermekten. Güçlü görünümlü omuzları, kaldıramayacağı kadar ağır yükle çökmüştü.

Emmanuelle topuklu ayakkabılarının kilisede yankılanan sesine aldırış etmeden adama doğru yaklaşmaya başladı. Her adımda biraz daha kesinleşti düşünceleri. Her topuk sesinde daha da belirdi zihninde planları ve O' nun hakkında düşünceleri. O ise, Emmanuelle' in yankılanan topuk seslerini duymasına karşın dönüp bakmamıştı. Öyle derinlere dalmıştı ki; ses bile onu uyandıramamıştı. Çömelen gövdenin yanı başına geldiğinde adamın elinde alalade tuttuğu asasını gördü. Çekip alınası asaya dokunmadı bile. Oyunu zor oynamak istiyordu. Saçlarını elinin tersiyle savurduktan sonra adamın ıslak omzuna koydu işaret parmağını hafifçe.

"Baban seni üzüyor mu Castiel?" dedi sanki canı yanmış bir çocuğu avuturcasına bir ifade vardı yüzünde. Adamın sağ omzuna koyduğu işaret parmağını sol omzuna doğru kaydırmıştı arkasından ilerleyen adımlarıyla birlikte. Bu hareket o kadar çok şey anlatıyordu ki aslında; Tanrı'nın sağ omzundaki Melek'le, sol omzundaki Şeytan vardı rehberde. Castiel de anlamıştı Emm' in kamçılayan ses tonundan ne demek istediğini.
Aşikardı...
Isa ise tüm suskunluğuyla tam karşıdan izliyordu olan biteni. Çarmığa gerilmiş bir vücut, gözlerini dikmiş Babası'nın meleklerini gözlüyordu. Sanki önleyebilirmiş gibi, sanki Karanlık' ın Meleği Emmanuelle' i durdurup, Castiel' i koynunda koruyabilirmiş gibi. Sanki şu an masmavi ve donukça çizilmiş yapay gözlerinin önünde başlamış ayini durdurabilirmiş gibi...

Emmanuelle başını kaldırdı kendine güvenen bir edayla. Bakışları keskin ve teşvik ediciydi. Şeytan ayine hazırdı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Çarş. 04 Kas. 2009, 20:54

Kapalı gözleri ve diz çökmüş bedeniyle kendisine verilecek emri bekleyen Tanrı'nın meleği, babasının suskunluğunun sebebini anlayamamış bir şekilde, kıpırdamadan bekliyordu. Neredeydi bu emir? Neden Tanrı onunla konuşmuyordu???

Daha öncesinde ne zaman bu kadar ümitsiz, bu kadar yalnız ve çaresiz olsa Tanrı'nın evlerinden herhangi birine giderdi. Aradığı cevabı bulabilmek için çarmıha gerilmiş İsa minyatürünün önüne diz çökerdi, beklerdi... Bu bekleyiş pek uzun sürmeden, birdenbire aklında beliren düşünce seli,onu aradığı cevapları nerede bulabileceğine yönlendirir, yol gösterirdi. Umudunu ve neredeyse inancını kaybetmiş bir şekilde, ruhunun boynu bükük olarak girdiği kiliseden, başı dik, her zamankinden kararlı ve inançlı çıkardı. Ona yaptığı ziyaretler sayesinde bu kadar güçlüydü, işte bu yüzden daha önce hiçbir düelloda kaybeden taraf olmamıştı henüz... Hiçbir şekilde karanlık tarafa geçmeyi düşünmemişti, güç düşkünü biri olmasına rağmen asla ona kurulan tuzaklara düşmemişti. Tüm bu olumlulukların tek sebebi, Tanrı ile yaptığı 'sohbet'ti. Fakat şu an ses seda yoktu, Cass'a yaptığı başka bir sınavdı bu da. Bu sıralar adamı çokça sınıyordu, çok zorluyordu. Hiçbir zaman olmadığı kadar yalnız hissediyordu, ardı ardına başına gelen olumsuz şeylerden sıkılmış, yorulmuştu...
Tanrı'dan gelecek herhangi bir sese o kadar odaklanmıştı ki, topuklu ayakkabılarıyla kilisenin zeminine işkence çektiren ve tüm binada yankılanan tok sesi duymamıştı. Etrafında başka biri olduğunu, onunla muhattap olan birinin olduğunu, sağ omuzundan sol omuzuna doğru akan bir parmakla anlamıştı. Ardından gelen yorum, ve kadının (sesten anlaşılıyordu) Castiel'in adını bilmesi, onu görmezden gelmesini imkansız hale getirmişti. Demek bu yüzdendi, Tanrı bu yüzden ona henüz seslenmemişti. Söylediklerinin duyulabileceğinden endişeleniyordu herhalde...
Muggle filmlerinde yapılan ağır çekim bir filmdeymiş gibi, yavaş yavaş, önce sağ bacağını yerin zeminine koyup destek alarak ayağa kalkmıştı Castiel. Kadın arkasındaydı, kısık kısık nefes alıyordu ve kilisenin sükünetinde net bir şekildr duyuluyordu. Asasını tutan eli, onu sıkıca kavramıştı. Ve aynı ağırlıkta döndü ona tüm vücudunu.. Karşısındaki kadın oldukça kısa sayıalbilecek, tüm vücudunu sarıp sarmalayan kırmızı bir elbise giymişti. Dalgalı saçlarıyla siyah ojeli tırnakları uyum içindeydi. Kusursuz bir görüntüyle karşı karşıya kalan Castiel ise, kimin geldiğini anlamıştı. Kötülüğün yöneticisinin en iyi hamlesiydi bu. Karşısında bir melek vardı sanki, fakat iyilik saçmadığı kesindi...


"Bana ismini bahşet, şeytanın elçisi..."

Gizemli, derin fakat emredici bir ses tonuyla konuşmuştu. Bakışları her zaman olduğu gibi esrarengiz değildi, aksine karşısındaki varlığı delip geçiyordu. Dağınık, ıslak saçlarından düşen damlaların yarattığı su birikintisi kadının ayakkabılarına kadar genişlemişti, yağmur şiddetini azaltmadan pencereleri dövüyordu. Mum ışığıyla aydınlanan kilisenin içi, çakan şimşeklerle bir anda aydınlanıp,tekrar sönüyordu. Burada tam anlamıyla karanlık ve aydınlığın savaşı vardı, doğa olacakları önceden seziyordu adeta...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.


En son Matthew Dean Wood tarafından Ptsi 18 Ocak 2010, 00:34 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Emmanuelle Iris Lithium
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 73
Yaş : 24
Nerden : The Church Of Tempted
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Bela Çiçeği
Rp Yaşı : 24
Patronus : Panter
Rp Sevgilisi : `Aşk-ı Hüzün`
Kayıt Tarihi : 05/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Çarş. 04 Kas. 2009, 21:46

Emmanuelle her zamanki gibi kendinden emin, güven dolu ve olacaklara kışkırtırcasına bakıyordu adama. O' nun tüm vücudunun milimetre karesine kadar süzüyordu onu. Ona doğduğunda ezberletilmiş adların içinde vardı adı, ezberletilen suretlerden biriydi tanıdık yüzü, gözlerinden akan güçse belli ediyordu herşeyi. Keskin bakışlarının altında adam yükselmişti dizlerinin üstünde, yavaş adımlarla göstermişti yüzünü Emmanuelle'e. Saçları sırılsıklamdı ve damlacıklar dökülüyordu, yüzü keskin hatlı ve güçlü görünüyordu. En önemlisi Emmanuelle için; gözleri karşısındakini delercesine keskin bakıyordu. O' nun gözlerini görmek yeterdi Emmanuelle' in yüzüne gülümsemesini yerleştirmesine ve gözlerini biraz daha kısmasına. Bir elini kıvrımlı beline koymuş gözlüyordu adamı. O ise, Emmanuelle' i süzüyordu baştan ayağa. Biliyordu, adı gibi biliyordu karşısındakinin kim olduğunu.

Emm' i uzun bir süre bekletmeden duyurmuştu O' na tok sesini. Gökyüzünün Efendisi' nin gönderdiği şimşekler aydınlatırken karanlık kiliseyi O, ismini sorguluyordu. Tanrı' nın Melek' i tembeldi. Emmanuelle' in zihnine doğuşunda kazınan kaderi, avucunun içine kazınmış isimleri, gözlerine mühürlenmiş suretleri O' nda henüz Bilinmeyenler Denizi' ydi. Güneş batmış, gün yerini geceye bırakmak üzereydi. Emmanuelle güçlensin diye gönderiyordu Nyx karanlık bulutlarını erkenden. Baba' sı ise aydınlatmaya çabalıyordu çocuklarının yolunu kesik kesik şimşeklerle. Emmanuelle yüzü kendine dönük adamın sorusunu cevaplayacaktı şimdi. Duruşunu hiç bozmadan eğildi adamın sol kulağına doğru.

"Emmanuelle..."

Kusursuz dudaklarının biçim aldığı fısıltısı, şimşeklerin uğultulu sesini bile bastırmıştı. Kırmızı dudaklarından çıkan nefesi karanlığa karışıyor, Castiel' in kulağında son buluyordu. Gök' ün gücünü susturan bir fısıltıyla öğretmişti adını usulca Emmanuelle O' na. Kadın yavaşça eski yerine doğruldu yüzünde zaferin pırıltılı ve o denli sinsi gülümsemesiyle. Bakışları tehditkardı ve keskindi. Şimdi herşeyi daha iyi biliyordu adam. Adı ona anlatmaya yeterliydi herşeyi. Biliyordu Karanlık' a doğan kızın hikayesini. Mühürlenişini, Gece' ye tapışını, kutsal kırmızıyla kanatacağı bedenlerin hikayesini ve Şeytan' ın yer yüzünde yüz bulmuş halini... Ve şimdi bu destanın can bulacağı yüze bakıyordu. Babası' nın Evi' nde, ondan yardım dilerken, O' na kendinden bir o kadar uzak ve kimse bilmese de bir o kadar kendi sureti kadın hediye geliyordu...
Kadın adamın sol omzuna hafifçe koydu elini. Vücudundan gelen kokuyu adama eser bırakarak etrafında yavaş adımlarla dönmeye başladı. Duydukları tek ses şimşek ve topukların tok sesiyken...

"Adımı hatırladın mı Castiel ?"

Sesi fısıltısından daha yüksekti ama çok daha güçsüzdü şimdi. Kendinden emin bir hava bırakıyordu sadece ardında. Kadının adımları adamın tam ardına gelmişken diğer elini de omzuna yerleştirdi ve az önceki sözcüklerini kıskanan bir sesle fısıldadı tekrar.

"Emmanuelle ?"... Saniyeler geçti ardından ve kadın ellerini indirip adımlamaya başladı tekrardan. Adamın etrafında dönmüştü bir kez ve şimdi tekrar gözleri birbirini bulmuştu. İkisi de tehditkar, ikisi de korkusuz, ikisi de... Benzersiz...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Çarş. 04 Kas. 2009, 22:23

Karşısındaki harika görünen cadının tüm cazibesiyle kulağına eğilip ismini fısıldaması, soğuğun da yardımıyla yaratılan tüm canlıların içinin titremesine sebep olurdu, buna Castiel'da dahildi. Fakat kadının, olduğu şeyin ne olduğunu onu gördüğü anda çözmesi, ve elbette Tanrı'nın da yardımıyla Castiel'a kıpırdamadan duracak gücü vermişti. Alev alev, Cehennem ateşiyle yanan elini omuzuna koyup, Castiel'ın çevresinde yavaş yavaş dönmesi, tam olarak arkasıan gelmeden söylediği sözcükler, yine normal bir insanın başının dönmesine sebep olurdu. Onun cezbedici kokusunun ciğerlerinin derinliklerine sinmesine güçlükle aldırmıyordu, fısıltısının hızla esen bir ayaz gibi insanın kanını dondurmasına aldırmıyordu. Tam arkasına geldiğinde diğer elini de omuzuna koymuş, ağır ağır dönmeye devam ediyordu. En sonunda ellerini indirip adamın tam karşısına geçti. Gözlerinin içindeki Şeytan'ın zaferle gülümsemesi aşikardı...

Castiel henüz bir yanıt vermemişti, elbette hatırlamıştı onun adını. Şeytan'ın meleğini görünce tanırdı. Kadının seranatı kıpırdatmamıştı onu,ağır ve derinden nefes alıp veriyordu hala. Aklındaki cümleleri toparlaması çok sürmedi, delici bakışları dışarıdaki fırtına gibi tüm hızıyla sürüyor, karşısındaki kadına hayatı zorlaştırıyordu...


"Lanetli ismini hatırlamakta zorlanmadım. Tanrı'ya isyan edip onun yolundan çıkan lanetli yaratığın meleğisin, tıpkı onun gibi aciz, onun gibi zavallı, onun gibi ümitsizsin.. Ve Tanrı'nın Savaşçısı'nın önüne çıkmaya cesaret edebilecek kadar yüzsüzsün..."

Asasını bir anda, inanılmaz bir hızla hareket ettirerek, daha önce eşi benzeri görülmemiş, bu an için sakladığı o büyülü sözcükleri fısıldadı. Asası kilisenin tavanını hedefliyordu, ve bir anda çatıyı darmadağan eden bir yıldırım düştü binanın tepesine.. Açılan geniş boşluktan süzülüp içeri giren, kaynağı gökyüzü olan bembeyaz bir ışık kümesi Castiel'ı sarıp sarmaladı. Adamın elleri havaya kalkmış, gözleri ışığın kaynağına bakıyordu. Tanrı'nın ona bahşettiği bu gücü, bu büyüyü, tam zamanında, tam da kullanması gereken varlığa karşı kullanmıştı. Zaferle, yavaş yavaş yükselmeye başladı gökyüzüne, kadının boyunun iki katı yüksekliğine kadar çıkıp sabit kaldı. Gökyüzüne bakan başı ağır ağır indi yeryüzüne, ve kilitlendi Şeytan'ın Meleği'nin gözlerine. Cadının gördüğü manzaraysa şok ediciydi. Castiel'ın gözlerinin olması gereken yer bembeyaz bir ışıkla kaplıydı, bakışları kadının bir spot ışığına maruz kalmasını sağlıyordu adeta.. Yıldırımlar ardı ardına düşüp kilisenin çevresini sarıyor, etrafı korkuyla kaplıyordu, Tanrı'nın korkusuyla...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.


En son Matthew Dean Wood tarafından Ptsi 18 Ocak 2010, 00:35 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Emmanuelle Iris Lithium
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 73
Yaş : 24
Nerden : The Church Of Tempted
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Bela Çiçeği
Rp Yaşı : 24
Patronus : Panter
Rp Sevgilisi : `Aşk-ı Hüzün`
Kayıt Tarihi : 05/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Perş. 05 Kas. 2009, 16:41

Emmanuelle' in gözleri kilitlenmişti adamın keskin gözlerine. Kadın yapacağı hamleleri tek tek planlamıştı, tek tek kazımıştı aklına. Cehennemden gelen ateşle ışıldıyordu gözleri ve suskunluğu anlatıyordu dudaklarından gelecek kuvveti. Beline yerleştirdiği elleri, ölümsüz düşmanının karşısında zerre kadar titremiyordu. Keskin bakışlarını bir kez bile kaçırmıyordu. Çünkü görüyordu Castiel' i gözlerinden. Neler yapabileceğini, zayıf yönlerini, açlıklarını ve en ufak tanesine kadar doyduklarını... Şimdi tek gereken kadının karanlık gücünü ona çevirmesiydi.

Pek de kısa sayılamayacak göz temasının ardından adam konuşmuştu. Emmanuelle' in lanetini ve Şeytan' ın esrarını sorgulamaya kalkmıştı. Şimdi kadına düşense Castiel' e olan biten herşeyin iç yüzünü göstermekti. Kadın, Castiel' in sözlerinden sonra koca bir kahkaha koyuvermişti. Zaferin kıvılcımlarının karanlıkla buluştuğu kilisede yankılanan sesi bile ürkütmeye yeterdi içindekileri. Emmanuelle güçlü kahkahasının zevkini en ufak tanesine kadar almış ve şimdi derin bir nefes çekmekle meşguldü ciğerlerine. Kilisenin o nefret ettiği kokusunun yanında, seherbazın yağmur damlalarıyla sulanmış kokusu da sinmişti karanlık bölmelere. Hepsini tek tek duyuyordu... Emmanuelle gözlerini dikmiş adama bakarken, asasını tutabildiği kadar güçlü tutuyordu Castiel. Asasını kilisenin küçük kubbesine yönelmişti birden kusursuz bir hızla, şimşekleri kıskandıran bir ışıkla patlamıştı gücü. Castiel yavaş yavaş yükselmişti yerden. Bembeyaz kudretli bir ışıkla daha da yükseliyordu. Kadının boyunun yaklaşık iki katına geldi ve durdu. İki spot lambası gibi aydınlatıyordu gözleri Emmanuelle' in aşağıdaki vücudunu. Kadınsa gözlerini bir an olsun ayırmamıştı Melek' ten.

Emmanuelle kararlı bir kadındı, ama sinirlenirse o kadar tehlikeli olabilirdi ki; işte kaçacağınız an belliydi. Castiel, Emmanuelle' in hüküm sürdüğü yeryüzünde kalamamıştı daha fazla. Iris' in gücünün saçtığı kudret onu rahatsız etmişti elbet. Babasının evi göklere yükselmişti, sanki onu kurtarabilirmiş gibi. Adımları elbet buluşacaktı yerle ve o an Emmanuelle orada olacaktı. Castiel' in bile farkına varabileceği bir kızgınlık vardı Emmanuelle' in yüzünde. Castiel' in yüzüne vuran ışıklarının altında avına saldırmaya hazır bir kaplan gibi germişti kollarını aniden. Yüzündeki ifadeyse tiskinircesine bakıyordu adama. Emmanuelle aniden kaldırdı sağ ayağını ve o denli hırsla vurdu ki yere, kilisenin zemini sarsılmıştı gücünden. Hırsının ve karanlığının verdiği güçle sallamıştı yeryüzünü, topuğunun çarptığı zeminde koca bir delik açılmıştı. Ayağının yerle temas ettiği anda sallamıştı kollarını tüm siniriyle aniden. Castiel' in ışığının altında, avuçlarından rüzgara karışan simsiyah tülleri görmemenin ihtimali yoktu. Tüller rüzgarla dansını tamamlayınca buluşmuştu yerle ve Şeytan' la randevusuna geç kalmamak için zemin çekmişti onları içine, en derinine. Burnundan hızlı hızlı nefes alıp veriyordu kadın, dalgalı saçlarıysa ruh halinden anlarmış gibi savruluyordu. Kolları hala iki yana açıktı ve kiliseyi inleten sesiyle bağırdı.

"Castiel !"

Sesi rüzgarı sallamıştı ve adamın bakışlarını dikmişti üzerine aniden. Sinirle soluduğunu iliklerine kadar belli edercesine kaldırdı elini. Avuçlarındansa çıkıyordu karanlığın ince sisi... Adamın ayaklarını hedeflemişti karanlık avuçları uzun parmaklarıyla.

"Tanrı dediğin sana bile merhamet etmiyor değil mi Castiel? Baban kimseyi sevmiyor ve Şeytan ..." dedi kiliseyi inleten yüksek sesiyle ve yöneltti avucundan saçılan simsiyah sisi adamın aydınlığına.

"Hakettiğini verecek herkese..." Cümlesini tamamlayışıyla adamın aydınlığını soğurmaya başlamıştı. Kilisede sesi hala yankılanıyor, ayaklarını her oynattığında sallanan zeminden anlaşılıyordu, aşağıda kardeşlerinin sabırsızlandığını. Emmanuelle tüm görkemiyle bakıyordu adama. Korkmuyordu, çekinmiyordu, bıkmıyordu. Artık kabul etmeliydi herkes gerçeği, Şeytan her zaman çekiciydi...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Perş. 05 Kas. 2009, 21:43

Işığın her kutsal taneciği iliklerine işler, onu adeta beslerken Castiel yükselmeye devam etmemiş,durup kadına dikmişti gözlerini. Yeryüzünü karanlık güçleriyle kasıp kavuran Şeytan'ın Meleği'nden uzaklaşıp yükselmek ona güç vermiş, umut vermişti. Her zaman olduğundan çok daha fazlaydı şu an Tanrı'ya inancı, içindeki umut Güneş'ten bile büyüktü. Kararan havanın yarattığı kasvetli havayı paramparça eden bembeyaz ışık kümesi her ışınıyla karanlığı rahatsız ediyor, aşağıda duran kadının gözlerini kısmasına sebep oluyordu...

Kolları açılmış, rüzgarla savrulan saçları ile 'pür çekicilik' abidesi, şeytanın ona verdiği nimetleri birer birer kullanmaya başlayacaktı, Castiel bunun bilincindeydi. Beklediği gibi de oldu, yeryüzünü sarsan bir kuvvetle topuğunu yere vurarak tehtidkarlığının büyüklüğünü göstermişti. Kilisenin tavanında ortaya çıkan büyük çatlak, eski Yunan Tanrılarından Thor'un balyozundan nasibini almış gibiydi. Fakat bu basit numaralar Tanrı'nın Meleği'ni tehdit edemezdi, edemiyordu. O havadaydı, Baba'sına biraz daha yaklaşabilmek için yükselmişti. Baba'sının ona bahşettiği aydınlığı ortaya çıkarmıştı... Aydınlık... Bir sorun var gibiydi, bu sorunu anlayabilmek için Castiel'ın gözlerini kadına çevirmesi yeterliydi. Aydınlığı örtülemek için yarattığı siyah sis işini yapmaya başlamıştı. Castiel'ın ayağından sonrası karanlığa karışmıştı bile...

'Cennet'in Kılıcı'nı kaldırdığı doğrulttu karanlığın kaynağına, haykırdı korkutucu sesiyle ışığın büyüsünü tekrardan... Siyah sisi yok edecek ikinci bir kaynak belirmişti, ufak ufak eritiyordu cadının eserini... Kadının başka birşeyler daha yapacağından emindi, bu kadar güçsüz değildi elbette.. Ama şimdilik Bela Çiçeği mağlup durumdaydı...

İsa'nın figürünü arkasına alacak şekilde, üstüne vuran ışık kümesini de taşıyarak uçtu yavaş yavaş Castiel. Vuracağı darbe büyük ve beklenmedik olacaktı, bu şekilde planlıyordu. Bu şekilde olmak zorundaydı, savaşı iyi taraf kazanacaktı, Tanrı kazanacaktı. Onun yarattığı sefil yaratık bunu başaramazdı. Bunun bilinci Castiel'a güç vermişti yine, uzun zamandır kendini bu kadar güçlü hissetmiyordu. O kadar güçlüydü ki, Reneé aklının ucundan bile geçmiyordu. Aldığı her nefeste onu düşünmekten bıkmıştı, ama elinde değildi. Bunu kendi başına durduramamıştı. O yüzden gelmemiş miydi zaten Tanrı'nın evine? Yardım almak için...


"Tanrı yardımını hiçbir kulundan esirgemez! Buna sende dahilsin Emmanuelle! Tanrı yardımcın olsun!!"0

Cennet'in Kılıcı tekrar kalktığında bir kırbaç gibi şaklayarak ikinci bir büyüyü gökyüzüne yollamıştı. Aradan bir milisaniye geçmeden Tanrı'nın mucizesi gökyüzü ona cevap vermiş, istediğini ona vermişti. Karanlık Meleğin başı feci şekilde dertteydi şimdi, tapındığı şeyin ne kadar güçlü olduğunu gösterme zamanıydı işte...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.


En son Matthew Dean Wood tarafından Ptsi 18 Ocak 2010, 00:36 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Emmanuelle Iris Lithium
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 73
Yaş : 24
Nerden : The Church Of Tempted
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Bela Çiçeği
Rp Yaşı : 24
Patronus : Panter
Rp Sevgilisi : `Aşk-ı Hüzün`
Kayıt Tarihi : 05/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Cuma 06 Kas. 2009, 17:00

Emmanuelle adamın etrafını saran ışık huzmesine bakıyordu dikkatlice. Ancak böyle odaklanabilirdi ve karanlığıyla silebilirdi gereksiz ışığı. Avuçları hala dönüktü Castiel’ in ayaklarına. Işığına karşı simsiyah sise boğuyordu onu. Ta ki adam ikinci bir ışık huzmesinin de onun vücudunu sarmasına izin verene kadar. Emmanuelle gözlerini iyice kıstı ve odaklandı. Kardeşleri sabırsızlanıyor, Efendi’ si ona acıyan gözlerle bakıyordu. Şeytan’ ın elçisi asla bu duruma düşmezdi, düşemezdi. Derin bir nefes aldı ve uzun parmakları kopacakçasına gerilmiş avucunu adamın ayaklarına doğrulttu.
Emmanuelle karanlıktan aldığı kuvvetiyle hareket ediyordu. Her saniyeyi milimetrik hesaplarla tartıyor, yelkovanla akrebin birbirini keseceği anı bekliyordu. Sağlamca yere bastığı ayaklarının yer altından aldığı güçle simsiyah isini yayan ellerinin yanında, gözleri tam karşısındaki koca saate kaymıştı. Çok az kalmıştı, hem de çok…
Adamın bir sonraki hamlesi asasını doğrultup göğe, bilinmedik bir şeyler fısıldamak olmuştu. Babasından aldığı güç onu yüceltiyordu ve Cennetin Kılıcı, Emmanuelle’ in lanetli güzelliğine gölge düşürecekmişçesine büyük bir kıvılcım gönderiyordu üstüne. Düşmek üzere olan yıldırım o kadar kuvvetliydi ki, aydınlatıyordu tüm kiliseyi baştan ayağa. Kusursuz güzellikteki bir ışık yayıyordu etrafa. Ama Emmanuelle’ in tiksintiyle bakan gözleri yine erken davranmıştı. Saliselerin birbirini kovaladığı anlarda kendini bir ışık huzmesine kaptırıp bulmuştu bedenini, koca Isa heykelinin tam tepesinde. Ayakları değiyordu tam Isa’nın ardındaki çarmığa. Koca yıldırımdan sıyrılmıştı kusursuz bir hızla. Yıldırım kilisenin zeminini delerken, Emmanuelle sinsi gözlerini doğrulttu ona arkası dönük Castiel’ e. İşte beklediği fırsattı.

Elbisesinin derin dekoltesine gizlediği ince ve zarif asasına ulaştı. Onu görmenin kendini her zaman nasıl gülümsettiğini hatırladı kısa bir süreliğine. Yüzünden zafer kıvılcımlı gülümsemesi eksilmeden uzun parmakları kavradı asasını. Kasılmış kolları ve gerdiği vücuduyla uzattı kolunu adamın tam ardına doğru. Kiliseyi inleten sesi yankılanmıştı aniden tüm gücüyle.

“Evertastartin!”

Benzersiz bir huzme çıktı asasından ve babasına saniyelerle daha da çok yaklaşan adamın tam sırtına isabet etti. Güçlü bedeni ışık halkalarından kopup, koca bir gürültüyle yere çakılmıştı. Emmanuelle ise asasını elinde sımsıkı tutarak hayatında en zevk aldığı kahkahalarından birini attı. Kahkahası Emmanuelle’in değildi, Efendi’sinin karanlığının sesiydi. Ürkütücü, korkutucu, kışkırtıcı… Yine bedenini uğultularla dolu biz huzmeye bıraktı ve ayakları adamın tam yanında yere bastığında kısık bir sesle konuşmaya başladı.

“Kimseye acıması yok onun, kimseye… “ dedi usulca ve upuzun topuğunu adamın eline bastırdı. Yüzünde iğrenen bir ifade vardı. “Ve benim, senin aciz babanın yardımına ihtiyacım yok!”

Bu sözleri duyulduğundan daha da içtendi. Belki de hayatı boyunca bir kez tatmadığı merhametin eseriydi. Emindi, söylediklerinden en son yudumuna kadar emindi. Tanrı, hiçbir zaman adil değildi…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Cuma 06 Kas. 2009, 22:58

Işığın gözleri kör edici bir kuvvete ulaştığı anda, Castiel'ın yıldırımının kiliseye girdiği anlaşılıyordu. İnanılmaz bir hıza ulaşmıştı ve kadına çarpmak üzereydi. Ne var ki Şeytan'ın Meleği Castiel'ın tahmin ettiğinden daha çevik, tecrübeli ve zeki çıkmıştı. Birden, büyük bir şaklamayla ortadan kaybolmuştu...

Bir an onun kaçtığını düşündü, ona da bu yakışırdı. Zora gelince kuyruğunu kıstırıp kaçmak tam da Şeytan'ın işiydi. Tanrı'nın yüce gücüne karşı gelemezdi, hiçbir şekilde ona meydan okuyamazdı. Bugün burada kazanılmış bir zafer vardı, bu günden itibaren her şey aydınlık tarafın lehine işleyecekti. Buradan çıkar çıkmaz, karanlık tarafın uşaklarını bir bir yakalayacak ya da Cehennem'in dbine yollayacaktı. Onlardan her birini teker teker etkisiz hale getirmekte kararlıydı, kendin verdiği bu sözü tutacaktı. O aciz biri değildi, aksine ne kadar güçlü olduğunu kanıtlamıştı...

Bu düşüncelerle yavaştan alçalmaya başlamıştı. Tepesindeki ışık kümesi kiliseyi aydınlatmaya devam ediyordu, Cass'ın baktığı her yer aydınlanıyordu, göz bebekleri bembeyazdı, aydınlıktı... Derken hiç beklemediği bir yerden aldığı bir darbeyle kendini tam karşısındaki haç işlemeli duvara doğru uçarken bulmuştu. Aradan milisaniyeler geçmiş ve büyük bir güçle, duvarda neredeyse diğer odaya geçecek kadar büyük bir delik açarak yere yığıldı. Tanrı'ya olan aşırı güveni ve tedbiri elden bırakmasının sonucuydu bunlar... Etrafını ören ışık kümesini kalkan sanmıştı herhalde, nasıl bu kadar aptal olabilirdi? İncinen kemiklerinden çok ahmaklığı canını yakarken, güçlükle sol kolunun dirseğinden destek alarak yerden az da olsa yükseldi. Ayağa kalkmaya çabalıyordu, bir dakika öncesinde göklerde olan aydınlık varlık şimdi sereserpe yatıyordu, çaresizdi, güçsüzdü...

Eline bir bıçak gibi saplanan acıdan sonra Emmanuelle'in lanetli topuğunun derisine işlediğini gördü. Şeytan'ın Meleği ayaktaydı, tüm zerafeti ve güzelliğiyle, gözlerinden nehirler gibi akan özgüveniyle, karşısındaydı. Zaferle gülümsüyordu, şeytan kazanmış gibiydi. O an midesine saplanan ikinci bir acı ile kastı tüm kaslarını. Baba'sını utandırmıştı, karşısındaki varlığın, onun güçlerini sorgulamasına izin vermişti. En önemlisiyle, ondan aldığı büyünün, kazanmak adına hiçbir işe yaramamasıydı. Peki şimdi ne yapacaktı? Kime güvenecekti? Baba'sıyla karşılıklı inanç kaybı yaşamıştı anlaşılan, çarenin nerede olduğu ise muammaydı...

O zaman kendi kartlarını oynama zamanıydı Castiel'ın, kullanmaması emredilen gücünü kullanacaktı. O kazanmak istiyordu, ne olursa olsun karanlık tarafın kökünü kazıyacaktı, buna yeminliydi. Şu an sadece kendisi vardı yanında, güvenebileceği tek varlık kendisiydi... Cadının Tanrı'ya olan kini ile birşeyler söylemesi şu anda Matt'in umurunda değildi. Onun duyamayacağı şekilde bir yardım çağırıyordu. Tanrı'nın bir nimeti olan Doğa'yı kullanacaktı tekrar, fakat başka bir yolla...

Bastığı yere bakmadan adama acı vermeye devam ediyordu kadın, durumundan epey hoşnuttu. Fakat bakması gerekirdi, tedbiri bu kadar çabuk elden bırakmamalıydı. Çünkü şu an Notre Damme kilisesindeydi, kilisenin güneyinde, neredeyse bitişiğinde bir orman vardı. O yüzden bu kadar çabuk gelmişti yardım.. Sayıları yüz kadar olan büyüklü küçüklü yılanlar sarmıştı etraflarını, fakat hayvanların tek hedefi vardı, o da Şeytan'ın uşağıydı... Çıplak ayak bileklerini ısıran küçükler, bacaklarına tırmanıp kısa elbisesinin içinden onu saran, boğmaya başlayan ortancalar ve dış tarafından, onu sarıp sarmalayıp asasının düşmesine sebep olan devasa pitonlar kadını nefessiz bırakmıştı. Gerileyerek dengesini kaybedip, yere atmıştı kendini Emmanuelle, gözlerinden anlaşılacağı gibi şaşkındı, ne olduğu anlamadan gelişmişti tüm olaylar... Kafasını hafiften kaldırıp baktığında, dağlar kadar ayakta ve sağlam Castiel'i gördü. Az önceki darbeden eser yoktu, ve sessizce tıslıyor, yılanlarını yönetiyordu. Henüz onu öldürmelerine izin vermemişti, kadının son sözlerinin merakı içindeydi. Yaptığı hamle ve kazandığı zaferin haklı gururu ve Tanrı'nın emirlerine karşı gelmesi sonucu ortaya çıkan endişesi birbirine karışmıştı. Fakat gözleri tüm bu duyguları perdeliyordu. İfadesiz yüzüne tezat giderek, ateşler saçıyordu, ve çaresiz cadıya kenetlenmişti...


"Şu an Baba'mın yardımı kulağa hiç de kötü gelmiyor değil mi? Sefil efendinin yardımları seni bu durumdan kurtaramaz artık! İhtiyacın olan şey Tanrı'nın merhameti... Onun bana verdiği emirlere göre hareket ettiğime göre, ihtiyacın olan şey merhametim... Zehirli dilinin arkasında ne saklıyorsun söyle, eğer gözlerinden anladığım şeyse bu, merhamet dileyeceksin...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.


En son Matthew Dean Wood tarafından Ptsi 18 Ocak 2010, 00:37 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Emmanuelle Iris Lithium
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 73
Yaş : 24
Nerden : The Church Of Tempted
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Bela Çiçeği
Rp Yaşı : 24
Patronus : Panter
Rp Sevgilisi : `Aşk-ı Hüzün`
Kayıt Tarihi : 05/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   C.tesi 07 Kas. 2009, 00:54

Emmanuelle zaferle ışıldayan gözleriyle Castiel' a bakıyordu. Ayaklarının dibindeki Castiel' e... Susmuştu, artık etmesi gereken sözler yoktu. Sadece bakıyordu adama ve o anlıyordu gözlerinden ne dediğini. Sinsi gülüşünden anlıyordu hissettiklerini. Bakışları soğuk, keskin ve derindi. Castiel adım adım izliyordu, göz bebeklerinin haritasını çıkarıyordu sanki. Emmanuelle ise yavaşça kaldırıyordu topuğunu adamın avucundan. Geriye sadece derin bir iz bırakarak...

Pek uzun sürmedi Castiel' in hatasını telafiye kalkışması. Yelkovanın ilk kıpırtısında yapmıştı birinci hatasını. Cezası ise kadının yüzünden okunuyordu. Castiel için, yerlerde sürünmek, kemiklerinde bir kaç küçük çıtırtı hissetmek ve başka hiçbir şey; Emmanuelle' in hayatında verdiği en büyük histen daha utandırıcı olamazdı. Aşağılama... Kadının bakışları eziyordu belki de adamı. Kazandığı, son damlasına kadar içilecek bir zafer değildi kana kana. Ama öyle hissettirebilirdi... Anlamıyordu Emmanuelle, asla da anlamayacaktı. Göklerinde üstünde bir varlık vardı ve soluduğun havadan bastığın yere kadar hakimdi? Herşeyi bilebilir, herşeyi duyabilirdi? Herkese hükmeder ama hiç kimseye hiçbir şey vermezdi! Emmanuelle hiçbir zaman anlamamıştı. Tanrı dedikleri, herşeyinizi bir çırpıda kaybettirirdi ve avuçlarını boş bırakıp giderdi. Hiçbir zaman adil değildi. Bu yüzden Şeytan vardı ve bu yüzden Emmanuelle Yerler'in Tanrısı' nın kızı olarak doğdu. Onlara hiçbir zaman verilmeyen hakettiklerini almak için... O; adil bir elçiydi. Teni toprakla yoğrulmuş, gözlerini yakuttan almış, vücudu altınla dokunmuş ve sıcaklığını ateşlerden almış bir Melek'ti. Adını Şeytan fısıldamıştı kulağına ve canını Nyx alacaktı. Soluğunu ancak gece verebilirdi. Fısıltıları ancak o zaman kaybolabilirdi.

Ona ilk kez ölümünü hatırlatansa Castiel' ın ağzından dökülen sözcükler ve ardından etrafını saran onlarca yılan olmuştu. İnce ayak bileklerinden başlıyor ve bacaklarından yükseliyorlardı. Birkaç tanesi belini sararken, en büyüğü ve en görkemlisi de boynuna atmıştı kendini. Dostları, Castiel' ın ağzından çıkan sözcüklerle kendini bilmezce hareket ediyordu ve ona adamın gözünde son dakikalarını yaşatıyordu. Emmanuelle can havliyle atmıştı bedenini yere. Yılanların sardığı bedeni güçsüz ve çaresiz düşmüş, asasıysa elinden birkaç santim öteye savrulmuştu. Derin derin enfes alıp veriyordu ve yılanların küçük dokunuşlarının verdiği acıyı görmezden gelmeye çalışıyordu. Bacaklarında tonlarca ısırıklar ve damla damla pür kan çarpıyordu göze. Kilisenin zeminini ıslatıyordu hafiften. Emmanuelle' in babasının hükmü de, boynunu saran yılanın tadımlık gibi görülmeyen bir ısırık için boynuna doğru süzülmesiyle başlamıştı. Vücuduna yapışmış ellerini zar zor kıpırdatabildi ve siyah uzun tırnaklarını kendini toparlayabilmek için kilisenin zeminine geçirdi. Aciz bir şekilde yerde kıvranıyordu Şeytan'ın Melek'i. Ama Castiel' ın zaferi saniyeler sona hüsrana uğramak üzereydi. Saçları zemini süpürürken dirseklerinin üstünde yükselip başını geriye attı. Adam tepkisiz bir şekilde onu izlerken, ne yapmaya çalıştığını kavramakta zorlandığı kesindi. Emmanuelle gözlerini kapadı ve ardından ince boynunda gerilen damarlar patlayacakmışçasına ısındı. Başını doğrulttu ve simsiyaha dönmüş göz bebekleriyle Castiel' a baktı. Tiksinirce, aşağılayıcı ve yudum yudum Emmanuelle dou bir bakıştı. Tek fark Şeytan' ın karanlığıydı. Kadın tırnaklarını zeminden söktüğü anda, Castiel' ın aydınlığına inat koca bir alev sardı kadının etrafını. Rüzgarla birleşip körüklenen alev tüm görkemiyle ışıldıyordu, ortasında Emmauelle'i ve yılanları bırakarak.

İhtişamlı alev geldiği hızla silinmişti kilisenin merkezinden, tek bıraktığı Emmanuelle' in yerinde koca bir kül yığınıydı. Tam merkezinde de ışıl ışıl parlayan bir yakut taşı... Castiel' ın yarı şaşkın bakışları arasında kilisede alevlerin çıkardığı gürültüden sonra sadece Emmanuelle' in o derin fısıltısı duyuldu.

"Baban kanıyor Castiel... Hançerse benim elimde..."

Derin derin fısıltıları yükseliyordu kiliseden. Nereden geldiği belli olmayan fısıltılar Castiel' ın başını döndürüyordu neredeyse. Emmanuelle kaçmamıştı, kaçmazdı, korkmazdı. Hafif kanayan bir kaç nokta dışında karanlıkla sarılmıştı vücudu. Castiel' ı yarı yolda bırakan babası gibi değildi Efendi' si. Emmanuelle' ın gözlerini açtığı Cehennemden gönderdiği aleviyle sarmıştı bedenini. Göstermişti aydınlığın aciz habercisine gücünü. Emmanuelle' in derin ve kışkırtıcı fısıltıları yükselirken kilisede, aklından geçen belliydi. Gücünü sorgulamanın ne demek olduğunu bildirmeliydi .
"Gel bana Işığın Meleği... Saklambaç sever misin?"...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Paz 08 Kas. 2009, 23:26

Yılanlar arasında nadiren görünen güzel yüzde gördüğü çaresizlik ifadesinin birdenbire silinmesi ve yerine kendinden emin, küstah bir gülümsemenin belirmesi üzerine Şeytan'ın Emmanuelle'in yardımına geldiğini anlamıştı Castiel. Ve çok geçmeden kadın içinde bulunduğu zor durumdan, Cehennem'in alevlerini kullanarak kurtulmuştu, karanlığa gömülürken efendisine olan sevgisi azamiydi. Yarı yolda bırakılmamıştı, şimdilik Baba'sının merhametine ihtiyacı yoktu...

Ortadan kaybolması üzerine tüm kiliseyi yankılandıran fısıltılar Castiel'ın kulaklarına doluyor, beynine baskı yapıyordu. Saklanbaç sever miydi? Hayır sevmezdi. Küçüklüğünden beri bu oyunu sevmemişti, gizli kapaklı yapılan işlerden hoşlanmazdı. Arkadan, haince vurmayı, pusu kurmayı sevmezdi. Hiç kimse bu şekilde gerçek gücünü gösteremezdi, hiçbir zaman adil olmazdı. Bu düelloda da böyleydi, fakat bu durumun böyle olmasına alışmıştı Castiel. Her türlü hainliğe hazır olması için yetiştirilmişti, pusuya düşürülmesi neredeyse imkansızdı artık. Ve hoşuna gitmese de, doğru yerde doğru zamanda bunu kendisi de yapıyordu. Sevdiği fakat karanlık tarafa geçen eski dostu James'i bu şekilde öldürmüştü.. Aciz bir şekilde Matt'ten kaçarken öldürülmüş, sırtından 'Sectumsempra' laneti ile vurulmuştu...

Kadının kilisede kaybolması ve onun, insanı ümitsizliğe düşüren zehirli fısıltısı kulaklarına doldurması üzerine, Castiel asasını, yerdeki asaya uzatarak eline uçurdu. Sağ elinde iki asa vardı şimdi, ve büyücülük sanatına göre, zorla alınan asa yeni sahibine itaat etmek zorundaydı. Bela Çiçeği çaresiz bir şekilde Castiel'ın hizmetine girmişti. Cennet'in Kılıcı'nın bu durumdan çok da hoşnut olması söylenemezdi, fakat efendisinin bir bildiği vardı elbet... Asasını aldıktan sonra ortamın soğuduğunu fark etmişti Tanrı'nın Meleği.. Anormal bir soğuktu bu, iliklere işliyor, nefes almasını zorlaştırıyordu. Aradan saliseler geçmişti, ve kafasından çıkardığı onlarca düşünce akın etti gözlerinin önüne, hepsi de olumlu olmayan düşüncelerdi. Reneé'nin gülümseyen yüzü karşısındaydı, çok mutlu görünüyordu. Fakat elinde bir asa vardı, Cass'ı hedef almıştı. Yanında ise 'o' vardı.. Kız Castiel'ı onun uğruna terkedip karanlık tarafa geçmişti. Ama o Cass'a doğrultmamıştı asasını, kıza doğrulmuştu. Düşünceler gözlerinden okunuyordu... Kabuslar ardı ardına belirirken, daha önce yaşamadığı bir tecrübe olmasına rağmen Castiel sezmişti durumu. Bu karşısındaki iblisin bir oyunuydu, ruh emici büyüsüne benzer bir büyü yapmıştı. İçindeki umudu sömürüyordu ve bunu ustaca yaptığı söylenilebilirdi. İki asayı da karşıa doğrultup aklına gelebilecek en mutlu anısını düşündü Castiel, Reneé aydınlık taraftaydı, onun yanında savaşmıştı ve kazanmışlardı. Her zaman oturdukları yerde, göl kenarındaki büyük çınarın dibinde elelelerdi...


"Expecto Patronum!!"

İki asadan da ayrı ayrı fırlayan iki mantikor, umut ve ışık saçarak Castiel'ın etrafına çöken karanlığı yok etmeye başlamışlardı. Işıkları normal patronuslardan çok daha kuvvetliydi, Castiel'ın hayatında yaptığı en güçlü patronustu herhalde. Bu aydınlanmanın sonucunda bir açık verecekti cadı, adam bundan emindi. Gözlerini kısarak dikkatlice süzdü etrafı, İsa figürünün üstüne odaklandı. Oradaki gölgeyi seçmesi çok zor değildi, aslında patronus yapmadan da tahmin edebilmeliydi. Egosu o kadar yüksek birinin, Şeytan'ın Meleği'nin İsa'nın üstüne çıkıp, sahneyi izlemesi doğaldı. Verdiği açığın farkında değildi,patronusların gücünü izlemekle meşguldu. Kendi asasının ona döndüğünü fark ettiğinde kıpırdayamamıştı...

Ve Castiel'ın Baba'sından öğrendiği ikinci bir büyüyü şimdi uygulamasının tam vaktiydi. Büyülü sözcükleri söylerken, ona itaat etmek zorunda kalan Bela Çiçeği hüzünlüydü.. İlk defa efendisine bir büyü yolluyordu ve bu büyüyle daha önce hiç karşılaşmamıştı.. Lütfen ıskalamış olsun, efendisi oradan uzaklaşsın... Fakat büyü tam isabet etmişti, umutsuzca başını eğdi cadının asası...

Aradan birkaç saniye geçmişti,figürün üstündeki kadın dengesini kaybedip yerçekimine kaptırmıştı kendini.. Yere doğru büyük bir hızla gidiyordu, çarpacaktı...

Ve iki silüet de yok olmuştu, kiliseyi darmaduman eden iki insan, bir başka boyuttaydı şimdi... Usulca gözlerini açtı cadı, çok fazla ışık vardı...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.


En son Matthew Dean Wood tarafından Ptsi 18 Ocak 2010, 00:38 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Emmanuelle Iris Lithium
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 73
Yaş : 24
Nerden : The Church Of Tempted
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Bela Çiçeği
Rp Yaşı : 24
Patronus : Panter
Rp Sevgilisi : `Aşk-ı Hüzün`
Kayıt Tarihi : 05/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Ptsi 09 Kas. 2009, 17:23

Emmanuelle kardeşlerinin ateşiyle dumana, sise ve küle dönüşmüştü. Şeytan' ın Melekleri' nden her biri tek tek kuvvetini birleştirmişti O' nun için. Sivri dişleri ve kamçılarıyla kanattıkları yaraların, Kıtsal Kırmızılarını yolluyorlardı yerin altından. Nyx ise, evlatlarının kudretiyle sarıp sarmalıyordu Gece'yle kızını. Ama Emmanuelle bunu saklayacaktı. Öyle bir zaman geldiğinde geceye karışacaktı ki, Tanrı' nın Melek' iğinin tek bulduğu hüsran olacaktı. Adım adım gidiyordu Emm ve başarıyordu. Babasının ve Tanrıçasının nimetlerini tek tek kullanıyordu. Castiel' in içinde taşıdığı su gibi duru umudu, hava gibi candaş merhameti alıyordu içine. Derin bir nefesle çekiyordu hepsini ve güçleniyordu. Adamın bitmek bilmeyen umutları ve hayalleri besliyordu Emmanuelle' in ruhunu. Bitmek tükenmek bilmeyen ölümsüz aşkı doyuruyordu onu ki ne trajiktir; Emmanuelle' i doyuran aşk, Ruhunu Karanlık yana adamış güzel cadı içindi... Castiel' in duyduğu lanetli fısıltıları aslında birer duaydı şeytana edilmiş. Meleklerinin ritüellerinde tüm adımlar tek tek geçiliyordu. Emmanuelle' in fısıltısı ise kiliseyi büyülüyordu. Kabullenilmesi gerekli eşsiz bir güçle saldırıyordu karşısındakine.

Emm, kusursuz vücudu ve dik sırtıyla Isa figürünün tam tepesinde duruyordu. Elleri belinde, adamı seyre dalmıştı. Kilisede hala bıraktığı sıcak duman eserken, Castiel Bela Çiçeğini almıştı eline. Emmanuelle hep kendini çağrıştıran asasına baktı ve durduğu ellere tiskinir bir bakış koyuverdi. Çok uzun sürmemişti Castiel' ın ne yapacağını anlamak, belli ediyordu bakışları. Gözlerini Gece' den alan Emm' in vergisiydi bu da. Kısa süre sonra beklediği hamleyi yaptı adam ve iki gümüş mantikor fırladı asalardan. Bela Çiçeği daha öncede tatmıştı gümüş panter patronusun eşsiz büyüsünü. Şimdi ise tiskindirici bir asayla aynı kalıpta büyüyü tadıyordu. Hüzünlü gibi gözüküyordu asası Emm' in ki kısa süre geçmeden ışığı ele verdi Emmanuelle' in sonsuzluktan yapılma kusursuz hatlı gövdesini. Castiel'sa hızlı davrandı ve fısıltılarıyla kadının vücudu yere çakılacakçasına düşmeye başladı. Emmanuelle göklerde kalmanın acizliğinden toprağına döneceğine mutluydu bir yerde, hazırlandı ve derin bir nefes aldı. Gözkapaklarını araladığında gözlerini bembeyaz ışıklar yalıyordu. Yere düşmüştü ama bulutsu bir cisim üstündeydi. Her tarafın sanki güneşten parçalarla donatılmışçasına parlayan bir güzellğini vardı. Emmanuelle' de her ne kadar etkisiz kalsa da; huzur bulabileceğiniz bir güzelliğe sahipti burası. Tanrı'nın odası, güzel meleklerle donatılmış, istediğin herşeyin ödülünü aldığın iddaa edilen küçük bir Cennet Modulüydü burası. Aydınlığı içine işliyordu insanın, kadının ayak bileklerine sürünen bulutumsu sislerse kendine hayran bırakıyordu. Emmanuelle geldiği ortamın büyüsünden hiçbir şey olmamışçasına toparlandı. Castiel' sa tam karşısında belirmişti. Adımlarını kaldırdı ve toparlandı. Dağılmış kahverengi saçları ve kan kızılı elbisesiyle, bulutları kanatıyor gibiydi. Darmadağan ettikleri kilisede hiçbir şey olmamış gibi beyaz sislerin arasından kaydırmaya başladı adımlarını Castiel' a doğru. Tiskinir ifadesinde sinsilikte okunuyordu. Saçlarını savurdu hiç usulca olmayan bir edayla. Castiel' a doğru yaklaştığında kırmızı dudaklarını araladı yavaşça.

"Castiel..."

Sesi yine sihri altına alan fısıltısına dönüşmüştü. Bu öyle bir yetiydi ki; herkesi yolundan saptırabilir, baştan çıkarabilirdi. Adamsa Emmanuelle'in ölümsüz fısıltılarına karşı tepkisiz duruyordu. Kadının amacı etkisi altına almak değildi adamı, O' nun ölümsüz nefesini hissetmesini sağlamaktı. Anlayacaktı, gün gelecek tüm dünya emri altına girdiğinde Şaytan' ın, anlayacaktı... Döngü çoktan başlamıştı... Emmanuelle uzun tırnaklı ellerini adamın paltosunun yakasına götürdü ve şöyle bir düzeltir gibi yapmaya başladı. Adamsa kaşlarını çatmış ifadesizce bekliyordu. Castiel' ın ona sinirli gözlerle baktığını görünce, asıl alevler tüten gözlerini görmesini istedi aniden. Şeytan' ın Ateşi' ni bir an olsun hissetmesini istedi. İki eliyle dokunduğu yakasını kavranı ve kendine çekti. Bembeyaz bulutların üstünde vücudundan tüten alev görülür gibiydi. Tüm hırsıyla Castiel' a hitap etti. Kibirli, korkusuz ve alev alev ürkütücü bir ses tonuyla...

"Bu küçük oyunların beni kandıracağını mı sandın? Acizsin! İhtiyacın olduğunda o meşhur 'yardımını' üstüne göndermeyip seni gökyüzünden en aşağıya savunmasız bırakan Baban gibi! Sen de acizsin..."

Ürkütücü ve korkusuz sesi Castiel' a birşeyleri ispatlamaya yeterliydi. Şeytan' ın Melek' i pes etmezdi ve Babası uğruna ölümü göze alan varisleri varken onları ne yarı yolda bırakırdı ne de tepelerden betona çakılışına göz yumardı. Şeytan sarmalardı ve minnet duyardı. Söylenen tüm sözlere ve yapılan herşeye rağmen, ortada tek bir gerçek vardı. Şeytan, Tanrı'dan daha adildi...

Ve Emmanuelle gözlerine dolan beyaz ışıktan yorulmuş bir edayla, Castiel' a cehennemi tattırmaya yemin etti. Ya bugün ya da yarın... Onun gözlerindeki korkuyu iliklerine kadar hissedene dek zaferi tadamazdı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Çarş. 11 Kas. 2009, 20:55

Kadının gözlerini açması, 'Yapay Cennet'in ışığından rahatsız olmasına rağmen huzur verici ortamdan hoşlanması Castiel'in tam da istediği olay değildi. Kadın yanına gelip, pardesüsünün yakasıyla oynayıp ismini fısıldıyordu. İnsanın tüyleri diken diken olurdu gerçekten, zehirli dili oldukça etkileyiciydi. Fakat Castiel'i etkilemek için bundan fazlasına ihtiyaç vardı...

Dişilik abidesinin yakasına yapışıp, Baba'sı ve kendisiyle ilgili hakaretler yağdırması, aciz olduğunu inatla, cehennem ateşi gibi alev alev tonda söylemesi benzersizdi. Kırmızı dudaklarından çıkan sözcükler Castiel'i etkilemese, güzelliği çarpıcıydı. Yakasından tutan elleri, iki eliyle tutup, birleştirdi. Avuçlarındaydı şimdi kadının elleri. Gerçekten de sıcaktı, normalden daha sıcak... Fakat birşeyler oluyor, değişiyordu. Seherbazın ağzından sadece bir sözcük çıkmıştı,ve eller arasındaki sıcaklık birden düşmeye başladı. Eski bir numaraydı bu da, Castiel'ın en yakın dostuyla birlikte buldukları bir büyüydü. Birkaç saniye sonra kadının elleri ince bir buz tabakasıyla örülmüştü. Şaşkın bakışlar altında ince tabaka genişlemiş ve cadının dirseklerine kadar ilerlemişti. Biraz serinlese rahat ederdi herhalde...


"Emmanuelle, neden bu kadar öfkelisin? Nereden geliyor bu nefret? Gözlerindeki ateşin kaynağı ne?

Ses tonu hafiften alaycıydı, yakışıklı yüzünde ufak bir gülümseme belirmişti. Eski günleri gelmişti aklına birden,eski dostu gelmişti... Aaron kaybolalı neredeyse dört yıl olacaktı. Onun kaybı, en az Reneé kadar üzmüştü Castiel'i. Yalnızlığı doruktayken, gücü doruktaydı. Böyle olmasını istemezdi, fakat hayat böyleydi...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.


En son Matthew Dean Wood tarafından Ptsi 18 Ocak 2010, 00:39 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Emmanuelle Iris Lithium
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 73
Yaş : 24
Nerden : The Church Of Tempted
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Bela Çiçeği
Rp Yaşı : 24
Patronus : Panter
Rp Sevgilisi : `Aşk-ı Hüzün`
Kayıt Tarihi : 05/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Perş. 12 Kas. 2009, 17:32

Emmanuelle' in cehennemden çıkmışçasına kaynayan elleri Castiel' ın pardesüsündeydı hala. Castiel' sa ifadesizce bakıyordu sadece. Kadın; yakuttan çalıntı gözleriyle bakıyordu adama, kırmızı dudaklarından dökülen sözcüklerle belirliyordu hareketlerini. Emmanuelle gözlerini bir kez bile kaçırmadı ve adama bakmayı sürdürdü. Kısa bir süre geçmişti ki, ihtiras dolu bu çatışmadan hiç yorulmamışçasına aynı güçle bakan gözleri görmüştü kadın. Saniyelerin peşinde Emmanuelle' e buz gibi gelen eller değmişti ellerine. Alev alev yanan ellerinin yanında adamın ellerinin soğukluğu öylesine bir tezat oluşturuyordu ki; görülmeye değerdi. Kısa süre sonra klasik fizik kurallarının ibaresinden oldukça dışarı bir havayla ısıları eşitlenmeye başlamıştı. Terazinin kolları eşitlenmeye yüz tutmuştu ki, Castiel' ın gençlikten kalma oyunları Emm' in yanan ellerini buzun ince çizgisiyle kaplamıştı. Hemen ardından Castiel' ın yarı alaycı sözleri ve muzurca gülümsemesi Emmanuelle' in harekete geçme vaktini işaret etmişti.

Emm bir süre küçük bir buz tabakasıyla kaplanmış ellerini Castiel' ın kocaman güçlü avuçlarında bıraktı. Yine gözlerini bir saniye bile olsa kaçırmamıştı. Yavaş yavaş yüzüne alaycı bir gülümseme yayılmaya başlamıştı. Bir yandan da düşünüyordu. Bir erkek neden alev alev yanan bir dişinin ellerini buzun koynuna bırakırdı ? Saçma gelmişti Emm'e en az peşinden onları takip eden soruları gibi. Alışık olmadığı bir hızla çekti ellerini adamın avuçlarından. Dirseklerine kadar ilerlemekte olan buz kalıbını eritmenin vakti gelmişti. Pek zor bir şey değildi, ne Şeytan' ın yardımına ihtiyacı vardı bu kez, ne de kardeşlerinin. Emmanuelle' in içindeki ateş yeterdi eritmeye buzları... Kollarını zorlandığını belli dahi etmeyecek bir şekilde ensesine götürdü. Yavaşça saçlarının arasından geçirdi ve yüzünden bir saniye eksik etmediği gülümsemesiyle ellerini göğsünde kavuşturdu. Belini hafifçe kırmış, biraz da olsa alaylı bir ifadeyle adama bakıyordu.

"Ateşle beslenen bir vücudu donduramazsın Castiel..." dedi sadece. Adamın ne olursa olsun değişmeyen sabit ifadesinin ardından, yeminini tutmaya hazırlandı. Tek tek cevaplayacaktı tüm sorularını. Bu öfkenin sebebi neydi? Gözlerinden okunan ateşin anlamı neydi? Tüm soru işaretlerini tek tek yakacaktı. Zarif ve ince ayak bileklerine dolanan bulutumsu sislerden sıyrılarak arkasını döndü ve adımlar atmaya başladı yavaşça. Sakin ama temkinli hareket ediyordu. Her saniye burnuna taze yeşillik ve yağmur kokusunun dolduğu, etrafını bembeyaz ışık çemberlerinin sardığı Cennet' ten özenmiş küçük modulün içine hapsedilmiş kalmıştı. Işıktan rahatsız olan gözleri adama arkasını döndüğü anda kısılmış ve birkaç saniyeliğine de olsa kapanmıştı. Hızla arkasını döndü ve adama gerçekten içten gülümsedi ilk ve son kez.

"Neden böyle olduğunu anlatamam..." dedi usulca. "Ama gösterebilirim." Bu kez ifadesizce boşluğa dalmıştı. Onun şimdiki dalgın bakışlarını gören, gerçekten masum sanardı belki. Ama Iris' in aydınlığı kısa sürerdi. Karanlık bastı yüzünü aniden ve tekrar döndü gözleri adama.

"Bedenimin büyüdüğü ateşten nehri, gözlerimden akan kutsal kızılı görebilirsin." Sözlerini bitirdiği anda ellerini göğsünde çözdü ve var kuvvetiyle açtı iki yana. Cennetin bulutlarını soğurmaya başlayan rüzgar gittikçe şiddetleniyordu. Emmanuelle etrafında bir kez döndü çabukça, saçlarını esen rüzgarla dansa bırakırken. Tekrar adama döndüğünde bir şeyler mırıldanır gibi bir hali vardı. İki yana açılmış kollarını tüm gücüyle başının üstünde birleştirdi ve çıkardığı gürültü Minik Cennet' e Emmanuelle' e yakışır bir elveda olarak kaldı. Esen rüzgarla birlikte vücutlarını vakumlayan bir borudan geçtiler aniden sanki. Hızla yere çakılan bir asansörün içinde gibilerdi. Ama bu kez Yedi kat gökten, Yedi kat yere iniyorlardı.
Emmanuelle kapattığı gözlerini hafifçe araladı ve karşısında hafifçe sarsılmış vücuduyla adamı gördü. Biraz şaşkın bakışlarla süzüyordu etrafını. Tam yanlarında çekirdekten sökülmüşçesine akan bir magma şelalesi vardı. Her düşüşünde daha da sıçratıyordu etrafına. Her yer kan kızılla donatılmış, altın ve yakutla yıkanmıştı. Emmanuelle' in tam ardında ise, altından yapılma yakuttan gözyaşlarıyla ağlayan bir kapı vardı. Kardeşlerinin kasvetli odasının kapısı aralanmayacaktı asla. İkisi de hesaplarını yalnız dürmeliydiler. Hafifçe gülümseyen yüzüyle Castiel' a baktı. Alev alev şelaleye bakıp Emmanuelle' in gözlerini hatırlamasını istiyordu, duvarlardaki boyunca sarkıtlara bakıp öfkesinin kuvvetini. Ardındaki kapıya bakıp bedenini hatırlamasını istiyordu, yuvasının sıcaklığına bakıp ateşini...

"Kara Melek' in evine hoşgeldin..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Paz 22 Kas. 2009, 21:16

Yedi kat gökten yedi kat yere inmenin verdiği şok edici tecrübenin öncesinde Emm, alev alev yanan ellerinin buz tutmasına çok da aldırmamış gibiydi. Basit bir hareketle buzu çözerek Castiel'a neden bu şekilde olduğunu anlatamayacağını söyledi, sadece gösterebileceğini belirterek göstermeye başladı. Tanrı'nın nimeti cennet yavaş yavaş yokolurken ortaya çıkan şiddetli rüzgar adamın yağmurluğunun eteklerini uçuruyordu. Minik Cennet'ten Minik Cehennem'e iniyorlardı, bu belliydi. Kadın bu numarayı yapmadan birkaç saniye önce bu durumu anlamıştı zaten, görmeyi de istemiyor değildi. Aciz Şeytan'ın elinden ne gelirdi, görmek istiyordu. Lakin öyle de oldu ve alev alev akan nehirler, kızıl ormanlar gibi uzanan lav tabakası... Kırmızının her tonu burada bulunuyordu, korkutucu derecede sıcaktı, karşısındaki kadının memnuniyetle gülümseyen yüzü Castiel'in her zamanki ifadesiz yüzünü değiştirmemişti...

"Kara Melek burayı ısıtmak için epey uğraşıyor olmalı..."

Kilisedeki bedeninin hala iki asayı da tutuyor olduğunu tekrar hatırlayan Castiel, Bela Çiçeği'yle henüz işini bitirmediğini biliyordu. Minik Cehennem'den çok da etkilenmemişti açıkçası, Tanrı'nın Meleği'ni güçsüz duruma düşürmek için bundan çok daha fazlası gerekiyordu...

Cehennem'e indiklerinden beri ilk kez adım atarak kadının yanından geçti ve arkasındaki kapının önünde durup onu incelemeye başladı. Sağ elinin tersiyle şöyle bir okşadı, kızgın kabartmaların elini yakmasına aldırmıyordu. Sonrasında sol tarafına baktığında, ortamın rengiyle uyumlu br platformun üstünde duran bi kitap gördü. Aynı sakin adımlarla oraya süzüldü, dikkatlice kıstı gözlerini... 'Cehennemdeki İncil' buradaydı demek... Çarmıha ters bir şekilde asılmış İsa figürü Castiel'in canını yakmıştı hafiften. Kötülüğe olan nefreti katlandıkça katlandı, hızla arkasını dönüp kadının gözlerine kilitlendi. İfadesiz yüzünden kesinlikle birşey anlaşılamazdı. Fakat gözleri Cehennem'in ateşinden kat kat güçlü ateşler saçıyordu Emmanuelle'e...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.


En son Matthew Dean Wood tarafından Ptsi 18 Ocak 2010, 00:43 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Emmanuelle Iris Lithium
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 73
Yaş : 24
Nerden : The Church Of Tempted
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Bela Çiçeği
Rp Yaşı : 24
Patronus : Panter
Rp Sevgilisi : `Aşk-ı Hüzün`
Kayıt Tarihi : 05/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Cuma 27 Kas. 2009, 19:28

Emmanuelle, düşmanına cehennemi tattırmanın verdiği zaferin ilk çığlıklarıyla uyanmayı tetikleyen hazla gülümsüyordu. Castiel' ın yüzündeki gülümsemenin derinlerini okuduğunu biliyordu. Çünkü onlar özeldi. Her ikisi de... Emmanuelle' in topraktan ve yakuttan yapılma bedeni, Tanrıça'sının kutsadığı güçlerle sarıp sarmalanmışken, Castiel' in gözlerini okuması hiçte zor değildi. Adam için de bu böyleydi, biliyordu. Emmanuelle onun gözlerine baktıkça okuyordu geçmişini ve geleceğini ondan, kendi de biliyordu bunu aslında. O da görmeye çalışıyordu Emm' i. Belki başarıyorlardı, belki ikisinin de gördükleri küçük oyunlardan ibaretti. Emm'in yaptığı gibi Castiel' da mühürlemiş miydi gözlerini yoksa? Ama buradan belliydi. İkisi de Özeldi... Emmanuelle, Castiel' ın ifadesiz maskesinde aslında neleri gözlediğini görmek için kıstı gözlerini ve gözlerine baktı. Tanrı' nın Melek' i olmanın aciz görüntüsüyle örtülmüş bir adam olmasaydı eğer, kadının Babası'nın Melekleri' ne katılsaydı; Emmanuelle için vazgeçilmez bir av olabilirdi. O'nu süzdükçe farkediyordu daha bir, aslında tam da Emm' in ağzına layık bir lokma idi adam. Güçlü, sert ve kudretli. Ama Emmanuelle' in asla bir başkasına ait olmayacak karalık kalbi gibi değil, ışıklar saçan masalların iyi kalbi vardı O'nda. Yazıktı, ziyandı... Aslında O'nu avuçlarına almak Emm için oldukça kolaydı. Bir erkekti O, genelden farksızdı. Herkese olabileceği gibi, Emm O'na da sahip olabilirdi aslında. Kolay olaydı. Sonra ani şimşekler çaktı Emmanuelle' in aklında. Altın oyma ters haçı ve Cehennem' in İncil' ini yeni farketmiş adama döndü Emm. Buram buram dumanların yükseldiği yerden ve alevden şelalelerin arasında dahi, kilisede ilk karşılaştıkları andan sonra O'na has Pür Çekicilik durumuna rahatlıkla bürünmüştü. Adama doğru ilerlerken, bakışları dahi değişmişti aslında. En sonunda adamın soğuk soluğunu hissedecek kadar yaklaştı ona. Emmanuelle'in ortamı kıskandıran sıcak vücudundan sonra, adamın soluğu keskin ve soğuk geliyordu insana. Kan kızılı dudakları aralanmış adama sokuldu iyice gözlerindeki teması koruyarak. Sol bileğinde tam damarının üstüne işlenmiş Şeytan' ın okkalı küçük damgasını gözler önüne serercesine, uzun tırnaklı işaret parmağıyla adamın çenesini altına dokundu. Castiel' in buz kesmiş teni, Emmanuelle' in ona alevini kanıtlama arzusuyla yanmaya başlamıştı. Yavaşça, usulca yükseliyordu sıcaklık şah damarından şakaklarına doğru. Adamın ifadesiz görünmekte ısrarcı yüzünde artan sıcaklığın farkına varmışçasına kısa süreli bir buruşma görmüştü. Bu kez Emmanuelle' in ateşi onu fazla zorluyordu. Kadınsal ve kudretle birleşmiş çekiciliğin karşısında, ne olursa olsun tüm gücünden ve kuvvetinden öte bir erkek olan Castiel' in arta kalan hamleleri azalmıştı. Hedefi için yapmalıydı, aklındaki planlarında ancak böyle oturacaktı taşlar yerine. Kıskandıracak kadar baştan çıkarıcı bir fısıltıyla konuşmaya başladı Emmanuelle.

"Varlığım yetiyor Castiel..." dedi işaret parmağını adamın çenesinin altından boynunda atan nabzına kaydırırken. "Adım yetiyor..." dedi usulca. Castiel' ın nabzını hissettiği anda boynunda orta parmağını da birleştirdi diğer parmağına. İki parmağını da adamın kesik kesik kalp atışlarını dinlemek için kullanıyordu şimdi. Kısık gözlerini adamın gözlerinden bir an bile ayırmıyordu, yapmaya başladığı büyüyü bozmamak için. Castiel' ın yavaş yavaş hızlanmaya başlayan kalp atışlarından duyduğu memnuniyetle gülümsemeye başlamıştı Emmanuelle hissettirmeden. Güzelliğinin lanetli büyüsü tüm bedenini sarıyordu adamın yavaşça. Adamın hızlanmaya başlayan nabzını dinliyordu iki parmağıyla. An geliyordu. Emmanuelle' in gözlerinin kenetlendiği adam hipnotik bir kaç duyuyla anlayacaktı şimdi herşeyi. Hızlanan nabzında hissetti, istediği yer gelmişti şimdi. Aralanmış dudaklarının kısık gözleriyle kombinesini bozsa bile, nabzının istediği yere geldiğini anlayınca saydı sessizce. Kan kızılı dudakları oynadı sadece.

"Üç... İki... Bir..." Saniyeler birbirini kovalamış ve şimdi Emmanuelle' in güzelliğinin laneti Castiel' ın bedenini sarsın diye son hamle yapılacaktı. Hayali rüzgara doğru kıpırdayan dudaklarının ardından adama hareket edecek saniyeler bile tanımadan, iki parmağını koyduğu boynuna avcunu yerleştirdi. Boynunu yana büktü ve Castiel' a kan kızılı dudaklarını tattırmak için soluklarını buluşturdu. Emmanuelle' in sahip olmak isteyeceği bu adam, aydınlık kalbinden kaybediyordu aslında herşeyi. Anlamasına yardımcı olacak, tutku dolu bir öpücük bahşediyordu şimdi ona. Isınan vücudu ve deli gibi atmaya başlayan nabzından sonra, cehennemdeki alevleri bile kıskandıracaktı büyüsü öpücüğün. Emmanuelle' i eğlendiren bu oyunu oynamanın karşılığını alıyordu. Tıpkı almanın elinde olduğu diğer şeyler gibi...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   Cuma 27 Kas. 2009, 22:14

Cehennem'deki İncil'in yanındaydı, etrafını dikkatlice inceliyordu. Alev alev yanan şelalerin akışı onu büyülemeye çalışıyordu, başarabileceği şüpheliydi. Kendini bu duruma kaptırmamak adına için için Tanrı'ya dua ediyordu. Keskin ve cezbedici gözler Castiel'in gözlerine kilitlenmişti. Usul usul yaklaşıyordu, attığı her adımda çekiciliği artıyordu sanki.. Varlığının yettiğini söylemişti, gerçekten de varlığıyla burayı ısıtabilecek potansiyele sahip gibi görünüyordu...

En sonunda alev alev yanan nefesini hissedebiliyordu, sol elini kaldırıp tek bir parmağıyla Castiel'in çenesinin altına dokunuyordu. Yavaş yavaş aşağı indirdi parmağını, Dokunduğu yerler alev almıştı sanki.. En sonunda şah damarını bulmuştu, başından beri orayı hedeflediği belliydi. Cezbedici bakışlarını bir an bile kesmemişti. Boynundaki parmak sayısı iki olmuştu, ve nabzını kontrol ediyor gibiydi. Ateş basmıştı Cass'ı, ortamın sıcaklığından mıydı, Emmanuelle'in parmakları ve boynunu ısıtan nefesinden miydi bilmyordu. Tüm bunlar ifadesiz yüzünde bir ifade yaratmaya yetmemişti elbette, fakat nabzı açık veriyordu. Aralanmış kıpkırmızı dudakları yaklaştı, ve Cass'ın dudaklarını buldu...

Saniyeler, dakikalar, saatler, günler... Ne kadar zaman geçtiği belirsizdi, aslında önemli değildi. Büyüleyici bir durumdu. Cass kendini iyi hissetmiyordu. Sağlıksız hissetme gibi birşey değildi, 'iyi' olduğunu hissetmiyordu. İçine karanlık düşünceler dolmuştu sanki, Tanrı'ya isyan etme isteği, onu sorgulama isteği hissediyordu. Düşünceleri onu boğuyordu, daha önce düşünmeyi hayal bile etmediği şeyler aklındaydı. Şüphe tüm benliğini kemiriyordu, fakat ifadesiz yüzü bunları saklamayı gayet güzel başaracaktı. Tüm bunlardan sonra usulca ayrıldılar...


"Bunu neden yaptın?"

Neden yaptığını gayet iyi biliyordu aslında, aklına şüpheyi sokmak, içini karanlıkla doldurmak içindi. Bunu da gayet güzel başarmıştı aslında, başka bir insan olsa şimdi Şeytan'a tapmaya başlardı herhalde. Fakat Castiel'in Tanrı inancı kadının düşündüğünden de fazlaydı. Etkilenmemeye çalışıyordu, düşünmemeye çalışıyordu. Tüm düşüncelerini kafasının arkasında bir yere attı güçlükle, şimdi zihni berraktı ve karşısındaki Meleğe bakıyordu. Şu anda karanlığın bir meleği olması önemli değildi...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.


En son Matthew Dean Wood tarafından Ptsi 18 Ocak 2010, 00:44 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Emmanuelle Iris Lithium
Kaçak
Kaçak
avatar

Mesaj Sayısı : 73
Yaş : 24
Nerden : The Church Of Tempted
Rp Düzeyi : Harikulade
Tarafı : Karanlık
Kan Durumu : Safkan
Asa : Bela Çiçeği
Rp Yaşı : 24
Patronus : Panter
Rp Sevgilisi : `Aşk-ı Hüzün`
Kayıt Tarihi : 05/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   C.tesi 28 Kas. 2009, 01:55

Emmanuelle kan kızılı dudaklarını adamın soğuk dudaklarından ayırdığı anda, çekicilik pili tükenmişçesine az önceki halinden uzaklaşmıştı. Ama adam için bunun değişmediğini biliyordu. Uyanın millet! Emmanuelle'in öpücüğü lanetliydi. Emri altına alabilir, hükmedebilirdi. Bunun Castiel' daki etkisi çok daha zayıftı belki de. Ama fark yaratmazdı. Emmanuelle vücudunu geri çekerken adamın sorusuna yanıt vermek için hiç acele etmedi. İşaret parmağını tekrar adamın boynuna yerleştirdi usulca ve nabzını kontrol etti. Normaldi... Emmanuelle' in yüzü zaferin sinsi ışıltılarıyla gülümsedi. Parmağını dikleştirip, tırnağını adamın boynuna boylu boyunca sürterek fısıldadı yine alışılagelmiş tonuyla.

"Oyun, Castiel..."

Bu sözleri yeterliydi Castiel' a sebebini anlatmak için. Onu oyalıyordu, asıl sebebi o da biliyordu adı gibi. Emmanuelle topuklarının üstünde ardını döndü usulca adama. Adımlarını kardeşlerinin ardında yattığı kapıya çevirdi ve incecik uzun ellerini üstüne yerleştirdi. Altın oymaların üstünde gezdirdi parmaklarını. Fısıldadı adamın duyamayacağı bir tonla.
"Yakında... Çok yakında kanayacak kızıl."

Sonra sarı saçlarını savurarak hızla döndü yüzünü adama. Kısık gözlerini yine gözlerine yerleştirdi ve adam bir şey söylemesini beklerken O; ince kollarını başının üstüne kaldırdı ve mini cehennem modülünü sarsan bir uğultuyla kapadı. Şaklayan elinin ardından görüntü silindi ve kendilerini darmaduman ettikleri kilisede buluverdiler. Emmanuelle topuğunun açtığı izin tam üstüne gelivermişti yine. Yaptığını doğru tamamlamanın verdiği gururla ince topuğunu tekrar yere dokundurdu kısa bir ve küçük kız çocukları gibi topuğunu çevirdi yerde. Ardından tam karşısında artık sinir bozucu olmaya başlamış ifadesiz yüzüyle duran Castiel' ı gördü. Yarı sendelemiş gözüken adam şimdi Emmanuelle' e dikmişti gözlerini ve onu gözlüyordu. Emmanuelle yavaşça doğrulttu adımlarını adama doğru. Yüzünden yeni yeni eksik olmayan gülümsemesiyle elini adamın omzuna koydu ve kendinden emin sesiyle konuştu.

"Güzel oyundu Castiel.." dedi muzurca. Sadece bir oyundan ibaret olabilirdi onun için hepsi. Sonra parmaklarını yine adamın boynuna götürdü ve kontrolünde olup olmadığını bir kez daha yokladı. Herşey işliyordu, yolundaydı. Memnun yüzüyle adamdan ayırırken parmaklarını, o farketmeden bileğindeki damganın soyut bir kopyasını yerleştirdiği boynuna dokunuşları. Elini indirdi ve saçlarının arasından geçirdi şöyle bir sonra adama arkasını dönüp yaklaşık 5-6 adım aldı. Yine garip bir hızla döndü ve gülümsedi. Ama gülümsemesi kısa bir sürede buz kesti. İfadesi keskindi ve bahsetmek istediği tam da yerine ulaşacaktı, emindi.

"Bu arada..." dedi sessizce ve aniden sesi yükseldi. Kızıl elbisesi sise ve dumana karışırken ardında sadece gölgeleri bırakmadan önce sesini bahşetti.

"Meleklerin Ayini sona erdi!"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Matthew Dean Wood
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 905
Yaş : 25
Rp Düzeyi : Çığır açan, akla zarar!
Tarafı : Kutsal Güç - Tanrı'nın Aydınlığı
Kan Durumu : Safkan
Asa : Cennet'in Kılıcı
Rp Yaşı : 26
Patronus : Mantikor
Rp Sevgilisi : Kutsal bedenime düşen ilk yağmur damlası;
Eléa...

Özel Yetenek : Çatalağız
Kayıt Tarihi : 17/10/09
Ruh Hali :

MesajKonu: Geri: Meleklerin Ayini   C.tesi 28 Kas. 2009, 13:08

Oyundu demek. Tekrar nabzını kontrol edip, alev alev parmaklarını adamın boynuna koyduktan sonra söylemişti bunu. Nasıl bir oyundu bu? Neden hala buradalardı? Neden üşüyordu?
Arkasını dönüp kardeşlerinin içeride olduğunu söylediği kapıya doğru yürüdü, sonra da arkasını dönüp adama baktı Emmanuelle. Bir şey söyleyecekti, hayır söylemedi. Topuğuyla yeri göğü sarsarak Cehennem modülünü kapıyordu. Kısa bir süre sonra harabe hale gelmiş katedrale döndüler. Castiel az da olsa sarsılmıştı, normalde sarsılmazdı. Doğru olmayan şeyler vardı şu an burada, bu katedralde. Ama ne olduğunu kestiremiyordu Tanrı'nın Meleği. Tanrı'yla tüm ilişkileri kesilmiş gibiydi, artık kilisenin verdiği huzuru hissedemiyordu. Belki de kilise artık bir harabe olduğu içindi, ama Castiel sanmıyordu. Doğru olmayan birşey vardı...
Kadın yanına gelip ellerini Cass'ın omuzuna koymuş, parmakları tekrar boynuna gitmişti. Bir şeyi kontrol ediyor gibiydi, ne kadar da güzeldi... Onun karanlık olduğu gerçeği bir süreliğine Cass'ın aklından gitmişti. Onu şu an sadece büyüleyici buluyordu. Arkasını dönüp yürürken hipnotize olmuş gözlerle kadını izlemeye devam etti Tanrı'nın Meleği. Dönüp gülümsemesini dikkatle gözlemledi, tam da beklediği gibi gülümsemesi silindi birkaç saniye sonra. Tozu dumana katarak yok olduğunda haykırdığı cümleler Meleklerin Ayininin sona erdiğini söylüyordu. Kadın gitmişti, Castiel hala kadının kaybolduğu yere kıpırdamadan bakıyordu. boynundaki soyut dövmenin farkında değildi, olamayacaktı da. Kadın ona büyüleyici gelmişti, çünkü gerçekten büyülenmişti...
Bir süre sonra kendine gelip asasını çekti ve onun birkaç hareketiyle kiliseyi eski haline getirdi. İsa figürüne baktı tekrardan, ve o anda Tanrı'nın verdiği emir sonunda adama ulaştı. Kiliseden çıkması emredilmişti, daha önce hiç bu kadar net bir emir geldiğini hatırlamıyordu. Arkasını dönüp ağır adımlarla kiliseyi terkettiğinde tekrardan, daha önce olmayaqn birşey oldu. İkinci bir emir geldi, hem de kilisenin dışındayken. Spinner's End'e gitmesi söyleniyordu. İtaat edecekti, emirin Tanrı'dan geldiğinden emin olmasa da şu anda düşünebildiği tek şey emirlere itaat etmesiydi. Arkasında hiçbir ses patlaması bırakmadan, birdenbire kaybolurken, Castiel büyülendiğinin farkında değildi, emirlerin ona Tanrı tarafından gönderilmediğinin farkında değildi. Karanlığın Meleği'nin büyüsünden ne zaman kurtulacağı ise bu noktadan bakıldığında tam anlamıyla bir muammaydı...

_________________


Sizler özel değilsiniz, eşi benzeri olmayan kar tanesi değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz, sizler işiniz, kredi kartınızın limiti değilsiniz.

Sizler şarkı söyleyen, dans eden pisliklersiniz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Meleklerin Ayini
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Verus Magia | Role Play Sitesi :: World Tour :: Paris :: ¨Notre Damme Kilisesi -
Buraya geçin: